Yoldaki Toprak Yığını, Eksik İşaretleme ve Belediyenin Hukuki Sorumluluğu: Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi Kararı Işığında Değerlendirme
Lawantra
20.08.2026
Kent içi yol yapım, bakım ve onarım çalışmalarında yeterli işaretleme ve güvenlik tedbirlerinin alınmaması, sürücüler için ciddi riskler oluşturmaktadır. Özellikle gece saatlerinde aydınlatılmayan ve uyarı levhası, duba veya reflektörle işaretlenmeyen çalışma alanları, tek taraflı kazalara yol açabilmektedir. Bu tür olaylarda zarar gören araç sahiplerinin zararını hangi yargı yolunda ve kimden talep edeceği, uygulamada sıkça tartışılmaktadır.
Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.02.2026 tarihli, 2025/97 E., 2026/87 K. sayılı kararı, bu konudaki güncel yaklaşımları ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Karara konu olayda, sürücü gece saat 20.00 sıralarında şehir içi bir caddede seyrederken, yol çalışması yapılan kesimde herhangi bir uyarı levhası, duba veya reflektif işaretleme olmaksızın yol üzerine bırakılan toprak yığınına çarpmıştır. Kaza tespit tutanağında belediyenin kusurlu olduğu, sürücünün ise kusursuz bulunduğu açıkça belirtilmiştir.
Mahkeme, alınan bilirkişi raporlarını esas alarak davayı kısmen kabul etmiş ve 259.456,09 TL onarım bedeli ile 8.160,00 TL araç mahrumiyeti bedelinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı büyükşehir belediyesinden tahsiline hükmetmiştir. Değer kaybı talebi ise reddedilmiştir.
Kararın hukuki dayanağı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 10. maddesinde düzenlenen yolun yapım ve bakımından sorumlu idarenin trafik güvenliğini sağlama yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüğün hiç yerine getirilmemesi, öğreti ve içtihatta “hizmetin hiç işlememesi” olarak nitelendirilen ağır hizmet kusuru oluşturmaktadır. Belediyenin, ihale ettiği yükleniciye işaretleme sorumluluğunu devrettiği yönündeki savunması ise mahkemece reddedilmiştir. Zira idarenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğu, sözleşme ile ortadan kaldırılamaz. Yüklenici ile idare arasındaki iç ilişki, ancak rücuen talepte anlam ifade eder. Zarar gören yönünden idare ve yüklenici müteselsilen sorumludur.
Görevli yargı yolu tartışması, bu tür davaların en kritik yönlerinden biridir. Klasik idare hukuku yaklaşımı, hizmet kusuruna dayalı tazminat taleplerinin idari yargıda tam yargı davası olarak görülmesini gerektirir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.04.2021 tarihli, 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı kararı da bu yöndedir. Ancak KTK m. 110/1, “bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının” adli yargıda görüleceğini açıkça hükme bağlamıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, yol güvenliği yükümlülüklerinin ihlalinden doğan uyuşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerektiğini kabul etmektedir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 08.11.2023 tarihli, 2022/16605 E., 2023/12068 K. sayılı kararı da bu çizgiyi desteklemektedir. Somut olayda da mahkeme, görev itirazını reddederek esastan inceleme yapmış ve uyuşmazlığı adli yargıda çözüme kavuşturmuştur. Avukatlar, dava stratejisi kurarken bu içtihat karmaşasını göz önünde bulundurmalı, olası görevsizlik itirazına karşı dosyayı güçlü delillerle desteklemelidir.
Zarar kalemleri bakımından karar oldukça öğreticidir. Onarım bedeli, bağımsız ekspertiz raporları ve piyasa rayiçleri dikkate alınarak belirlenmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 07.06.2018 tarihli, 2017/3377 E., 2018/6322 K. sayılı kararı uyarınca, hasarın kaza ile illiyet bağı kurulduğu ve bedelin makul olduğu tespit edildiğinde tazminat talebinin reddi mümkün değildir.
Araç mahrumiyeti konusunda ise bilirkişi, makul onarım süresini teknik olarak hesaplamış, günlük kiralama bedelinden amortisman ve zorunlu giderleri düşerek net zarar belirlemiştir. Bu yöntem, soyut beyanlarla değil, somut ve denetlenebilir verilerle mahrumiyet zararının ispatlanması gerektiğini gösteren iyi bir örnektir.
Kararın en dikkat çekici yanı, yüksek tutarlı hasara rağmen değer kaybı talebinin reddedilmesidir. Araçta değer kaybının oluşabilmesi için hasar gören bölgenin daha önce hasarlanmamış olması şarttır. Aynı bölgenin tekrar hasarlanması durumunda “mükerrer değer kaybı” oluşmayacağı kabul edilmektedir. Antalya BAM 13. HD’nin 06.07.2026 tarihli, 2024/1685 E., 2026/1029 K. sayılı kararı da bu yöndedir. Avukatlara önemli bir uyarı: Dava açmadan önce TRAMER sorgusu ve geçmiş hasar kayıtları mutlaka incelenmelidir.
Sonuç olarak, incelenen karar; işaretlenmemiş yol çalışmalarında belediyenin ağır hizmet kusuru nedeniyle zararın tamamından sorumlu tutulabileceğini, KTK m. 110 uyarınca adli yargının görevli olduğunu ve zarar kalemlerinin titizlikle incelendiğini ortaya koymaktadır. Avukatlar, bu tür davalarda kaza yerinde tutanak ve fotoğraf tutulması, bağımsız ekspertiz raporu alınması ve hasar geçmişinin önceden araştırılması konularında müvekkillerini bilgilendirmelidir.
Bu karar, hem araç sahiplerine hem de idarelere önemli mesajlar vermektedir. İdareler, yol çalışmalarında işaretleme yükümlülüğünün devredilemez bir kamusal görev olduğunu bir kez daha görmelidir. Hukuk profesyonelleri ise benzer uyuşmazlıklarda bu içtihatları referans alarak daha etkin hukuki hizmet sunabilecektir.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.