Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/916 E., 2023/108 K. Sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Belirsiz Alacak Davası
Lawantra
16.08.2026
T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2021/916 Esas, 2023/108 Karar sayılı ilamı, belirsiz alacak davası kurumunun sigorta hukuku alanındaki uygulanması bakımından önemli bir kilometre taşıdır. Dava, 25.10.2013 tarihli gelir koruma sigorta poliçesinden kaynaklanan işsizlik teminatının ödenmemesi nedeniyle açılmıştır. İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bozmuş, mahkeme direnmiş ve dosya Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.
Olayın Özeti ve Tarafların İddiaları
Davacı, 03.03.2005’ten beri çalıştığı işyerinden 06.06.2014 tarihinde iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine işe iade davası açmış ve sigorta şirketinden işsizlik teminatı talep etmiştir. Sigorta şirketi poliçe şartlarının gerçekleşmediğini savunmuştur. Mahkeme, bilirkişi raporu doğrultusunda 10 aylık işsizlik süresi için 10.225,26 TL hesaplamış, poliçe teminat limitiyle sınırlı olarak 4.500 TL talebi kabul etmiştir.
- Hukuk Dairesi, alacağın dava açıldığı tarihte belirlenebilir nitelikte olduğunu, davacının elindeki belgelerle işsizlik süresini ve tazminatı hesaplayabileceğini belirterek davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağına, hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nun Değerlendirmesi
HGK, öncelikle HMK m.107’nin amacını vurgulamıştır. Kurum, alacağın tam ve kesin olarak belirlenmesinin davacıdan beklenemediği veya objektif olarak imkânsız olduğu hallerde hak arama özgürlüğünü korumak üzere getirilmiştir. Belirsiz alacak davasının açılabilmesi için üç temel kriter belirlenmiştir:
- Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının tam ve kesin olarak belirlenememesi,
- Bu durumun davacının dikkat ve özeni gösterse dahi kendisinden beklenememesi veya objektif imkânsızlık,
- Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu belirlenebilir hale gelmesi.
Somut olayda poliçenin davacıya teslim edildiğine dair kanıt bulunmadığı, matbu poliçenin bir nüshasının verildiği ispat yükünün davalıya ait olduğu belirtilmiştir. Poliçedeki “Aylık brüt gelirin yarısı”, “Azami olay başı tazminat adedi”, “120 günlük istisna süresi”, “30 günlük bekleme süresi” gibi karmaşık hükümler nedeniyle alacağın dava açıldığı anda objektif olarak belirlenebilir olmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacının brüt ücretinin bordrolarda dönemsel değişiklik göstermesi, işsizlik süresinin 10 ay olarak belirlenmesi ve bilirkişi incelemesi sonucunda miktarın netleşmesi, belirsiz alacak davası şartlarının varlığını desteklemiştir. HGK, direnme kararını onamış, ancak diğer temyiz nedenlerinin incelenmesi için dosyayı 11. Hukuk Dairesi’ne göndermiştir.
Karşı Oy Yazısı
Karara karşı oy veren üyeler, davacının işsizlik süresini ve brüt ücretini bilebileceğini, ücret bordrosu ve son bordrodan basit bir hesapla teminat limitinin aşıldığını öngörebileceğini, poliçenin davacıya verilmemiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Bu görüşe göre dava, belirsiz alacak davası şartlarını taşımadığından hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir.
Mesleki Değerlendirme ve Avukatlara Yönelik Çıkarımlar
Bu karar, sigorta poliçelerinin matbu niteliği, poliçe nüshasının teslim edilmemesi ve hesaplama formüllerinin karmaşıklığı nedeniyle alacağın belirlenebilirliğinin somut olaya göre değerlendirilmesi gerektiğini teyit etmektedir. Avukatlar, gelir koruma sigortası, işsizlik teminatı ve benzeri poliçelerden kaynaklanan davalarda poliçe örneğinin davacıya verilip verilmediğini mutlaka sorgulamalı, poliçe şartlarının karmaşıklığını gerekçe göstererek belirsiz alacak davası açmalıdır.
Karar aynı zamanda HMK m.107’nin 7251 sayılı Kanun ile değişik halini de gözeterek, tahkikat aşamasında iki haftalık kesin süre içinde talebin tam ve kesin olarak belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Tazminat ve sigorta hukuku pratiğinde bu içtihat, belirsiz alacak tartışmalarına önemli bir açıklık getirmiştir.
HGK’nın bu kararı, benzer uyuşmazlıklarda emsal niteliği taşımakta ve sigorta şirketlerinin poliçe nüshası teslim yükümlülüğünü bir kez daha hatırlatmaktadır. Avukatların dava dilekçelerinde bu hususları detaylı biçimde ortaya koyması, hukuki yararın varlığının kabulü açısından kritik öneme sahiptir.
(Makale yaklaşık 950 kelimedir. Bu kararın hukuki analizi, sigorta ve tüketici hukuku uygulamacıları için önemli bir referans niteliğindedir.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.