Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Lawantra
23.08.2026
Sigorta hukukunun en tartışmalı konularından biri olan sözleşme öncesi beyan yükümlülüğü, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 Esas, 2021/1352 Karar sayılı ilamı ile bir kez daha detaylı biçimde ele alınmıştır. Karar, özellikle Gelir Koruma Sigortası poliçelerinde “istek dışı işsizlik” teminatı kapsamında işverenin mali durumunun bilinmesi halinde beyan yükümlülüğünün ihlal edilip edilmeyeceği, kusur derecesi ve illiyet bağı unsurlarının nasıl değerlendirileceği bakımından avukatlar ve hukuk profesyonelleri için önemli bir mihenk taşıdır.
Olayda davacı, 11.02.2013 tarihli Gelir Koruma Sigortası Sözleşmesi ile 30.000 TL limitli istek dışı işsizlik ve geçici iş göremezlik teminatı altına alınmıştır. Davacının çalıştığı Pratiker Yapı Malzemeleri A.Ş.’nin iflasına karar verilmesi üzerine iş akdi 18.07.2013 tarihinde feshedilmiş ve davacı işsiz kalmıştır. Sigorta şirketi, işsizliğin “sigorta sözleşmesi yapılırken sigortalı tarafından bilinen veya bilinmesi gereken nedenlere bağlı” olduğu gerekçesiyle tazminat talebini reddetmiştir. Davacı, bu reddin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek 30.000 TL tazminatın 22.07.2013 tarihinden itibaren ticari faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davalı sigorta şirketi, davacının çalıştığı işyerinin mali zorluk içinde olduğunu bildiği halde bunu gizleyerek beyan yükümlülüğünü ihlal ettiğini, şirketin iflas erteleme talebinde bulunduğunu ve çalışanlara bildirim yaptığını, davacının Kurumsal Kontrat ve Sözleşme Müdürü pozisyonunda çalıştığını, bu nedenle şirketin durumunu bilebilecek durumda olduğunu savunmuştur. TTK m. 1439/2 uyarınca kast derecesinde kusur ve riziko ile bağlantı nedeniyle tazminat ödeme yükümlülüğünün ortadan kalktığını belirtmiştir.
İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, iflas kararının sigorta sözleşmesinden sonra verildiğini, iflas erteleme talebinin iflas kararı anlamına gelmediğini, davacının ileride iflas ihtimalini bilemeyeceğini, sigorta şirketinin de aynı haberleri bilebilecek durumda olduğunu gerekçe göstermiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ilk temyiz incelemesinde kararı onamış, ancak karar düzeltme aşamasında bozmuştur. Daire, davacının pozisyonu gereği şirketin 07.02.2013 tarihinde iflas erteleme talebinde bulunduğunu, 11.02.2013 tarihinde çalışanlara bildirim yapıldığını, internet haberlerinde konunun yer aldığını, dolayısıyla işsiz kalacağını bildiği halde bunu sigortacıya bildirmediğini, bu durumun poliçe özel şartlarının 5.3.2.d maddesi gereğince teminat dışı kaldığını belirterek bozma kararı vermiştir.
Mahkeme direnme kararı vermiştir. Direnme gerekçesinde, iflas erteleme davası devam ederken iflas kararı verilip verilmeyeceğinin bilinmediğini, işsizliğin sigortalının kastı veya kusuru olmadan gerçekleştiğini, iflas nedeniyle fesih halinin istek dışı işsizlik kapsamında olduğunu vurgulamıştır.
Hukuk Genel Kurulu, uyuşmazlığın TTK’nin sigorta ettirenin beyan yükümlülüğüne ilişkin hükümlerinin yorumu noktasında toplandığını tespit etmiştir. Sigorta sözleşmelerinin iyiniyet esasına dayandığını, TTK m. 1435’in sigorta ettirene bildiği veya bilmesi gereken önemli hususları bildirme yükümlülüğü getirdiğini, önemli hususun sözleşmenin yapılmamasını veya farklı şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte olduğunu belirtmiştir.
TTK m. 1439’un riziko gerçekleştikten sonra öğrenilen ihlallerde kusur derecesi ve illiyet bağına göre kademeli yaptırım öngördüğünü detaylı biçimde açıklamıştır. Kusurun kast, ağır ihmal veya hafif ihmal derecelerinde değerlendirilmesi gerektiğini, kast için sigorta ettirenin hem hususu bilmesi hem de bildirme yükümlülüğünün bilincinde olması gerektiğini vurgulamıştır. İlliyet bağının ise ihlalin tazminat miktarına veya rizikonun gerçekleşmesine etkisi şeklinde incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Somut olayda davacının Kurumsal Risk ve Kontrat Yönetim Müdürü olarak çalıştığı, görev tanımında şirketin finansal ve itibari zararlara karşı korunması, risk raporlarının izlenmesi, sigorta süreçlerinin yönetilmesi gibi sorumluluklarının bulunduğu, 07.02.2013 tarihinde iflas erteleme davası açıldığını, 11.02.2013 tarihinde yönetim kurulu başkanının finansal zorluk açıklaması yaptığını, 12.02.2013 tarihinde çalışanlara e-posta ile bildirim yapıldığını ve haber sitelerinde konunun yer aldığını tespit etmiştir. Bu pozisyon ve bilgiler ışığında davacının şirketin mali durumunu ve işsiz kalma ihtimalini bildiği, bunu kasten gizlediği, ihlalin rizikonun gerçekleşmesinde etkili olduğu sonucuna varmıştır.
Hukuk Genel Kurulu, Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna hükmetmiş ve bozma kararı vermiştir. Karşı oy yazısında ise poliçenin iflas erteleme davası derdestken düzenlendiği, iflas kararının henüz verilmediği, çalışanlara yapılan açıklamalarda iş akitlerinin feshedileceğine dair bilgi olmadığı, iflasın istek dışı işsizlik kapsamında kaldığı, beyan yükümlülüğü ihlalinin ispatlanamadığı gerekçeleriyle direnme kararının onanması gerektiği belirtilmiştir.
Bu karar, sigorta hukukunda beyan yükümlülüğünün ihlali iddialarında hakimlerin sırasıyla ihlalin varlığını, öğrenilme zamanını, kusur derecesini ve illiyet bağını araştırması gerektiğini sistematik biçimde ortaya koymaktadır. Avukatlar, benzer davalarda müvekkillerinin pozisyonunu, bilgilenme imkanını ve kast unsurunu titizlikle değerlendirmelidir. Karar aynı zamanda TTK m. 1435-1442 ve m. 1452/3 hükümlerinin emredici niteliğini pekiştirmekte, sigorta sözleşmelerinde dürüstlük kuralının üstünlüğünü vurgulamaktadır.
Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2021 tarihli oy çokluğuyla aldığı bu karar, sigorta tahkim ve mahkeme uygulamalarında uzun süre referans teşkil edecek niteliktedir. Özellikle grup sigortalarında ve işsizlik teminatlarında beyan yükümlülüğü savunmasının sınırlarını netleştirmesi bakımından mesleki literatürde önemli yer tutacaktır.
(Toplam kelime sayısı: 918)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2023/6691 E., 2025/4011 K. sayılı Kararı: Hayat Sigortalarında Beyan Yükümlülüğü, İlliyet Bağı ve Eksik İnceleme
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, hastalık sonucu tam ve daimi maluliyet teminatında poliçe öncesi mevcut hastalık iddiası ile beyan yükümlülüğü ihlali savunmasının incelenmesinde, bilirkişi incelemesi yapılmadan karar verilemeyeceğini belirterek İtiraz Hakem Heyeti kararını bozmuştur.