Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı Kararı: İdari Hizmet Kusurundan Kaynaklanan Rücuen Tazminat Davalarında Yargı Yolu ve Uyuşmazlık Mahkemesine Başvuru Zorunluluğu
Lawantra
20.08.2026
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1098 Esas, 2021/422 Karar sayılı ilamı, trafik kazalarından kaynaklanan rücuen tazminat davalarında yargı yolu belirlenmesinde önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Karar, özellikle idarenin yol bakım ve onarım yükümlülüğünden doğan hizmet kusuru iddialarının hangi yargı kolunda çözümleneceği ve birden fazla yargı yolunda açılan davalarda Uyuşmazlık Mahkemesi prosedürünün nasıl işletileceği hususlarında avukatlar ve hukuk profesyonelleri için kritik bir referans sunmaktadır.
Olayda, davacı sigorta şirketi, kasko sigortası ile teminat altına alınan aracın yol üzerindeki çukura düşmesi sonucu oluşan hasarı sigortalısına ödedikten sonra rücuen tazminat talebinde bulunmuştur. Davacı, idarenin yol üzerinde uyarı levhası bulundurmamasını hizmet kusuru olarak nitelendirmiş ve zararın %75 oranında idareye ait olduğunu ileri sürerek 3.023 TL'nin yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir. Davalı idare ise çukurun başka bir kurum tarafından açıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesi (8. Asliye Hukuk Mahkemesi), kazanın Büyükşehir Belediyesinin sorumluluk alanında meydana geldiğini ve idarenin %75 kusurlu olduğunu belirterek davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Bu karar davalı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ise davanın idari yargı görevi kapsamında olduğunu, daha önce idare mahkemesinde aynı konuda görevsizlik kararı verildiğini ve bu kararın kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması gerektiğini belirterek bozma kararı vermiştir. Mahkeme bozmaya direnince dosya Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu, uyuşmazlığı iki temel noktada toplamıştır: (1) Davanın adli mi yoksa idari yargıda mı görülmesi gerektiği; (2) İdari yargıda daha önce açılan davada verilen görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması ve kesinleşmişse 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un (UMK) 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağı.
Anayasa'nın 125. maddesi idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunu açık tutmakta ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu hükme bağlamaktadır. Yargı yolu, kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce re'sen araştırılmalıdır (HMK m.114/1-b). HMK m.3'ün Anayasa Mahkemesi tarafından iptali (AYM, 16.02.2012, 2011/35 E., 2012/23 K.) ile vücut bütünlüğü ve ölüm dışındaki idari zararlarda idari yargının önceliği vurgulanmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 85 ve devamı maddeleri motorlu araç işleteninin sorumluluğunu düzenlemekte, 106. maddesi ise kamu araçlarını bu hükümlere tabi kılmaktadır. KTK m.110/1 ise "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür" hükmünü içermektedir. Ancak Kurul, bu maddenin yalnızca araç işleten sıfatıyla doğan sorumlulukları kapsadığını, idarenin yol bakımından kaynaklanan hizmet kusurunu kapsamadığını belirtmiştir.
İdare hukukunda hizmet kusuru, idarenin kamu hizmetinin kuruluşu, düzenlenmesi, personel veya işleyişindeki aksaklık, ihmal veya hukuka aykırılık olarak tanımlanmaktadır. Hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi halleri hizmet kusurunu oluşturur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m.2'ye göre idari eylem ve işlemlerden doğan tam yargı davaları idari yargıda görülür. Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 06.12.1999 tarihli 1999/38 E., 1999/40 K. sayılı kararı ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (11.02.1959, 1958/17 E., 1959/15 K.) da yol, kanal gibi kamu tesislerinin bakımından doğan zararların idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Somut olayda, davalının 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu m.13 uyarınca yol bakım ve onarımından sorumlu olduğu, uyarı levhası bulunmaması nedeniyle hizmet kusurunun oluştuğu açıktır. Bu nedenle dava tam yargı davası niteliğinde olup idari yargıda görülmelidir. Davacının daha önce 3. İdare Mahkemesinde (2012/1176 E., 2012/738 K.) açtığı davada adli yargı görevli görülerek görevsizlik kararı verilmiş, ancak bu kararın kesinleşip kesinleşmediği dosya kapsamında net değildir.
UMK m.19, adli veya idari yargıdan birinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine diğer yargı merciinin, görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmasını ve dosyaları göndermesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle 8. Asliye Hukuk Mahkemesi, idare mahkemesi dosyasını getirterek kararın kesinleşip kesinleşmediğini araştırmalı, kesinleşmişse yargılamayı durdurarak dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine göndermeliydi. Eksik inceleme ile esasa girilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Hukuk Genel Kurulu, Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesini bozmuştur. Karar oy çokluğuyla alınmış olup karşı oy yazısında KTK m.110'un amacının yargı yolu belirsizliğini gidermek olduğu, Anayasa Mahkemesi'nin 26.12.2013 tarihli 2013/68 E., 2013/165 K. sayılı kararı ile aynı tür davalarda yeknesaklığın kamu yararına olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin istikrarlı kararlarının hizmet kusuruna bakmaksızın adli yargıyı görevli kıldığı belirtilmiştir.
Bu karar, avukatlar açısından idari hizmet kusuru davalarında yargı yolu tespitinin titizlikle yapılması, önceki görevsizlik kararlarının kesinleşme durumunun araştırılması ve UMK m.19 prosedürünün işletilmesinin zorunluluğunu vurgulamaktadır. Özellikle belediyelerin yol bakım sorumluluğundan doğan tazminat taleplerinde idari yargı yolunun önceliği, KTK m.110'un dar yorumlanması gerektiği hususu meslek pratiğinde dikkate alınmalıdır. Karar, yargı yolu uyuşmazlıklarının hak arama özgürlüğünü zedelememesi için prosedürel disiplinin önemini de ortaya koymaktadır.
(Toplam kelime sayısı: 852)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.