Yargıtay’dan İflasta İstihkak Davasında Görev ve Yargı Yolu Ayrımı Hakkında Düzeltilerek Onama Kararı
Lawantra
24.08.2026
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 14 Mayıs 2025 tarihli ve 2025/1211 E., 2025/3946 K. sayılı kararı, iflas hukuku ile genel mahkeme ayrımını netleştiren önemli bir içtihattır. Kararda, iflas masasından malın çıkarılması talebiyle açılan istihkak davasının, mal üçüncü kişinin elinde bulunduğu takdirde icra hukuk mahkemesinde görülemeyeceği, genel mahkemelerde görülmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Somut olayda, İstanbul 3. İflas Müdürlüğü’nün dosyasında tespit edilen makinelerin mülkiyetinin davacıya ait olduğu iddiasıyla istihkak davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş, istinaf üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ise davanın yargı yolu caiz olmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddine karar vermiştir. BAM ayrıca davalı alacaklı yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddin gerektiğini de belirtmiştir.
Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi’nin “yargı yolu caiz değil” şeklindeki gerekçesini hatalı bulmuştur. HMK m.1, m.114/1-b ve m.115/2 uyarınca, farklı yargı yolları arasındaki ilişki ile aynı yargı yolu içindeki görev ilişkisi farklı sonuçlar doğurmaktadır. İcra hukuk mahkemesi ile genel mahkeme arasındaki ilişki, yargı yolu farkı değil, görev ilişkisidir. Bu nedenle davanın “yargı yolu caiz değil” denilerek reddi yerine, HMK m.1, m.114/1-c ve m.115/2 uyarınca görev yönünden usulden reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Daire, İİK m.228’in iflas masasında bulunan mallar için geçerli olduğunu, üçüncü kişinin elinde bulunan malların mülkiyetinin ise ancak genel mahkemelerde açılacak dava ile belirlenebileceğini vurgulamıştır. İflas idaresi yönünden göreve ilişkin dava şartı yokluğu, alacaklı yönünden ise pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiği, ancak bu hususun görevli mahkemede değerlendirileceği ifade edilmiştir.
Kararın en önemli yanı, “yargı yolu” ile “görev” kavramları arasındaki ayrımın titizlikle yapılmış olmasıdır. Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasını düzelterek onamıştır. Hüküm fıkrasındaki “yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine” ibaresi çıkarılarak yerine “Davada yargılamanın genel mahkemelerin görevine girdiği anlaşıldığından, davanın HMK’nın 1 ve 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddine” şeklinde düzeltme yapılmıştır.
Bu karar, iflas hukuku uygulamasında görev ve yargı yolu kavramlarının karıştırılmasının yarattığı usul hatalarını önlemek açısından avukatlara önemli bir rehber sunmaktadır. Özellikle üçüncü kişinin elinde bulunan malların iflas dosyasına kaydedilmesi halinde, istihkak iddiasının genel mahkemede ileri sürülmesi gerektiği yönündeki içtihat, bundan sonraki benzer davalar için bağlayıcı niteliktedir.
Avukatlar, iflas dosyalarında istihkak iddiası bulunan müvekkilleri için dava stratejisi oluştururken, malın fiili zilyetliğinin kimin elinde olduğunu titizlikle değerlendirmelidir. Mal üçüncü kişinin elindeyse doğrudan genel mahkemede mülkiyet tespiti davası açılması, usul ekonomisi ve hak kaybını önlemek açısından daha isabetli olacaktır.
Sonuç olarak Yargıtay’ın bu kararı, HMK’nın görev kurallarının titiz uygulanması gerektiğini bir kez daha vurgulamış, iflas hukuku ile genel mahkeme arasındaki ilişkinin doğru nitelendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Karar, usul hukukunun temel ilkelerinden olan hukuki dinlenilme hakkı ve usul ekonomisi ilkeleriyle de uyumludur.
(Toplam kelime sayısı: 658)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
KVKK Kurulu'nun Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi İlke Kararı: Veri Sorumluları İçin Güncel Yükümlülükler ve İstisnalar
Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun 2026/921 sayılı İlke Kararı kapsamında mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin hukuki sınırlarını, özel nitelikli veri nitelendirmesini ve güvenlik istisnalarını inceleyen detaylı analiz.
Derdest Kısmi Davalarda Zamanaşımı ve Talep Artırımı: 7589 Sayılı Kanun Sonrası Yeni Dönem
7589 sayılı Kanun ile HMK'da yapılan değişikliklerin derdest kısmi davalara etkisini, talep artırımı imkanını ve zamanaşımı kesilmesi meselesini detaylı biçimde ele alan kapsamlı hukuki analiz.