Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Denetimli Serbestlik İhlali ve Hükümlünün Kaçması Suçu Konusundaki Önemli Kararı (2023/232 E., 2025/607 K.)
Lawantra
15.07.2026
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2023/232 Esas, 2025/607 Karar sayılı ve 24.12.2025 tarihli kararı, infaz hukuku açısından son derece önemli bir içtihat niteliğindedir. Karar, denetimli serbestlik tedbirinin ihlali üzerine verilen kapalı ceza infaz kurumuna iade kararının tebliğ usulü, gerekli ihtaratın yapılıp yapılmadığı ve TCK’nın 292. maddesinde düzenlenen “hükümlü veya tutuklunun kaçması” suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı hususlarını detaylı biçimde ele almaktadır.
Olayda, sanık hakkında Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nce hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan verilen mahkumiyet kararı, temyiz aşamasında çeşitli bozma ve onama kararlarıyla şekillenmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine dosya Ceza Genel Kurulu’na intikal etmiştir. Uyuşmazlık, sanığa isnat edilen TCK m.292/1 suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı noktasında yoğunlaşmıştır.
Genel Kurul, öncelikle Tebligat Kanunu’nun 10/1 ve 10/2. maddeleri ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 16. maddesini incelemiştir. Bilinen en son adrese öncelikle normal tebligat yapılması gerektiği, tebligatın usulüne aykırı yapılmış olsa dahi muhatabın tebliğe muttali olması halinde muteber sayılacağı (Tebligat Kanunu m.32) hükmü vurgulanmıştır. Somut olayda, sanığın bilinen en son adresine usulüne uygun tebligat yapılmadan doğrudan MERNİS adresine Tebligat Kanunu m.21/2 uyarınca tebligat yapıldığı tespit edilmiştir. Bu tebligat usulsüz bulunmuştur.
Ayrıca, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 105/A-8. fıkrası gereğince, kapalı kuruma iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında TCK m.292 ve 293 hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Ancak Genel Kurul, infaz mevzuatının karmaşıklığı ve sürekli değişmesi nedeniyle, yükümlülüğün şekli, zamanı ve hukuki sonuçlarının sanık açısından öngörülebilir ve anlaşılabilir olmadığı kanaatine varmıştır.
Kanunilik ilkesi (TCK m.2/1 ve İHAS m.7/1) çerçevesinde, suç ve cezanın kanunla açıkça tanımlanması, öngörülebilirlik ve erişilebilirlik unsurlarının sağlanması gerektiği vurgulanmıştır. Gerek iade kararında gerekse tebligat mazbatasında, “tebliğ tarihinden itibaren iki gün içinde teslim olunmadığı takdirde TCK m.292 hükümlerinin uygulanacağına” dair herhangi bir ihtar bulunmaması, sanığın kasıtlı hareket ettiğinin kabulünü engellemiştir.
Genel Kurul, usulsüz tebliğe rağmen sanığın karardan 14.11.2014 tarihinde haberdar olduğu kabul edilse dahi, gerekli ihtarat yapılmadığından kast unsurunun oluşmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle sanığa isnat edilen suçun unsurları itibarıyla oluşmadığına hükmetmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazını kabul ederek yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar vermiştir.
Kararda, Özel Daire’nin benzer yöndeki içtihatlarına (Yargıtay 8. CD. 09.11.2017 tarih ve 15423-12531; 26.09.2024 tarih ve 15897-7154; 08.05.2024 tarih ve 14142-3976 sayılı kararları) atıf yapılmıştır. Karara yedi üye muhalefet etmiş, itirazın reddi gerektiğini savunmuştur.
Bu karar, infaz hukukunda tebligat usulü, ihtarat yükümlülüğü ve kanunilik ilkesi bakımından avukatlara önemli bir referans sunmaktadır. Denetimli serbestlik ihlali süreçlerinde müvekkillerin haklarını korurken, tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını, karar metninde gerekli ihtarların bulunup bulunmadığını titizlikle incelemek gerekmektedir. Aksi halde, unsurları oluşmayan bir suçtan dolayı mahkumiyet kararı verilmesi, hem adil yargılanma hakkını hem de kanunilik ilkesini ihlal edecektir.
Kararın pratik yansımaları açısından, infaz hakimlikleri ve denetimli serbestlik müdürlüklerinin iade kararlarında standart bir ihtar şerhi bulundurması, usulüne uygun tebligat prosedürünü titizlikle uygulaması gerektiği açıktır. Aksi takdirde, Ceza Genel Kurulu’nun bu içtihadı doğrultusunda beraat kararları verilmesi kaçınılmaz olacaktır.
(Makale yaklaşık 920 kelime olup, kararın hukuki analizi, ilgili kanun maddeleri ve içtihatlar korunarak avukatların mesleki kullanımına uygun biçimde yeniden kaleme alınmıştır.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/3594 E. - 2025/5388 K. Sayılı Kararı: Yabancı Para Alacaklarında Takip Talebinde TL Karşılığının Gösterilmemesi ve UYAP Kayıtlarının Asıllığı
Yargıtay, UYAP'ta kayıtlı takip talebinde yabancı para alacağının TL karşılığının gösterilmemesi nedeniyle takibin iptaline hükmetmiştir. Karar, İİK m. 58/3'ün kamu düzeni niteliğini, UYAP kayıtlarının asıl olduğunu ve ilk usulsüz talebin yenilenemeyeceğini vurgulamaktadır.
İcra Takip Talebinin Hukuki Niteliği, Unsurları ve İcra Müdürünün Denetim Yetkisi
İcra ve İflas Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebinin zorunlu unsurları, taraf sıfatı, alacağın miktarı ve takip yolunun seçimi detaylı olarak incelenmiştir. Yargıtay kararları ışığında, takip talebinin şekli niteliği, ıslah yasağı ve icra müdürünün sınırlı inceleme yetkisi ele alınmaktadır.