Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2024/470 E. 2025/147 K. sayılı kararı: FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği davasında beraat hükmünün onanması
Lawantra
05.07.2026
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T.C. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2024/470 Esas ve 2025/147 Karar sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan eski Askeri Yargıtay üyesi sanık hakkında verilen beraat hükmünü onamıştır. Karar, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 05.06.2024 tarih ve 6-7 sayılı kararı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın temyizi üzerine incelenmiştir.
Dosya kapsamına göre, sanık 2013 yılında Askeri Yargıtay üyeliğine seçilmiş, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında hazırlanan sözde sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinde Askeri Yargıtay 1. Daire Üyesi ve Genel Sekreteri olarak görevlendirilmiştir. Sanık, 10.10.2016 tarihli Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı ile FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmıştır. Hakkında açılan davada, ilk olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından TCK m. 314/2 uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karar Ceza Genel Kurulu tarafından bozulmuş, bozmaya direnme üzerine yeniden bozma kararı verilmiş ve son olarak Yargıtay 3. Ceza Dairesi beraat hükmü kurmuştur.
Ceza Genel Kurulu, temyiz incelemesinde öncelikle temyiz isteminin süresinde ve usulüne uygun olduğunu tespit etmiştir. Ardından, sanığın aşamalardaki savunmalarında darbe listesinde görevlendirilmesinin bilgisi dışında olduğunu, emeklilik hazırlıkları içinde bulunduğunu, tanık beyanlarının duyum ve zanna dayandığını, somut delil bulunmadığını vurgulamıştır. Tanık beyanları incelendiğinde, sanığın askeri lise ve fakülte yıllarından itibaren FETÖ ile organik bağının olmadığı, milliyetçi-muhafazakâr bir profil sergilediği, Askeri Yargıtay üyesi seçildikten sonra bazı tanıklar tarafından FETÖ mensuplarıyla hareket ettiği yönünde duyumlara dayalı beyanlar bulunduğu ancak bunların somut delille desteklenmediği anlaşılmıştır.
Özellikle sıkıyönetim listesinde yer alması tek başına örgüt üyeliğinin delili sayılamaz. Bilirkişi raporları ve tanık beyanları değerlendirildiğinde, listede görev verilen bazı kişilerin FETÖ üyesi olmadığı ve haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği görülmüştür. Sanığın Genelkurmay Adli Müşavirliği görevine atanması, Uyuşmazlık Mahkemesi seçimlerindeki adaylık süreci ve kararlarındaki oy kullanımları da örgüt talimatıyla hareket ettiğini gösteren somut delille desteklenmemiştir. Ankesörlü hatlardan yapılan aramalar sınırlı sayıda olup, sanığın savunmalarıyla uyumlu bulunmuş, ByLock kullanıcısı olmadığı tespit edilmiştir.
Ceza Genel Kurulu, TCK m. 314/2'de düzenlenen silahlı terör örgütü üyeliği suçunun unsurlarını hatırlatarak, örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olma, organik bağ kurma ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemlerin varlığını aramıştır. Somut olayda, tanık beyanlarının duyuma dayalı olması, sanığın eğitim düzeyi ve mesleki konumu dikkate alındığında TCK m. 30'daki unsur yanılgısından söz edilemeyeceği yönündeki önceki bozma kararlarına rağmen, dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın örgütle organik bağ kurduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Kararda, CMK m. 223/2-e uyarınca yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri (sıkıyönetim listesi, tanık beyanları ve Uyuşmazlık Mahkemesi adaylığı) tek tek incelenmiş ve bunların soyut iddialar düzeyinde kaldığı, hukuki takdir yetkisi içinde kalan kararların örgüt talimatıyla ilişkilendirilemeyeceği belirtilmiştir. Böylece ilk derece mahkemesinin beraat hükmü onanmıştır.
Bu karar, FETÖ/PDY soruşturmalarında delil değerlendirme standartlarını güçlendiren, tanık beyanlarının somut delille desteklenmesi gerekliliğini, sıkıyönetim listesinin tek başına delil olamayacağını ve şüpheden sanık yararlanır ilkesinin titizlikle uygulanmasını vurgulayan önemli bir emsal niteliğindedir. Avukatlar açısından, benzer davalarda savunma stratejisi oluştururken tanık beyanlarının duyum niteliğinin vurgulanması, bilirkişi raporlarının eleştirilmesi ve somut delil yokluğunun öne çıkarılması bakımından yol göstericidir. Karar aynı zamanda Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına uygun olarak gerekçeli karar ilkesi (Anayasa m. 141, CMK m. 34, 230, 232) gereğince direnme kararlarında bozma nedenlerinin ve uyulmama gerekçelerinin açıkça gösterilmesi zorunluluğunu da pekiştirmektedir.
Sonuç olarak, Ceza Genel Kurulu oy çokluğuyla beraat hükmünün onanmasına karar vermiştir. Karşı oy kullanan üyeler ise atılı suçun unsurlarının oluştuğunu belirterek mahkumiyet yönünde görüş bildirmişlerdir. Karar, terör örgütü üyeliği davalarında delillerin serbestçe takdir edilmesi ilkesiyle birlikte şüpheden sanık yararlanır ilkesinin somut uygulanmasına örnek teşkil etmektedir. (Kelime sayısı: 852)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İstanbul Ticaret Mahkemelerinde yeni dönem: İhtisaslaşma ve dosya tevzi sistemi değişiklikleri
İstanbul'da ticaret mahkemelerinde 10 Temmuz ve 17 Temmuz 2026 tarihlerinde iki aşamalı değişiklik yapılmaktadır. Bakırköy, Anadolu, Küçükçekmece mahkemeleri yeni dosya tevziine kapatılacak, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri devreye girecek. Finans, bankacılık, iflas, sigortacılık ve fon davaları için uzmanlaşmış mahkemeler oluşturulmuştur. Derdest dosyalar numaralarına göre devredilecek, yeni dosya akışı ise ihtisas mahkemelerine yönlendirilecektir.
Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde 1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giren değişikliklerin hukuki analizi
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikler, süs havuzu tanımı, TAKS hesabı, emsal dışı alanlar, asansör zorunluluğu, yeniden ruhsatlandırma, esaslı tadilat ve kullanım amacı değişikliği gibi konularda önemli yenilikler getirmektedir. Değişiklikler, imar uygulamalarında kazanılmış hakların korunması ile kamu yararı arasında denge kurmayı amaçlamaktadır.