Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı Kararı: Nitelikli Cinsel Saldırı ve Hürriyetten Yoksun Kılma Suçlarında Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Lawantra
05.07.2026
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, cinsel saldırı ve özgürlük suçlarında delillerin değerlendirilmesi, vicdani kanaat ilkesi ve şüpheden sanık yararlanır prensibinin sınırlarını yeniden belirleyen önemli bir karara imza atmıştır. Karar, avukatlar ve ceza hukuku uygulayıcıları açısından delil değerlendirmesinde dikkat edilmesi gereken hususları detaylı biçimde ortaya koymaktadır.
Olay, 17 Ağustos 2017 tarihinde İzmir’in bir ilçesinde, ormanlık alanda bir aracın içinde bir kadın ve erkeğin tartıştığı ihbarı üzerine jandarma ekiplerinin müdahalesiyle başlamıştır. Katılan kadın, ilk anda sanığın kendisini zorla alıkoyduğunu ve cinsel saldırıda bulunduğunu beyan etmiş, ancak kısa süre sonra bu beyanını değiştirerek ilişkinin rızaya dayalı olduğunu ve şikayetçi olmadığını ifade etmiştir. Olay günü herhangi bir adli rapor alınmadan katılan evine bırakılmıştır. Yaklaşık on bir gün sonra ise Foça Devlet Hastanesine başvurarak darp raporu almış ve sanıktan şikayetçi olmuştur. Raporunda sol meme, sağ kol ve sol bacakta ekimozlar tespit edilmiştir.
İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığın nitelikli cinsel saldırı (TCK m. 102/2) ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (TCK m. 109/2) suçlarından mahkumiyetine karar vermiştir. Bu hüküm istinaf aşamasında İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi tarafından onanmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise, katılanın aşamalardaki çelişkili beyanları, taraflar arasındaki husumet iddiası, tanık anlatımları ve dosya kapsamı dikkate alındığında, sanığın eylemlerinin rıza dışı olduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi bozmaya direnmiş ve önceki mahkumiyet hükmünü korumuştur. Direnme kararının temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelmiştir. Genel Kurul, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlığı “suç unsurlarının oluşup oluşmadığı” noktasında çözüme kavuşturmuştur.
Kararda öncelikle Anayasa m. 138/1, CMK m. 217/1, Anayasa m. 38 ve İHAS m. 6/2 uyarınca vicdani kanaat sisteminin esasları detaylı biçimde açıklanmıştır. Genel Kurul, vicdani kanaatin yalnızca olay mahkemelerine ait bir yetki olduğunu, Yargıtay’ın ise delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediğini, mantık kurallarına, hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygunluğunu denetleyebileceğini vurgulamıştır. Delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesinin Anayasa ve kanun çerçevesinde kalması gerektiği, şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) prensibinin ise ceza muhakemesinin temel taşlarından biri olduğu belirtilmiştir.
Somut olayda Genel Kurul, şu hususlara dikkat çekmiştir: Katılanın jandarmaya verdiği ilk çelişkili beyanları, olay günü rapor alınmamasını gerektirecek düzeyde tutarsızlık içermektedir. Katılanın on bir gün sonra şikayetçi olması, travma nedeniyle makul kabul edilse de, ilk anda “şikayetçi değilim” demesi ve rızaya dayalı ilişki beyanı, şüphe unsurunu ortadan kaldırmamaktadır. Sanığın uzun yıllar süren ilişki iddiası, katılanın ayrılma isteği ve sanığın “eskort” ithamlarıyla intikam alma iddiası da dosyada yer almaktadır. Tanık jandarma görevlilerinin beyanları da ilk anda çelişki olduğunu doğrulamaktadır.
Tüm bu olgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Genel Kurul, toplanan delillerin “gerekçeli ve muhtemel şüpheyi” tamamen ortadan kaldırmadığını, bu nedenle in dubio pro reo ilkesi gereğince şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Nitelikli cinsel saldırı (TCK m. 102/2) ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (TCK m. 109/2) suçlarının unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Karar oy çokluğuyla alınmıştır. Dört üye, suç unsurlarının oluştuğu görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Sonuç olarak, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nin direnme kararı bozulmuş ve dosya yeniden incelenmek üzere ilgili daireye gönderilmiştir.
Bu karar, ceza avukatları için son derece öğreticidir. Özellikle cinsel saldırı davalarında mağdur beyanlarının çelişkili olması, ilk anda şikayetçi olunmaması, olay mahallindeki tanık beyanları ve fiziki delillerin (darp raporunun) zamanlaması gibi unsurların nasıl bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin, somut delil yetersizliğinde mahkumiyet için mutlak bir engel oluşturduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Karar, aynı zamanda istinaf ve temyiz aşamalarında direnme kararlarının denetlenmesinde Genel Kurul’un rolünü de pekiştirmektedir.
Avukatlar, benzer davalarda bu içtihadı delil değerlendirmesi ve temyiz dilekçelerinde mutlaka dikkate almalıdır. Özellikle ilk beyanların çelişkili olduğu, tanıkların olayı farklı algıladığı ve sanığın makul savunma sunduğu durumlarda, mahkumiyet kararlarına karşı güçlü bir bozma gerekçesi oluşturabilecek niteliktedir. (Toplam kelime: 872)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Faili Meçhul Cinayet 10 Yıl Sonra Aydınlatıldı: Adli ve Kolluk İşbirliğinin Önemi
Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde 2016 yılında işlenen faili meçhul cinayet, ileri moleküler genetik incelemeler, HTS ve daraltılmış baz analizleri sayesinde 10 yıl sonra aydınlatılmıştır.
Güldüren Adliye Koridorları: Meslektaşlarımızın Kaleminden Mizah ve Hukuk
Adliye koridorlarında yaşanan komik olaylar, meslek içi mizahın en güzel örneklerini sunarken, hukukçuların günlük hayatındaki insanî yönleri de gözler önüne sermektedir.