Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2023/172 E., 2025/426 K. sayılı Kararı: Seri Muhakeme Usulünün Zaman Bakımından Uygulanması ve İptal Kararının Etkisi
Lawantra
21.08.2026
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2023/172 Esas, 2025/426 Karar sayılı ilamı, ceza muhakemesi hukukunda önemli bir dönüm noktası niteliğindedir. Karar, özellikle seri muhakeme usulünün zaman bakımından uygulanması, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının etkisi ve lehe kanun ilkesinin somut olaylara yansımaları açısından avukatlar ve hukuk profesyonelleri için kritik bir içtihat sunmaktadır.
Olayın temelinde, 28.05.2015 tarihinde Samsun'da gerçekleşen bir olay yatmaktadır. Sanık ve diğer sanıklar hakkında zincirleme şekilde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçları ile birlikte, sanık hakkında ayrıca 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 15/1. maddesine muhalefet (yasak nitelikli bıçak taşıma) suçu yönünden Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamu davası açılmıştır. Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesi, 03.12.2015 tarih ve 574-934 sayılı kararıyla sanığın her üç suçtan mahkumiyetine hükmetmiş, bu hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 10.10.2022 tarih ve 16673-19173 sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararını onamıştır. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.12.2022 tarih ve 151167 sayılı itiraznamesiyle karara itiraz etmiştir. İtirazın temelini, Anayasa Mahkemesi'nin 21.04.2022 tarihli ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır. Bu karar, 02.08.2022 tarih ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na (CMK) 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendindeki "kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış" ibaresini, "seri muhakeme usulü" yönünden Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir.
Başsavcılığın itiraz gerekçesi, yargılama konusu suçun seri muhakeme usulüne tabi olması, Anayasa Mahkemesi iptal kararı nedeniyle dosyanın yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu ve 08.07.2021 tarihli 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle CMK 250. maddesinin 11. fıkrasına eklenen "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz" hükmünün somut olayda engel teşkil etmediği yönündedir. Zira bıçak taşıma suçu, diğer suçlarla "birlikte işlenmiş suç" niteliğinde kabul edilemeyecek bağımsız bir fiil olarak değerlendirilmelidir.
Ceza Genel Kurulu, uyuşmazlığı "yasak nitelikli bıçak taşıma suçu bakımından seri muhakeme usulünün uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığı ve sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinin zorunlu olup olmadığı" çerçevesinde incelemiştir. Kararın gerekçe bölümünde önce seri muhakeme usulünün hukuki niteliği detaylı biçimde ele alınmıştır. 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7188 sayılı Kanun ile CMK'nın 250. maddesi yeniden düzenlenerek sisteme dahil edilen bu usul, 14.07.2021 tarihli 7331 sayılı Kanun ile kapsamı daraltılmıştır.
Genel Kurul, seri muhakeme usulünün hem bir ceza muhakemesi kurumu hem de ceza miktarı üzerinde fail lehine etki yarattığı için maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda TCK'nın 7. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen "failin lehine olan kanunun uygulanması" ilkesi (lex mitior) büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı da bu çerçevede değerlendirilmiştir. AYM, seri muhakeme usulünün ceza miktarı üzerinde fail lehine etki yarattığını ve kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasının Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğunu belirtmiştir.
Kararda ayrıca 7331 sayılı Kanun'un getirdiği daraltıcı düzenlemenin sanık aleyhine sonuç doğurduğu ve bu nedenle suç tarihinden (2015) sonra yürürlüğe girdiği için somut olayda uygulanamayacağı hususu da incelenmiştir. Genel Kurul, tüm bu unsurları bir arada değerlendirerek, yasak nitelikli bıçak taşıma suçu bakımından seri muhakeme usulü uygulanma şartlarının oluştuğuna ve sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Sonuç olarak:
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne,
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 10.10.2022 tarihli onama kararının bıçak taşıma suçu yönünden kaldırılmasına,
- Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 03.12.2015 tarih ve 574-934 sayılı mahkumiyet hükmünün bozulmasına,
- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Bu karar, avukatlar açısından üç önemli mesleki çıkarıma sahiptir: Birincisi, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının derhal ve geçmişe etkili uygulanabilirliği; ikincisi, lehe kanun ilkesinin muhakeme usulleri üzerindeki etkisi; üçüncüsü, birden fazla suçun birlikte işlendiği davalarda seri muhakeme usulünün her suç yönünden ayrı ayrı değerlendirilebileceği yaklaşımı. Özellikle 2019-2022 arası dönemde işlenen ve seri muhakeme kapsamındaki suçlar bakımından benzer dosyaların revizyonu için güçlü bir emsal teşkil etmektedir.
Karar, aynı zamanda CMK 250. maddesinin 11. fıkrasındaki sınırlamanın zaman bakımından uygulanma koşullarını da netleştirmektedir. Hukuk profesyonelleri, müvekkillerine danışmanlık verirken bu içtihadı dikkate alarak, dosyaların AYM iptal kararı sonrası yeniden incelenmesi taleplerini daha güçlü temellendirebileceklerdir.
(Toplam kelime sayısı: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.