Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Beylik Tabancanın Kabzasıyla Yaralama Halinde TCK md. 266 Uygulanmaz
Lawantra
05.07.2026
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/582 Esas, 2025/574 Karar sayılı kararı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 266. maddesinin uygulama şartlarını netleştirmesi açısından ceza hukuku pratiğinde önemli bir yere sahiptir. Karar, kamu görevlisinin görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri suçta kullanması halinde cezanın artırılıp artırılmayacağı konusunda emsal bir içtihat sunmaktadır.
Olayın Özeti
Sanık polis memuru ile katılan komşuları arasında apartman yönetimi ve kuş besleme nedeniyle çıkan tartışma, kavgaya dönüşmüştür. Sanık, beylik tabancasını çekerek şarjörünü çıkardıktan sonra kabza kısmı ile katılanın önce kafasına, ardından gözüne vurmuştur. Bu eylem sonucunda katılanın sağ gözünde kalıcı görme kaybı oluşmuştur. Sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (TCK m. 86/1, 87/2-b) suçundan dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi sanığı 5 yıl hapis cezasına çarptırmış, Bölge Adliye Mahkemesi ise TCK m. 266'yı uygulayarak cezayı 9 yıla çıkarmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 765 sayılı eski TCK döneminde oluşan içtihada atıfla TCK m. 266'nın uygulanamayacağına hükmetmiş ve bozma kararı vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi direnmiş, dosya Ceza Genel Kurulu'na gelmiştir.
Genel Kurul'un Hukuki Değerlendirmesi
Ceza Genel Kurulu, öncelikle 765 sayılı TCK m. 281 ile 5237 sayılı TCK m. 266 arasındaki farkları incelemiştir. Her iki maddede de kamu görevlisinin memuriyet sıfatı suçun unsuru olarak düzenlenmemişse cezanın artırılacağı öngörülmüştür.
Kurul, 765 sayılı Kanun döneminde oluşan yerleşik içtihadı hatırlatmıştır. YCGK'nın 10.06.1985 tarihli 42/160 sayılı kararında, tabancanın kabza kısmı ile vurmanın "memuriyete ait vasıtayı kullanma" sayılmayacağı, silahın boşaltılarak veya tevcih edilerek kullanılması gerektiği belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK m. 266'nın gerekçesinde de kamu görevlisinin araç ve gereçleri suçta kullanmasının kolaylık sağlaması ve kamu idaresinin itibarının korunması amaçlanmıştır. Kurul, "araç ve gerecin niteliğine uygun biçimde kullanılması" şartının 5237 sayılı Kanun döneminde de geçerli olduğuna hükmetmiştir.
Somut olayda sanığın tabancayı ateşleme veya tehditkâr biçimde tevcih etme yerine kabza kısmı ile sopa gibi kullanması, silahın normal fonksiyonu dışında bir kullanım oluşturmaktadır. Bu nedenle sanığa yaralayıcı bir nesneden daha fazla kolaylık sağlamadığı kabul edilmiştir.
TCK m. 266 ve m. 86/3-e Birlikte Uygulanabilir mi?
Genel Kurul, TCK m. 266'nın TCK m. 86/3-e (silahla yaralama) ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığını da tartışmıştır. Ancak somut olayda m. 266'nın şartlarının oluşmadığı sonucuna vardığından bu konuyu derinlemesine incelememiştir.
Kararın Ceza Avukatları Açısından Önemi
Bu karar, özellikle görevli memurların silah kullanma yetkisinin sınırlarını belirlemesi açısından kritiktir. Avukatlar, müvekkillerinin savunmasında şu hususları öne çıkarabilecektir:
- Beylik silahın kabza ile vurulması, silahın fonksiyonel kullanımı değildir.
- TCK m. 266, ancak aracın normal fonksiyonuyla (ateş ederek, tehditle) kullanılması halinde uygulanır.
- 765 sayılı Kanun dönemi içtihadı, 5237 sayılı Kanun'da da geçerliliğini korumaktadır.
- Kamu görevlisinin sivil hayatta işlediği suçlarda m. 266'nın uygulanması için "görev kolaylığı" unsuru aranmalıdır.
Karar aynı zamanda Yargıtay daireleri ile Genel Kurul arasındaki içtihat birliğini de sağlamıştır. Bundan sonra benzer olaylarda TCK m. 266'nın uygulanmaması yönünde istikrarlı bir uygulama beklenmektedir.
Sonuç
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, direnme kararını bozarak sanık hakkında TCK m. 266 uygulanmadan hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu karar, ceza hukuku uygulayıcılarına önemli bir ölçüt sunmakta ve silahın niteliğine aykırı kullanımda artırım hükmünün uygulanmayacağını teyit etmektedir.
Ceza avukatları, müvekkillerinin eylemlerini somut olayın özelliklerine göre değerlendirirken bu emsal kararı dikkate almalı, bilirkişi raporlarında yaralama şeklinin silahın normal fonksiyonu dışında olduğunu vurgulamalıdır. Karar, adil cezalandırma ilkesiyle de uyumlu olup, keyfi artırım uygulamalarının önüne geçmektedir.
(Makale yaklaşık 980 kelime olup, kararın hukuki tahlili, ilgili Yargıtay içtihatları ve avukatların savunma stratejileri detaylı biçimde ele alınmıştır.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İstanbul Ticaret Mahkemelerinde yeni dönem: İhtisaslaşma ve dosya tevzi sistemi değişiklikleri
İstanbul'da ticaret mahkemelerinde 10 Temmuz ve 17 Temmuz 2026 tarihlerinde iki aşamalı değişiklik yapılmaktadır. Bakırköy, Anadolu, Küçükçekmece mahkemeleri yeni dosya tevziine kapatılacak, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri devreye girecek. Finans, bankacılık, iflas, sigortacılık ve fon davaları için uzmanlaşmış mahkemeler oluşturulmuştur. Derdest dosyalar numaralarına göre devredilecek, yeni dosya akışı ise ihtisas mahkemelerine yönlendirilecektir.
Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde 1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giren değişikliklerin hukuki analizi
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikler, süs havuzu tanımı, TAKS hesabı, emsal dışı alanlar, asansör zorunluluğu, yeniden ruhsatlandırma, esaslı tadilat ve kullanım amacı değişikliği gibi konularda önemli yenilikler getirmektedir. Değişiklikler, imar uygulamalarında kazanılmış hakların korunması ile kamu yararı arasında denge kurmayı amaçlamaktadır.