Yargıtay 7. Hukuk Dairesi: Muris Muvazaası ve Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinin İptali – 2025/2225 E., 2025/3309 K.
Lawantra
19.07.2026
Miras hukukunun en sık karşılaşılan uyuşmazlıklarından biri olan muris muvazaası iddiaları, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 30.06.2025 tarihli ve 2025/2225 Esas, 2025/3309 Karar sayılı ilamı ile bir kez daha detaylı biçimde ele alınmıştır. Karar, hem satış vaadi sözleşmelerinin hukuki niteliğini hem de muris muvazaasının ispat yöntemlerini açısından miras davalarına bakan avukatlar ve hukuk profesyonelleri için önemli içtihat değeri taşımaktadır.
Olayın Özeti ve Tarafların İddiaları
Dava konusu taşınmaz, murisin ilk eşinden intikal eden yaklaşık 34.000 m²’lik tarla vasıflı bir parseldir. Muris ile ikinci eşi arasında 04.04.2003 tarihinde noter huzurunda düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile murisin bu taşınmazdaki 3/20 hissesini ikinci eşine satmayı vadettiği, satış bedelinin de ödendiği ileri sürülmüştür. Birinci davada ikinci eş, murisin payının iptali ile kendi adına tescili talebinde bulunmuştur.
Birleştirilen davada ise murisin diğer çocukları, satış vaadi sözleşmesinin muris muvazaası amacıyla düzenlendiğini, murisin kendilerinden mal kaçırmak kastıyla hareket ettiğini iddia ederek sözleşmenin iptalini, mümkün olmadığı takdirde tenkis ve denkleştirmeye karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalılar, iştirak halinde mülkiyet nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğunu, murisin çocuklarından mal kaçırma amacıyla ikinci evliliğinde bulunduğu eşine bu işlemi yaptığını savunmuşlardır. Mahkeme ilk aşamada birleştirilen davayı kabul ederek satış vaadi sözleşmesini muvazaa nedeniyle iptal etmiş, asıl davayı ise kısmen kabul etmiştir.
Yargıtay’ın İlk Bozma Kararı ve Usul Eksiklikleri
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ilk temyiz incelemesinde 6100 sayılı HMK’nın 297/2. maddesine işaret ederek kararın infaza elverişli ve açık olması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkemenin, iptal edilen pay miktarını somut olarak belirtmeden hüküm kurması, kararın bozulmasını gerektirmiştir. Ayrıca vekalet ücreti ve nisbi harç yönünden de usul hataları tespit edilmiş ve karar bu gerekçelerle bozulmuştur.
Bozmadan sonra yerel mahkeme, önceki kararında ısrar ederek satış vaadi sözleşmesinin muristen mal kaçırma kastıyla ve muvazaalı olarak düzenlendiğine hükmetmiştir. Mahkeme, murisin ve ikinci eşinin sosyal ve ekonomik durumlarının satış bedelini karşılayacak güçte olmadığını, tanık beyanlarını ve dosya kapsamını dikkate alarak sözleşmenin gizli bağış niteliğinde olduğunu ve şekil şartlarına uymadığını belirtmiştir.
Yargıtay’ın Nihai Onama Kararı ve Hukuki Değerlendirme
Temyiz incelemesinde Daire, mahkemenin bozmaya uyduğu kararın usul ve yasaya uygun olduğuna kanaat getirmiştir. Kararda özellikle şu hususlar öne çıkmaktadır:
-
Muris Muvazaasının İspatı: Muris muvazaası iddiası, HMK m. 200 ve devamındaki yazılı delil kuralına tabi değildir. Daire, tanık beyanları, tarafların ekonomik durumları, murisin diğer çocuklarıyla ilişkileri ve satış vaadi sözleşmesinin gerçek bir satış iradesi taşımayıp taşınmazı mirasçılardan kaçırma amacına matuf olduğu yönündeki somut olguları yeterli görmüştür.
-
Satış Vaadi Sözleşmesinin Hukuki Niteliği: 04.04.2003 tarihli noterlik sözleşmesinin ivazsız (bedelsiz) bir işlem olduğu, gerçek bir satış iradesi bulunmadığı, dolayısıyla gizli bağış niteliğinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu tür işlemlerin Türk Medeni Kanunu’nun bağışlama ile ilgili şekil hükümlerine (TMK m. 506 vd.) tabi olduğu ve bu şekil şartlarına uyulmadığı için geçersiz sayıldığı vurgulanmıştır.
-
Davacının Kabul Beyanı ve Usulden Ret: Asıl davada davalılardan birinin davayı kabul etmesi halinde dahi, diğer davalılar yönünden muvazaa iddiasının incelenmesi gerektiği ve usulden ret kararının bu davalı yönünden de verilebileceği belirtilmiştir. Daire, bu hususta yerel mahkemenin yaklaşımını hukuka uygun bulmuştur.
-
Kazanılmış Hak ve Bozmadan Sonraki Sınırlar: Bozma kararına uyulduktan sonra, bozma kararıyla oluşan kazanılmış hakların yeniden incelenemeyeceği klasik kuralı burada da uygulanmıştır.
Avukatlar İçin Pratik Değerlendirme
Bu karar, miras davalarında muris muvazaası savunmasının ne kadar geniş delillerle ispatlanabileceğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Özellikle:
- Tarafların ekonomik gücünün, sosyal ilişkilerinin ve murisin diğer çocuklarıyla olan bağlarının delil olarak değerlendirilebileceği,
- Noter huzurunda düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin bile muvazaa iddiasına karşı korunamayabileceği,
- Gizli bağış nitelendirmesi yapıldığında şekil şartlarının aranacağı hususları, miras hukuku pratiğinde sıkça karşılaşılan sorunlardır.
Ayrıca karar, HMK m. 297/2 uyarınca hüküm fıkrasının açık ve infaza elverişli olması zorunluluğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Vekalet ücreti ve harç yönünden yapılan hataların bozma nedeni yapılması, dava dilekçesi ve cevap dilekçesi hazırlığında bu unsurlara özen gösterilmesi gerektiğini göstermektedir.
Sonuç olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin muvazaa iddiasını kabul eden ve satış vaadi sözleşmesini iptal eden kararını onamıştır. Bu içtihat, özellikle ikinci evliliklerde mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılan işlemlerin iptali taleplerinde avukatlara güçlü bir dayanak sunmaktadır.
Karar Tarihi: 30.06.2025 Esas No: 2025/2225 Karar No: 2025/3309 Daire: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Uygulamada benzer davalarla karşılaşan meslektaşlarımızın, delil toplama stratejilerini bu karar ışığında gözden geçirmeleri ve özellikle tanık delili ile ekonomik durum araştırmasının önemini göz ardı etmemeleri tavsiye edilmektedir.
(Metin yaklaşık 850 kelime)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi: Malik Olmayan Kişinin Satış Vaadi Sözleşmesi ve Tazminat Sorumluluğu – 2022/3453 E., 2023/4195 K.
Yargıtay, satış vaadi sözleşmesinin yapılma tarihinde malik olmayan kişinin taahhüdünün geçerli olduğunu, ancak dava tarihinde malik değilse ifa olanağının bulunmadığını, bu durumda tapu iptali ve tescil talebinin reddi ile tazminat talebinin ise dava tarihi rayiç değeri üzerinden kabulü gerektiğini hükme bağlamıştır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi: Tarım Arazisinde Satış Vaadi Sözleşmesinde Tazminatın Hesap Tarihi – 2023/3397 E., 2023/4216 K.
Yargıtay, tarım arazisi niteliğindeki taşınmazda tapu iptali ve tescil talebinin reddi halinde, tazminatın dava tarihi itibarıyla rayiç değer üzerinden hesaplanması gerektiğini, güncellenmiş bedel üzerinden hüküm kurulamayacağını belirtmiştir.