Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/2012 E. 2022/6837 K. sayılı Kararı: Muvazaa Davalarında Bekletici Mesele, İİK 283 Kıyasen Uygulama ve Katılma Alacağı İlişkisi
Lawantra
04.08.2026
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/2012 Esas, 2022/6837 Karar sayılı ilamı, aile hukuku ile borçlar hukuku arasındaki ince çizgiyi ortaya koyan önemli bir içtihat niteliğindedir. Karar, özellikle boşanma sürecinde eşler arasında malvarlığı kaçırma iddialarının sıkça gündeme geldiği muvazaaya dayalı tapu iptal ve tescil davalarında avukatların dikkat etmesi gereken usul ve esasa ilişkin kritik hususları içermektedir.
Dava, davacının eski eşi aleyhine açtığı boşanma davası sırasında, evlilik birliği içinde edinilen ve eş adına tescil edilen taşınmazın, mal kaçırma amacıyla üçüncü bir kişiye muvazaalı olarak devredildiğini ileri sürerek açılmıştır. İlk derece mahkemesi davayı kabul ederek tapu iptali ve tesciline hükmetmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi bu kararı onamıştır. Ancak karar düzeltme aşamasında dosya 4. Hukuk Dairesi’ne gelmiş ve önemli bir bozma kararı verilmiştir.
Daire öncelikle usule ilişkin bir hatayı düzeltmiştir. Davalıların zorunlu dava arkadaşı olduğu gözetilerek, nisbi harç yatırılmasına rağmen harç eksikliğinden red kararı verilmesinin hatalı olduğuna işaret etmiştir. Bu tespit, harç mevzuatının dava arkadaşlığı durumunda nasıl uygulanacağına ilişkin pratik bir rehber niteliğindedir.
Kararın asıl önem taşıyan kısmı ise esasa ilişkindir. Daire, muvazaa davalarının İİK md. 277 ve devamındaki iptal davalarından принципи olarak farklı olduğunu vurgulamıştır. İptal davalarında borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış tasarrufların icra hukuku bakımından hükümsüz kılınması amaçlanırken, muvazaa davasında işlemin baştan itibaren geçersiz olduğunun tespiti hedeflenmektedir. Bu ayrım, davanın niteliğini ve verilecek hükmün kapsamını doğrudan etkilemektedir.
Yargıtay, üçüncü kişilerin muvazaalı işlemlere karşı dava açabilmeleri için bir alacağın varlığının ve bu alacağın tahsilini engellemek amacıyla danışıklı işlem yapılmış olmasının gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda davacının, eski eşiyle devam eden İstanbul 11. Aile Mahkemesi’nin 2013/72 Esas sayılı katılma alacağı davası bulunduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle mahkemenin, bu davanın sonucunu bekletici mesele yapması gerektiği hükme bağlanmıştır.
Daireye göre, katılma alacağı davasında davacının herhangi bir alacağının olmadığı anlaşılırsa muvazaa davası reddedilmelidir. Alacağın varlığının tespit edilmesi halinde ise TBK md. 19 uyarınca muvazaa iddiası araştırılmalı, muvazaa ispatlanırsa davanın kabulü ile İİK md. 283/1 hükmünün kıyasen uygulanması yoluna gidilmelidir. Bu durumda tapu iptali ve tesciline karar vermek yerine, davacının taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisinin bulunduğuna hükmedilmelidir.
Bu yaklaşım, taşınmazın aynına ilişkin değil, alacağın tahsiline yönelik bir dava olduğunu kabul eden yerleşik içtihatla uyumludur. Avukatlar açısından son derece kritik bir noktadır; çünkü yanlış hüküm kurulması (tapu iptali ve tescili) hem usul ekonomisine aykırıdır hem de ileride yeni uyuşmazlıklara yol açabilmektedir.
Karar aynı zamanda aile hukuku pratiğinde mal rejimi tasfiyesi ile muvazaa davalarının bağlantısını netleştirmektedir. Boşanma davasında mali haklara ilişkin hüküm kurulmamış olsa dahi, ayrı bir katılma alacağı davasının devam ediyor olması, muvazaa davasının bağımsız olarak sonuçlandırılmasını engellemektedir.
Hukuk profesyonelleri için bu karar, şu prensipleri pekiştirmektedir:
- Muvazaa davalarında hukuki yarar şartı, davacının alacaklı sıfatının varlığına bağlıdır.
- Katılma alacağı davası, muvazaa davası için bekletici mesele yapılmalıdır.
- Muvazaa ispatlandığında, İİK md. 283/1 kıyasen uygulanarak tapu iptali ve tescili yerine haciz ve satış yetkisi verilmelidir.
- Zorunlu dava arkadaşlığı bulunan hallerde harç yatırımı kurallarına titizlikle uyulmalıdır.
Bu içtihat, özellikle aile hukuku ve gayrimenkul hukuku alanında çalışan avukatların dava stratejilerini şekillendirmede önemli bir referans noktası oluşturmaktadır. Karar, muvazaa iddialarının sadece delil toplama aşamasında değil, usul ekonomisi ve hukuki yarar açısından da titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, somut olayda mahkemenin ve önceki daire kararının hatalı olduğunu tespit ederek bozma kararı vermiştir. Bu bozma, aile içi mal kaçırma iddialarına karşı açılan davalarda bundan sonra izlenecek yöntemi belirleyen niteliktedir. Avukatlar, benzer uyuşmazlıklarda bu karar doğrultusunda bekletici mesele uygulamasını ve hüküm fıkrasının İİK md. 283/1 kıyasen uygulanacak şekilde kurulmasını titizlikle gözetmelidir.
(Toplam kelime sayısı: 728)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2015/13850 E., 2015/6201 K. Sayılı Kararı: Transit Alanda Yakalanan Kolombiyalı Sanığın Eyleminin Hukuki Niteliği
Yargıtay, Kolombiya uyruklu sanığın Arjantin’den temin ettiği uyuşturucuyu Türkiye üzerinden Çin’e götürmek isterken Atatürk Havalimanı transit alanında yakalanması olayında eylemin “ithale teşebbüs” değil, “uyuşturucu madde nakletme” suçu oluşturduğunu belirterek mahkemenin hatalı vasıf tayinini tartışmıştır.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin Birleşik İçtihatları: Uyuşturucu İthal Suçunda Suç Niteliği, Transit Geçiş ve Eksik İnceleme
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2016, 2020 ve 2023 yıllarında verdiği üç ayrı kararda uyuşturucu ithal suçunun nitelendirilmesi, transit yolcu durumları ve eksik araştırma konularında bozma kararları vererek alt derece mahkemelerine önemli usul ve esas yönlendirmesi yapmıştır.