Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2023/10337 E., 2024/622 K. sayılı Kararı: Cumhuriyet Savcısının İstinaf Başvurusunda Gerekçe Gösterme Zorunluluğu ve Uyuşmazlığın Giderilmesi
Lawantra
02.08.2026
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 16 Ocak 2024 tarihli, 2023/10337 Esas, 2024/622 Karar sayılı ilamı, bölge adliye mahkemesi ceza daireleri arasında uzun süredir var olan önemli bir usul uyuşmazlığını gidermiştir. Karar, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yoluna başvururken CMK m. 273/5 uyarınca gerekçe göstermek zorunda olup olmadığı, göstermemesi halinde istinaf isteminin reddinin mümkün olup olmadığı ve dosyanın ilk derece mahkemesine iade edilip edilemeyeceği konularında bağlayıcı bir çerçeve çizmektedir.
Uyuşmazlığın Konusu
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi, Cumhuriyet savcısının kısa karar tefhimi üzerine süre tutum dilekçesi vererek istinaf hakkını kullandığını belirtmesine rağmen, gerekçeli karar tebliğinden itibaren 7 gün içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunmaması nedeniyle istinaf başvurusunun reddine karar vermişti. Buna karşılık Trabzon 1. Ceza Dairesi, İstanbul 30. Ceza Dairesi, Ankara 4. ve 6. Ceza Daireleri ise aynı durumda dosyayı ilk derece mahkemesine iade ederek savcıdan gerekçeli istinaf dilekçesi istenmesine ve lehine/aleyhine beyan alınmasına karar vermekteydi. Bu çelişki, 5235 sayılı Kanun m. 35/3 uyarınca Yargıtay’dan uyuşmazlığın giderilmesi talebini zorunlu kılmıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi ve Gerekçesi
Yargıtay, öncelikle istinaf ve temyiz kanun yolları arasındaki sistematik farkı vurgulamıştır:
- Temyiz yolunda CMK m. 294, 295, 298 ve 301 hükümleri ile gerekçe gösterme zorunluluğu ve yaptırımı (red) açıkça düzenlenmiştir.
- İstinaf yolunda ise CMK m. 273/5, Cumhuriyet savcısının “istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermesi” gerektiğini belirtmekle birlikte, bu yükümlülüğe uyulmamasının yaptırımını düzenlememiştir.
Kanun koyucunun temyizdeki gibi “hak düşürücü süre” veya “istemin reddi” mekanizmasını istinaf için öngörmemiş olması, istinaf isteminin yalnızca bu nedenle reddedilemeyeceğini göstermektedir.
Yargıtay, 1412 sayılı eski CMUK döneminde verilen 15.03.1941 tarihli ve 25/45 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na da atıf yaparak, gerekçe gösterilmeyen başvurunun sanık lehine kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Buna göre:
- İlk derece mahkemesi, savcıdan gerekçe göstermesini istemelidir.
- Bu mümkün olmazsa Bölge Adliye Mahkemesi, CMK m. 265 ve 278 uyarınca dosyayı iade ederek savcıdan istinaf nedenlerini ve başvurunun lehine/aleyhine olduğunu ayrıntılı olarak açıklamasını talep etmelidir.
- Gerekçe gösterilmemesi halinde istinaf istemi reddedilemez; başvurunun sanık lehine olduğu kabul edilerek esastan incelenmelidir.
Daire, “temyiz kanun yoluna ilişkin hükümlerin kıyasen istinaf yolunda uygulanamayacağı” sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle Ankara BAM 19. Ceza Dairesi’nin ret kararı hukuka aykırı bulunmuş, diğer dört dairenin (Trabzon 1., İstanbul 30., Ankara 4. ve 6. Ceza Daireleri) uygulaması ise hukuka uygun kabul edilmiştir.
Kararın Avukatlar ve Hukuk Pratiği Açısından Önemi
Bu karar, ceza hukuku pratiğinde Cumhuriyet savcılarının istinaf başvurularında stratejik bir esneklik sağlamaktadır. Savcıların kısa karar üzerine “süre tutum” dilekçesi vermesi artık gerekçeli dilekçe sunmama riskini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Ancak avukatlar açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır:
- Savcının istinaf dilekçesinde lehine/aleyhine beyan bulunmaması halinde, mahkemece sanık lehine kabul edileceği öngörülmüştür. Bu, savunma stratejilerinde lehe hükümlerin uygulanması beklentisini artırabilir.
- Bölge adliye mahkemelerinin dosya iadesi yoluyla gerekçe talep etme yetkisi pekiştirilmiştir.
- Karar, kanun yollarında usul ekonomisi ile hukuki güvenlik arasındaki dengeyi gözeten bir yaklaşım ortaya koymuştur.
Yargıtay’ın oybirliğiyle aldığı bu karar, ülke genelinde istinaf uygulamasının birleştirilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Özellikle ağır ceza, asliye ceza ve sulh ceza davalarında savcının istinaf başvurularına karşı savunma hazırlığı yapan avukatların, bu içtihadı dikkate alması zorunlu hale gelmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, CMK’nin lafzı ve ruhu ile eski içtihatlar arasındaki uyumu sağlayarak, gerekçe gösterilmemesinin istinaf isteminin reddi nedeni olamayacağına dair güçlü bir içtihat oluşturmuştur. Bu karar, ceza adalet sisteminde usul kurallarının katı biçimde uygulanmasının önüne geçen, hakkın özüne öncelik veren bir yaklaşımın yeni bir örneğidir.
(Toplam kelime: 928)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
657 Sayılı Kanun’un 127. Maddesindeki “Zamanaşımı” Süresinin Gerçek Niteliği: Hak Düşürücü Süre mi, Zamanaşımı mı?
Disiplin soruşturması sürelerinin hukuki niteliği, Danıştay kararları ve doktrin ışığında incelendi. İdarenin disiplin cezası verme yetkisini sona erdiren sürenin hak düşürücü süre olduğu, uzama-durma-kesilme kurallarının uygulanamayacağı vurgulanıyor.
Boşanma Davalarında Fiziksel Şiddetin İspatı ve Hukuki Etkileri: Deliller, Kusur ve Sonuçları
Boşanma davalarında fiziksel şiddet iddialarının ispatı, Adli Tıp raporları, hastane kayıtları ve polis tutanaklarıyla nasıl güçlendirilir? Şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkileri avukatlar için detaylı incelendi.