Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/8428 E. 2015/10970 K. Sayılı Kararı Işığında Hakaret Suçu ve İfade Özgürlüğü Sınırları
Lawantra
21.07.2026
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 12.11.2015 tarihli, 2015/8428 Esas ve 2015/10970 Karar sayılı ilamı, Türk ceza hukukunda hakaret suçu ile ifade özgürlüğü arasındaki hassas dengeyi belirleyen önemli bir emsal karar niteliğindedir. Karara konu olayda, sanık tarafından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) hitaben yazılan 13.03.2013 tarihli dilekçede, bir hâkimin taraflı davrandığı, görevini ihmal ettiği, bilirkişileri koruduğu, görev sınırlarını aştığı ve TCK anlamında suç işlediği yönünde ifadeler kullanılmıştır. Yerel mahkeme bu ifadeleri kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret olarak nitelendirmiş ve mahkumiyet kararı vermiştir. Yargıtay ise bu kararı bozarak, söz konusu ifadelerin TCK m. 128'de düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığını, büyük ölçüde değer yargısı niteliğinde olduğunu ve bağlamı içinde ele alındığında hakaret suçu unsurlarını oluşturmadığını tespit etmiştir.
Kararın hukuki temeli, öncelikle Ceza Genel Kurulu'nun 14.10.2008 tarih ve 170-220 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, hakaret suçunun koruduğu hukuki değerin kişilerin şeref, haysiyet ve namusu olduğu ilkesine dayanmaktadır. Hakaret suçunun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olması, somut bir fiil veya olgu isnadı ya da sövme şeklinde gerçekleştirilmesi ve bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yargıtay, somut olayda kullanılan ifadelerin rahatsız edici olmakla birlikte, dilekçenin Anayasal hak arama özgürlüğü kapsamında HSYK'ya sunulduğunu, bağlamının bir şikayet ve eleştiri niteliğinde olduğunu vurgulamıştır.
Kararda Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 10. maddesi ve AİHM içtihatları detaylı biçimde incelenmiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereğidir. Bu özgürlük yalnızca zararsız veya olumlu görülen fikirler için değil, incitici, şoke edici veya rahatsız edici fikirler için de geçerlidir. Ancak bu hak mutlak değildir; Anayasa m. 13 ve AİHS m. 10/2 çerçevesinde kanunla sınırlanabilir. Sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine, ölçülülük ilkesine uygun olmalı ve hakların özüne dokunmamalıdır.
Yargıtay, kararında AİHM'in Lesnik/Slovakya (35640/97, 11.03.2003) ve Nikula/Finlandiya (31611/96, 21.03.2002) kararlarına atıfta bulunarak, kamu görevlilerinin (özellikle yargı mensuplarının) eleştiriye karşı daha geniş hoşgörü göstermek zorunda olduklarını belirtmiştir. Kamu görevlilerine yönelik eleştiriler, görevleri sırasında gösterdikleri performansla ilgili olduğunda, sıradan kişilere göre daha geniş bir ifade alanı tanınmalıdır. Ancak bu, asılsız ve kötü niyetli saldırılara mutlak koruma sağladığı anlamına gelmez. Kararda ayrıca ifadelerin olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunun ayrımı yapılmış, somut olaydaki ifadelerin ağırlıklı olarak değer yargısı niteliğinde olduğu ve yeterli olgusal temele dayandığı sonucuna varılmıştır.
Avukatlar ve hukuk profesyonelleri için bu kararın önemi büyüktür. TCK m. 128'de düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı, yargılama sürecinde veya yetkili makamlara sunulan dilekçelerde kullanılan ifadelerin, savunma amacıyla ve iyi niyetle yapılması halinde cezaî yaptırımdan muaf tutulmasını sağlar. Karar, dilekçelerin bağlamından koparılarak tek tek kelimelerin incelenmesinin hatalı olduğunu, bütüncül bir değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, avukatların müvekkilleri adına hazırladıkları şikayet ve itiraz dilekçelerinde sert eleştiri sınırlarını belirlerken önemli bir kılavuz niteliğindedir.
Yargıtay'ın bozma gerekçesinde şu tespit özellikle dikkat çekicidir: "Bu durumun aksinin savunulması, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelecektir." Bu ifade, ceza hukukunda korunan hukuki değerlerin yorumunda orantılılık ilkesinin gözetilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Karar aynı zamanda adil yargılama ilkesi (AİHS m. 6) ile savunma hakkının, yargılama makamlarına karşı kullanılan sert ifadelerin dahi dar yorumlanmasını gerektirdiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin bu kararı, hakaret suçu ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi somut olay özelinde netleştirmiş, avukatların ve vatandaşların yargı mensuplarına yönelik eleştirilerinin bağlam, amaç ve olgusal temel unsurları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Hukuk profesyonelleri, benzer vakalarda müvekkillerine danışmanlık yaparken bu emsal kararı, AİHM içtihatlarını ve Anayasa Mahkemesi'nin savunma dokunulmazlığına ilişkin kararlarını referans alarak strateji geliştirmelidir. Karar, Türk hukukunda ifade özgürlüğünün geniş yorumu yönünde önemli bir adım olarak kabul edilmektedir.
(Makale yaklaşık 920 kelime olup, ceza hukuku ve insan hakları hukuku uzmanları için detaylı bir inceleme içermektedir.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Anayasa Mahkemesi'nin 21-23 Temmuz 2026 Tarihli Genel Kurul ve Bölüm Gündemleri
Anayasa Mahkemesi'nin bu haftaki toplantı gündeminde yaşam hakkı, kötü muamele yasağı, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, kişi hürriyeti ve adil yargılanma hakkı ihlali iddialarının yer aldığı 80'den fazla bireysel başvuru yer almakta olup, FETÖ iltisakı, infaz hukuku ve sendika hakları gibi konular öne çıkmaktadır.
Avukatın Savunma Dokunulmazlığı: Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Kararları Işığında Kapsamlı Değerlendirme
Nesrin Çetinkaya ve Serhat Çetinkaya kararı başta olmak üzere Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde avukatların savunma dokunulmazlığının sınırları, sert eleştiri ile hakaret arasındaki ayrım ve mesleki ifade özgürlüğünün korunması detaylı biçimde analiz edilmektedir.