Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2019/6401 E., 2020/1213 K. sayılı Kararı: ByLock Tutanağı, Tanık İfadeleri ve Cumhuriyet Savcısının İstinaf Usulsüzlüğü
Lawantra
02.08.2026
Terör suçlarına ilişkin yargılamalarda usul kurallarının titizlikle uygulanması, savunma hakkının etkin kullanımı açısından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 10 Şubat 2020 tarihli, 2019/6401 Esas ve 2020/1213 Karar sayılı ilamı, silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin bir dosyada hem usul hatalarını hem de Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusundaki eksiklikleri gerekçe göstererek bozma kararı vermiştir. Bu karar, avukatlar için önemli usulî güvenceleri ve inceleme zorunluluklarını içermektedir.
Dosya kapsamında sanık, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanmış ve ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilmiştir. Karar istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Temyiz aşamasında ise sanık müdafii duruşmalı inceleme talep etmiş, ancak Daire bu talebi CMK m.299 uyarınca yasal şartları oluşmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
Yargıtay, temyiz talebinin esasına geçtiğinde, sanığın temyiz dilekçesinin gerekçe içermediğini tespit etmiştir. Ancak bu durum, temyiz incelemesini engellememiştir. Daire, müdafiinin temyiz itirazları doğrultusunda dört ayrı bozma nedeni tespit etmiştir.
Birinci bozma nedeni, Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun usulüne aykırı olmasıdır. İlk derece kararından sonra Cumhuriyet savcısı 18 Temmuz 2018 tarihinde “kararın bozulması için istinaf kanun yoluna gidileceği” belirtilen bir dilekçe vermiş ve gerekçeli kararın tebliğini talep etmiştir. Ancak gerekçeli karar tebliğinden sonra ne dosya içinde ne de UYAP sisteminde savcının gerekçeli istinaf dilekçesine rastlanılmamıştır. Daire, CMK m.273/5 uyarınca Cumhuriyet savcısının istinaf nedenlerini gerekçeleriyle göstermesi gerektiğini, bunun yapılmaması halinde müteakip işlemlerin bu husus dikkate alınarak yürütülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu eksiklik, tek başına bozma nedeni olarak kabul edilmiştir.
İkinci bozma nedeni, dosyaya sonradan giren delillerin tartışılmamasıdır. 440236 ID nolu ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı, sanıktan el konulan dijital materyallere ilişkin inceleme raporu ve bir tanığın ifade tutanakları, CMK m.217 uyarınca duruşmada sanık ve müdafiye okunup, diyecekleri sorulmadan karar verilmesi nedeniyle eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, bu delillerin yargılamaya katılmadan hükme esas alınmasının adil yargılanma ilkesine aykırı olduğuna hükmetmiştir.
Üçüncü bozma nedeni, mahkemenin teşekkülüne ilişkindir. İlk derece mahkemesinin 24 Nisan 2018 tarihli 3. celse tutanağının elektronik imza ile imzalandığı belirtilmesine rağmen, üye hakimin ne elektronik ne de ıslak imza ile imzalamadığı tespit edilmiştir. Bu durum, mahkemenin kanuna uygun teşekkül etmemesi bakımından mutlak bozma nedeni (CMK m.289) oluşturabilecek niteliktedir.
Dördüncü bozma nedeni ise, sanığın Zaman gazetesi aboneliğinin örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğinin gözetilmemesidir. Daire, bu hususun da ayrıca dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.
Tüm bu nedenlerle hüküm CMK m.302/2 uyarınca bozulmuştur. Bozma nedeni, atılı suç için kanunda öngörülen ceza miktarı ve mevcut delil durumu gözetilerek sanığın tahliye talebi reddedilmiş, tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Dosya, bozma kararı yönünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiştir. Karar oybirliğiyle alınmıştır.
Bu karar, avukatlar açısından birden fazla stratejik öneme sahiptir. Öncelikle, Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun CMK m.273/5’e uygun olması gerektiği bir kez daha vurgulanmıştır. Gerekçesiz veya usulsüz istinaf başvurusu, bozma nedeni oluşturmaktadır. İkinci olarak, ByLock gibi dijital delillerin ve tanık beyanlarının duruşmada mutlaka sanık ve müdafiye okunması, CMK m.217’nin bir gereğidir. Bu kurala uyulmaması, eksik araştırma olarak değerlendirilmekte ve bozma nedeni olmaktadır.
Üçüncü olarak, mahkeme tutanaklarının usulüne uygun imzalanmaması gibi biçimsel eksikliklerin dahi mutlak bozma nedeni olabileceği unutulmamalıdır. Avukatlar, duruşma tutanaklarını dikkatle incelemeli ve bu tür usulî eksiklikleri temyiz dilekçelerinde açıkça belirtmelidir.
Dördüncü olarak, örgütsel aidiyet değerlendirmelerinde gazete aboneliği gibi sıradan faaliyetlerin suç unsuru olarak kabul edilemeyeceği hususu, savunma stratejilerinde göz önünde bulundurulmalıdır. Bu karar, delillerin hukuka uygun elde edilmesi, tartışılması ve değerlendirilmesi ilkelerinin terör suçlarında da titizlikle uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin bu emsal kararı, ceza yargılamasında usul kurallarının maddi gerçeğin aranmasından bağımsız bir değer taşıdığını bir kez daha teyit etmektedir. Avukatlar, benzer dosyalarda hem savcının istinaf başvurusunun usulüne uygunluğunu hem de delillerin tartışılıp tartışılmadığını titizlikle kontrol etmeli, usulî itirazlarını gerekçeli biçimde dilekçelerine yansıtmalıdır. Bu yaklaşım, müvekkillerin adil yargılanma hakkının korunmasında kritik rol oynamaktadır. (Toplam kelime: 682)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
657 Sayılı Kanun’un 127. Maddesindeki “Zamanaşımı” Süresinin Gerçek Niteliği: Hak Düşürücü Süre mi, Zamanaşımı mı?
Disiplin soruşturması sürelerinin hukuki niteliği, Danıştay kararları ve doktrin ışığında incelendi. İdarenin disiplin cezası verme yetkisini sona erdiren sürenin hak düşürücü süre olduğu, uzama-durma-kesilme kurallarının uygulanamayacağı vurgulanıyor.
Boşanma Davalarında Fiziksel Şiddetin İspatı ve Hukuki Etkileri: Deliller, Kusur ve Sonuçları
Boşanma davalarında fiziksel şiddet iddialarının ispatı, Adli Tıp raporları, hastane kayıtları ve polis tutanaklarıyla nasıl güçlendirilir? Şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkileri avukatlar için detaylı incelendi.