Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2018/484 E., 2018/1704 K. sayılı Kararı ve Karşı Oy: Temyiz Dilekçesinde Sebep Gösterilmemesi Üzerine Yapılan Tartışmalar
Lawantra
02.08.2026
Ceza yargılamasında temyiz kanun yolunun işleyişi ve dilekçenin içeriği uzun süredir doktrin ve uygulamada tartışılmaktadır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 28 Mayıs 2018 tarihli, 2018/484 Esas ve 2018/1704 Karar sayılı ilamı, bu tartışmanın önemli bir yansımasıdır. Kararda çoğunluk görüşü ile iki üyenin yazdığı karşı oy birlikte incelendiğinde, avukatlar ve hukuk profesyonelleri için zengin bir hukuki analiz sunmaktadır.
Dosya, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nce mahkum edilen sanığın, istinaf başvurusunun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından reddi üzerine temyiz incelemesine gelmiştir. Sanık müdafii, 20 Kasım 2017 tarihli temyiz dilekçesinde somut temyiz sebepleri göstermemiştir. Bunun üzerine Daire, CMK m.294/1 ve m.298 uyarınca temyiz isteminin reddine karar vermiştir.
Çoğunluk görüşü, istinaf ve temyiz arasındaki farkı detaylı biçimde açıklamıştır. İstinafta hem maddi olay hem hukuki denetim yapılırken (CMK m.273/4), temyiz incelemesi hukuki denetimle sınırlıdır (CMK m.294/2). Bu nedenle temyiz dilekçesinde hükmün neden bozulması istendiğinin açıkça gösterilmesi zorunludur. Aksi halde usulüne uygun bir temyiz davası açılmamış sayılır ve CMK m.298 uyarınca ret kararı verilir. Kararda doktrindeki görüşler ve AİHM kararlarına da atıf yapılmıştır.
Ancak iki üye bu karara karşı oy kullanmıştır. Karşı oy gerekçesinde, adalete erişim hakkının temel bir hak olduğu, Anayasa m.36/2’nin “hiçbir mahkemenin görevli olduğu davaya bakmaktan kaçınamayacağı” hükmü hatırlatılarak, temyiz incelemesinin yapılmamasının bu hakka aykırı olduğu savunulmuştur. CMK m.288 ve m.289’un birlikte okunması gerektiği, m.289’da sayılan mutlak hukuka aykırılık hallerinin temyiz dilekçesinde gösterilmese dahi re’sen incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Karşı oyda, temyiz dilekçelerinde “usul ve yasaya aykırıdır” gibi genel ifadelerle başvuru yapılması durumunda her dosyanın farklı değerlendirilmesinin kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olacağı belirtilmiştir. Mutlak bozma nedenlerinin (m.289) varlığının araştırılması, yoksa temyiz isteminin esastan reddedilerek onanması gerektiği savunulmuştur. Karşı oy yazısında, Yargıtay’ın önceki kararlarına da atıf yapılmıştır.
Bu karar ve karşı oy, avukatlar için önemli stratejik çıkarımlar içermektedir. Öncelikle, temyiz dilekçelerinin mümkün olduğunca somut ve gerekçeli hazırlanması gerektiği açıktır. Genel ifadeler, ret riskini artırmaktadır. Ancak mutlak bozma nedenleri (CMK m.289) her durumda re’sen inceleneceğinden, avukatların bu nedenleri ayrıca kontrol etmesi ve varsa dilekçelerinde belirtmesi faydalı olacaktır.
İkinci olarak, karar adalete erişim hakkı ile usul kurallarının dengelenmesi tartışmasını derinleştirmektedir. Karşı oy, usul kurallarının katı uygulanmasının hak arama özgürlüğünü zedeleyebileceğini savunurken, çoğunluk görüşü kanun koyucunun bilinçli tercihine vurgu yapmaktadır.
Üçüncü olarak, karar terör suçlarına ilişkin yargılamalarda savunma makamının kanun yollarını etkin kullanmasının önemini ortaya koymaktadır. Avukatlar, Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına karşı temyiz başvurusu yaparken hem somut hukuki aykırılıkları hem de mutlak bozma nedenlerini ayrı ayrı ele almalıdır.
Sonuç olarak, bu içtihat hem çoğunluk görüşü hem karşı oy gerekçesiyle birlikte okunduğunda, ceza yargılamasında temyiz usulünün inceliklerini anlamak açısından zengin bir kaynaktır. Avukatlar, müvekkillerinin haklarını korumak için temyiz dilekçelerini özenle hazırlamalı, CMK m.288, m.289, m.294 ve m.298 hükümlerini birlikte değerlendirerek strateji belirlemelidir. Karar, usul kurallarına riayet ile adalete erişim hakkı arasındaki hassas dengeyi de gözler önüne sermektedir. (Toplam kelime: 658)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
657 Sayılı Kanun’un 127. Maddesindeki “Zamanaşımı” Süresinin Gerçek Niteliği: Hak Düşürücü Süre mi, Zamanaşımı mı?
Disiplin soruşturması sürelerinin hukuki niteliği, Danıştay kararları ve doktrin ışığında incelendi. İdarenin disiplin cezası verme yetkisini sona erdiren sürenin hak düşürücü süre olduğu, uzama-durma-kesilme kurallarının uygulanamayacağı vurgulanıyor.
Boşanma Davalarında Fiziksel Şiddetin İspatı ve Hukuki Etkileri: Deliller, Kusur ve Sonuçları
Boşanma davalarında fiziksel şiddet iddialarının ispatı, Adli Tıp raporları, hastane kayıtları ve polis tutanaklarıyla nasıl güçlendirilir? Şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkileri avukatlar için detaylı incelendi.