Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nden Direnme Kararına Karşı Önemli İstihkak İçtihadı
Lawantra
24.08.2026
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 15 Ocak 2025 tarihli ve 2024/7697 E., 2025/162 K. sayılı kararı, iflas hukuku alanında önceki içtihadını pekiştirmiştir. Daire, iflas masasına dahil edilen mallar üzerindeki istihkak iddiasında, iflas idaresinin red kararı olmaksızın da doğrudan icra hukuk mahkemesinde dava açılabileceğini kabul etmiştir.
Dava, Konya’da bulunan bir iflas dosyasında, alacaklılar toplantısında iflas masasına dahil edilen menkuller üzerindeki istihkak iddiasına ilişkindir. İlk derece mahkemesi istihkak davasını kabul etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddetmiştir. Yargıtay’ın ilk bozma kararının ardından BAM direnmiş, karar yeniden temyiz edilmiştir.
Daire, önceki 2024/824 E., 2024/4759 K. sayılı bozma kararındaki gerekçeleri tekrarlamıştır. İflas dairesinin 22.06.2022 tarihli kararıyla istihkak prosedürünün işletilmesi için muhtıra gönderildiği, davacının da yedi günlük süre içinde dava açtığı belirtilmiştir. Müflisin elinde bulunan malların deftere yazılması sırasında üçüncü kişilere ait olduğu iddia edilen mallar üzerine istihkak şerhi düşülse dahi, üçüncü kişinin doğrudan icra mahkemesinde dava açmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmadığı vurgulanmıştır.
Prof. Dr. Baki Kuru’nun görüşüne atıf yapan Daire, İİK m.228’de düzenlenen prosedürün işletilmesinin zorunlu olmadığını, üçüncü kişinin doğrudan istihkak davası açabileceğini kabul etmiştir. Bu hususun Yargıtay’ın yerleşik uygulaması haline geldiği belirtilmiştir.
Kararda, iflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğundan reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu bir kez daha ifade edilmiştir. Daire, bozma kararının usul ve kanuna uygun olduğuna hükmederek dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göndermiştir.
Bu karar, iflas hukukunda üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Avukatlar, iflas dosyalarında müvekkillerinin mallarının iflas masasına dahil edilmesi durumunda, idari prosedürün tamamlanmasını beklemeden doğrudan dava açma imkânına sahip olduklarını bilmelidir.
Yargıtay’ın bu tutumu, mülkiyet hakkının (Anayasa m.35) etkili korunması ve mahkemeye erişim hakkının (Anayasa m.36) geniş yorumlanması ilkesiyle uyumludur. İflas idaresinin pasif kalması veya prosedürü geciktirmesi halinde üçüncü kişilerin hak kaybına uğramasının engellenmesi, hukukun genel ilkeleri açısından da isabetlidir.
Sonuç olarak karar, iflas hukuku uygulamasında istikrar sağlamakta ve üçüncü kişilerin hukuki durumunu güçlendirmektedir. Benzer uyuşmazlıklarda avukatların bu içtihada dayanarak hukuki yarar itirazlarını bertaraf etmeleri mümkün olacaktır.
(Toplam kelime sayısı: 518)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
KVKK Kurulu'nun Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi İlke Kararı: Veri Sorumluları İçin Güncel Yükümlülükler ve İstisnalar
Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun 2026/921 sayılı İlke Kararı kapsamında mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin hukuki sınırlarını, özel nitelikli veri nitelendirmesini ve güvenlik istisnalarını inceleyen detaylı analiz.
Derdest Kısmi Davalarda Zamanaşımı ve Talep Artırımı: 7589 Sayılı Kanun Sonrası Yeni Dönem
7589 sayılı Kanun ile HMK'da yapılan değişikliklerin derdest kısmi davalara etkisini, talep artırımı imkanını ve zamanaşımı kesilmesi meselesini detaylı biçimde ele alan kapsamlı hukuki analiz.