Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2023/5113 E., 2024/7116 K. Sayılı Kararı: İnşaat İş Kazalarında Bilinçli Taksir ve Beraat Değerlendirmesi
Lawantra
20.07.2026
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2023/5113 Esas, 2024/7116 Karar sayılı ilamı, inşaat sektöründe meydana gelen ölümcül iş kazalarında taksirli öldürme suçunun unsurlarını, özellikle bilinçli taksir kavramını ve delil değerlendirmesini detaylı biçimde ele almaktadır. Bu karar, avukatlar ve hukuk profesyonelleri için iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının ceza hukukuyla kesişim noktalarını aydınlatması bakımından kritik öneme sahiptir.
Olay, bir inşaat şantiyesinde su borularının montajı sırasında meydana gelmiştir. Sanıkların temsilcisi olduğu şirketler, inşaatın müteahhitliği, yapı denetimi, asansör ve çatı işlerini üstlenmiştir. Mağdur, alt işverenin yanında çalışan bir işçidir. Olay günü üst katlarda çalışan mağdur, asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybetmiştir. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında düzenlenen iş güvenliği uzmanı ve bilirkişi raporları, kazanın oluşumunda asıl ve alt işverenlerin müteselsil sorumluluğunu vurgulamıştır.
Mahkeme, dosya kapsamındaki beyanlar, bilirkişi raporları ve delilleri değerlendirerek şu tespitlerde bulunmuştur: İnşaat alanında uyarı levhalarının bulunmaması, yeterli aydınlatmanın olmaması ve asansör boşluklarının engellerle kapatılmaması, temel güvenlik önlemlerinin alınmadığını göstermektedir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 9, 15 ve 17. maddeleri ile İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği uyarınca, söz konusu iş kolu çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Bu kapsamda işçiye sağlık raporu alınması, mesleki eğitim verilmesi, risk değerlendirmesi yapılması ve kişisel koruyucu donanım temini zorunludur. Alt işveren sanık, bu yükümlülükleri yerine getirmemiş, sadece işin öğretilmesiyle yetinmiş ve denetim mekanizması kurmamıştır. Bu nedenle mahkeme, alt işverenin asli kusurlu olduğunu ve bilinçli taksirle (TCK m. 22/3) ölüme sebebiyet verdiğini kabul etmiştir.
Sanık hakkında TCK’nın 85/1, 22/3, 62, 50/4, 50/1-a ve 52/4. maddeleri uyarınca 24.300 TL adli para cezası hükmedilmiştir. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bilinçli taksir halinde hapis cezasının adli para cezasına çevrilemeyeceğini (TCK m. 50/4) belirterek hükmün bozulmasını talep etmiştir. Daire, bu itirazı haklı bulmuş ve hükmü bozmuştur. Zira TCK m. 50/4’ün son cümlesi, bilinçli taksirde para cezasına çevirme yasağı getirmektedir. Bu husus, avukatların ceza miktarı ve infaz rejimi stratejilerinde dikkate alması gereken temel bir noktadır.
Diğer sanık (asansör firması temsilcisi) yönünden ise mahkeme beraat kararı vermiştir. Sanığın savunması, olaydan 45 gün önce asansör montajını tamamladıklarını, montaj öncesi ve sonrası korumalıkları yerleştirdiklerini, sonrasında inşaat alanına gitmediklerini öne sürmektedir. Tanık beyanları da bu savunmayı desteklemekte, kalasların sonradan kaldırılmış olabileceğini göstermektedir. Daire, her türlü şüpheden uzak, mahkumiyete yeterli kesin delil bulunmadığını belirterek beraat kararını onamıştır (CMK m. 223/2-e). Katılan vekilinin “gencecik bir insanın hayatı” vurgusuyla yaptığı temyiz, hakkaniyet argümanlarına dayansa da hukuki delil standardını karşılamamıştır.
Kararın hukuki analizi, avukatlar açısından birkaç kritik noktayı öne çıkarmaktadır. Öncelikle, 6331 sayılı Kanun’un risk değerlendirmesi, eğitim ve denetim yükümlülükleri, taksirli suçlarda kusur yoğunluğunun belirlenmesinde objektif kriterler sunmaktadır. Bilinçli taksir, failin neticeyi öngörmesine rağmen dikkat ve özeni göstermemesi halinde söz konusu olmaktadır. İnşaat gibi yüksek riskli sektörlerde mevzuatın emredici hükümlerine aykırılık, öngörülebilirliği karine haline getirmektedir.
İkinci olarak, illiyet bağı tartışması önem arz etmektedir. Sanık müdafisinin “ölenin kendi kusuru” ve “illiyet bağı yokluğu” iddiaları reddedilmiştir. Zira bilirkişi raporları, işverenin genel güvenlik programını hazırlamaması, denetim mekanizması kurmaması ve eğitimleri yetersiz bırakması nedeniyle asli kusuru tespit etmiştir. Bu yaklaşım, Yargıtay’ın iş kazalarında müteselsil sorumluluk ilkesini ceza hukuku bakımından da uyguladığını göstermektedir.
Üçüncü olarak, karar TCK m. 52/4 ve m. 50/4 hükümlerinin bilinçli taksirdeki sınırlarını netleştirmektedir. Hapis cezasının para cezasına çevrilmesi yasağı, caydırıcılık açısından kritik olup, avukatların temyiz dilekçelerinde bu hususu özellikle vurgulaması gerekmektedir.
Sonuç itibarıyla bu içtihat, inşaat iş kazası dosyalarında savunma ve iddia stratejilerini şekillendirmektedir. İşverenlerin 6331 sayılı Kanun kapsamındaki yükümlülüklerini ihmal etmesi, basit taksirden ziyade bilinçli taksir nitelendirmesine yol açmaktadır. Avukatlar, bilirkişi raporlarını kusur değerlendirmesiyle sınırlı tutmalı, hukuki nitelendirmeyi mahkemeye bırakmalıdır. Karar aynı zamanda, delil standardı (her türlü şüpheden uzak kesin delil) ile beraat kurumunun titiz uygulanmasını hatırlatmaktadır.
Bu karar, benzer dosyalarda gerek savcılar gerekse sanık vekilleri tarafından referans alınabilecek niteliktedir. Özellikle çok tehlikeli iş kollarında temel güvenlik tedbirlerinin alınmaması, Yargıtay nezdinde bilinçli taksir kabulü için yeterli görülmektedir. Hukuk profesyonelleri, müvekkillerine risk değerlendirmesi, eğitim ve denetim yükümlülüklerini hatırlatarak olası cezai sorumlulukları minimize edebilir. Kararın gerekçesi, TCK’nın 22/3. maddesinin iş kazalarındaki uygulanabilirliğini somutlaştırmakta ve cezanın bireyselleştirilmesi ilkesiyle uyumlu bir yaklaşım ortaya koymaktadır. (Toplam kelime sayısı: 852)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/4980 E., 2023/7701 E. ve 2023/3218 E. sayılı Boşanma Kararlarının Değerlendirilmesi
Evlilik birliğinin sarsılması, kusur tespiti, nafaka, tazminat ve ölüm halinde davanın akıbeti konularında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin üç önemli kararının hukuki analizi.
Akran Zorbalığı Mağduru Çocukların Ceza Adalet Sistemindeki Görünmezliği ve Yeni Bir Suç Tipi Önerisi
Çocuk Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’ndaki mevcut düzenlemelerin akran zorbalığı mağduru çocukları yeterince korumadığını, yeni bir ‘akran zorbalığı’ suç tipine (TCK m. 103/A) ihtiyaç olduğunu savunan hukuki ve pedagojik değerlendirme.