Yargıtay 11. HD’nin Netanyahu Fotoğraflarının İzinsiz Kullanımına İlişkin Tazminat Kararının Değerlendirilmesi: Usul, Haksız Rekabet ve Basın Özgürlüğü Perspektifi
Lawantra
22.08.2026
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.06.2026 tarihli, E. 2025/6916, K. 2026/3848 sayılı kararı, fikri mülkiyet hukuku, haksız rekabet ve basın özgürlüğü alanlarında çalışan avukatlar açısından önemli bir emsal niteliği taşımaktadır. Karar, bir haber sitesinin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya ait altı adet fotoğrafı izinsiz kullanması üzerine açılan davada, ilk derece mahkemesinin haksız rekabet hükümlerine dayanarak verdiği kısmi kabul kararının onanması sonucunu doğurmuştur. Ancak karara yazılan kapsamlı muhalefet şerhi, hem usul hem de esasa ilişkin ciddi eleştiriler içermekte ve avukatlara bu tür uyuşmazlıklarda izlenecek strateji açısından zengin bir analiz sunmaktadır.
Dava, bir fotoğraf ajansının, münhasıran 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 68. maddesine dayanarak açtığı maddi tazminat talebiyle başlamıştır. Davacı, her biri 1.000 TL olmak üzere toplam 6.000 TL farazi sözleşme bedeli talep etmiş, fotoğrafların “güzel sanat eseri” niteliğinde olduğunu ve mali haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Davalı haber sitesi ise zamanaşımı itirazı yanında, fotoğrafların eser niteliği taşımadığını, basın özgürlüğü kapsamında haber verme hakkının öncelikli olduğunu ve 5651 sayılı Kanun ile 5187 sayılı Basın Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunmuştur.
İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, bilirkişi raporu doğrultusunda fotoğrafların FSEK kapsamında eser niteliği taşımadığına hükmetmiştir. Bu nedenle davacının FSEK m. 68’e dayalı 2 kat tazminat ve tecavüzün önlenmesi taleplerini reddetmiştir. Ancak mahkeme, re’sen FSEK m. 84 yoluyla Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) haksız rekabet hükümlerini (m. 54 ve m. 55/1-c) uygulayarak, fotoğraf başına 500 TL olmak üzere toplam 3.000 TL maddi tazminata hükmetmiştir. İstinaf mahkemesi bu kararı onamış, Yargıtay 11. HD çoğunluğu da usul ve esasa ilişkin bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle kararı onamıştır.
Karara muhalefet eden Daire Üyeleri Mehmet Tunç ve Döndü Deniz Bilir, kararın davalı lehine bozulması gerektiğini ayrıntılı bir şekilde gerekçelendirmiştir. Muhalefet şerhinde öncelikle HMK m. 26’da düzenlenen “taleple bağlılık ilkesi”nin ihlal edildiği vurgulanmıştır. Davacı dilekçesinde münhasıran FSEK m. 68’e dayanmışken, mahkemenin eser niteliği bulunmadığı gerekçesiyle bu talebi reddedip, davacının hiç ileri sürmediği haksız rekabet iddiasını re’sen inceleyerek tazminata hükmetmesi, talep sonucunu aşan bir karar niteliğindedir. Yargıtay’ın kendi içtihatlarında da (örneğin E. 2025/2757, K. 2025/7472) bu tür re’sen uygulama sınırlarının aşıldığı hallerde bozma yapıldığı belirtilmiştir.
Esasa ilişkin eleştiriler ise TTK m. 54 ve m. 55/1-c hükümlerinin unsurlarının oluşup oluşmadığı üzerinedir. Muhalif üyeler, haksız rekabetin oluşması için “dürüstlüğe aykırılık” ve “paraziter ticari sömürü” unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, somut olayda ise fotoğrafların ticari bir meta olarak değil, Filistin-İsrail çatışması, Uluslararası Adalet Divanı’ndaki soykırım davası ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama kararı gibi küresel öneme sahip haberlerin görsel unsuru olarak kullanıldığını vurgulamıştır. Bu bağlamda basın özgürlüğü (Anayasa m. 26, 28 ve Basın Kanunu m. 3), haber verme hakkı ve kamu yararı unsuru, fotoğraflar üzerindeki mülkiyet iddialarından üstün tutulmalıdır.
Muhalefet şerhinde Dairenin önceki emsal kararlarına da atıf yapılmıştır. Kemal Sunal film karakterinin pandemi afişinde kullanılmasına ilişkin E. 2024/929, K. 2025/162 sayılı kararda, halk sağlığı amacının ticari sömürü kastını ortadan kaldırdığı kabul edilmiştir. Benzer şekilde Lig TV logosu taşıyan 16 saniyelik hakem kartı görüntüsünün haber bülteninde kullanılmasına ilişkin kararda da (E. 2023/7575, K. 2023/7575) haber verme sınırları içinde kaldığı için tazminat talebi reddedilmiştir. Bu içtihatlar, somut olayda da haksız rekabetin unsurlarının oluşmadığını göstermektedir.
Avukatlar açısından kararın en önemli boyutu, fikri mülkiyet ile basın özgürlüğü arasındaki denge noktasının belirlenmesidir. Özellikle uluslararası gündemi yakından takip eden siyasi ve askeri olaylarda kullanılan “anonim” veya “haber değeri taşıyan” görsellerin hukuki statüsünün netleştirilmesi, hem ajansların hem de haber sitelerinin haklarını koruma stratejilerini doğrudan etkileyecektir. Kararda eser niteliği taşımayan fotoğrafların FSEK m. 84 yoluyla TTK hükümleriyle korunabileceği kabul edilmiş olsa da, muhalefet şerhinde bu korumanın mutlak olmadığı, dürüstlük kuralı ve ticari sömürü unsurlarının her somut olayda ayrıca incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Sonuç olarak, Yargıtay 11. HD’nin onama kararı ile muhalefet şerhi arasında belirgin bir hukuki gerilim bulunmaktadır. Avukatlar, benzer davalarda müvekkillerini temsil ederken, talebin hukuki dayanağını titizlikle belirlemeli, HMK m. 26’nın taleple bağlılık ilkesini göz ardı etmemeli ve özellikle haber değeri taşıyan görsel kullanımlarda Anayasa Mahkemesi’nin ifade ve basın özgürlüğü içtihatlarını (örneğin 2014/14293 ve 2017/30756 sayılı kararlar) etkili biçimde kullanmalıdır. Karar, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukuku ile fikri mülkiyet hukuku arasındaki etkileşimi de gözler önüne sermektedir.
Bu çerçevede, avukatların müvekkillerine vereceği hukuki danışmanlıkta şu hususlar ön plana çıkmaktadır: (i) Fotoğraf ajanslarının dava dilekçelerinde dayanağı net bir şekilde FSEK m. 68 veya TTK m. 54-55 olarak belirlemeleri, (ii) Haber sitelerinin savunma stratejilerinde basın özgürlüğü ve kamu yararı argümanlarını emsal kararlarla desteklemeleri, (iii) Mahkemelerin re’sen hukuki nitelendirme yaparken taleple bağlılık ilkesini aşmamaları gerektiği yönündeki Yargıtay içtihatlarının takip edilmesi. Bu karar, fikri mülkiyet ve medya hukuku alanında çalışan profesyoneller için önemli bir referans noktası olmaya devam edecektir.
(Toplam kelime sayısı: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.