Yargıda Yapay Zekâ Kullanımının Sınırları ve Şirket Yöneticilerinin Sorumluluk Davalarında Görevli Mahkeme
Lawantra
25.08.2026
Son dönemde hukuk pratiğinde yapay zekâ araçlarının kullanımı hızla artarken, bu teknolojinin getirdiği etik ve hukuki riskler de somut olaylarla kendini göstermektedir. İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülen 10 milyon TL’lik menfi tespit davası, bu riskleri çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Davalı taraf, davacının dilekçesinde yer alan “Bu karar tam olarak sizin durumunuzla ilgilidir” ve “Argümanınızı doğrudan destekleyen en önemli karardır” gibi ifadeleri gerekçe göstererek dilekçenin büyük ölçüde yapay zekâ tarafından üretildiğini iddia etmiş, ayrıca dilekçede dayanak olarak gösterilen Anayasa Mahkemesi kararının fiilen mevcut olmadığı tespit edilmiştir.
Bu olay, avukatların yargılama sürecinde yapay zekâdan yararlanma sınırlarını tartışmaya açmaktadır. Avukatlık mesleğinin temel taşlarından biri olan dürüstlük ve güven ilkesi, Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları çerçevesinde büyük önem taşımaktadır. Bir avukatın dava dilekçesi hazırlarken yapay zekâ araçlarını kullanması, başlı başına mevzuata aykırı değildir. Aksine, hukuki araştırmayı hızlandıran, literatür taramasını kolaylaştıran meşru bir teknolojik destektir. Ancak yapay zekânın ürettiği metinlerin ve özellikle atıf yapılan yargı kararlarının doğruluğunun avukat tarafından bizzat denetlenmesi zorunludur. Kontrolsüz kullanım, uydurma kararlarla yargı mercilerini yanıltma riski doğurmakta ve bu durum Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri ile disiplin soruşturmalarını tetikleyebilmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ve Hakimler ve Savcılar Kurulu disiplin uygulamaları, hukuki belgelerde gerçeğe aykırı beyan ve delil sunulmasını ağır mesleki ihlal olarak değerlendirmektedir. Bu bağlamda avukatlar, yapay zekâ çıktısını nihai metne dönüştürmeden önce her atfı, karar tarihini, esas ve karar numarasını, ilgili kanun maddelerini tek tek teyit etmek zorundadır. Aksi takdirde hem müvekkilin menfaati zedelenecek hem de avukatın mesleki itibarı ve sorumluluğu tehlikeye girecektir. Hakimler açısından da benzer bir özen yükümlülüğü söz konusudur. Mahkeme kararlarında yapay zekâ destekli metin kullanımının artması halinde, kararların gerekçelerinin orijinalliği ve tarafsızlığı tartışma konusu olabilecektir.
Davanın bir diğer önemli boyutu, şirket yöneticilerinin sorumluluğu ile ilgili görevli mahkeme sorunudur. Mahkeme, uyuşmazlığın temelinde işçi-işveren ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı İş Mahkemesi’ne göndermiştir. Ancak bu karar, ticaret hukuku açısından tartışmalıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesi, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ve limited şirket müdürlerinin, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal etmeleri halinde şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı şahsen sorumlu tutulacağını açıkça hükme bağlamaktadır. Bu sorumluluk rejimi, hem eski 6762 sayılı TTK m. 342’yi karşılamakta hem de fiili yönetimde bulunan üst düzey yöneticileri de kapsamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.02.2025 tarihli, E. 2023/782, K. 2025/33 sayılı kararı bu konuda emsal niteliğindedir. Kurul, şirket yönetiminde görev alan kişilerin, hizmet sözleşmesiyle çalışıyor olsalar dahi, yönetim yetkilerinden kaynaklanan eylemlerinin mutlak ticari dava niteliğinde olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla bu tür uyuşmazlıklarda görevli mahkeme, TTK m. 4 ve m. 5 uyarınca Asliye Ticaret Mahkemeleri’dir. İşçi-işveren ilişkisinin varlığı, sorumluluk davasının niteliğini değiştirmez. Zira dava, İş Kanunu’ndan değil, TTK m. 553’ten kaynaklanan yönetim sorumluluğuna dayanmaktadır.
Ayrıca olayda kambiyo senetlerine de atıf yapılmış olup, TTK’da düzenlenen kambiyo senetlerinden doğan uyuşmazlıklar, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın mutlak ticari dava sayılmaktadır. Bu çerçevede mahkemenin görevsizlik kararı isabetli görünmemektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin benzer uyuşmazlıklarda ticaret mahkemelerini görevli kabul eden içtihatları da bu yöndedir.
Şirket yöneticilerinin özen ve sadakat yükümlülüğü, TTK m. 369 ve m. 553 ile yakından ilişkilidir. Yöneticiler, görevlerini “tedbirli bir yöneticinin özeni” ile yerine getirmek ve şirket menfaatlerini dürüstlük kurallarına uygun biçimde gözetmek zorundadır. Bu yükümlülüğün ihlali halinde hem tazminat sorumluluğu hem de cezai sorumluluk gündeme gelebilmektedir.
Sonuç olarak, yapay zekâ tartışmasının gölgesinde kalan bu dava, avukatlara önemli bir uyarı içermektedir: Teknolojiyi kullanmak serbesttir, ancak mesleki özen ve doğrulama yükümlülüğü asla terk edilemez. Aynı zamanda şirket yöneticilerine karşı açılan sorumluluk davalarında görevli mahkemenin doğru belirlenmesi, hem usul ekonomisi hem de maddi hukukun doğru uygulanması açısından kritik öneme sahiptir. Avukatlar, bu tür davalarda TTK m. 553, Yargıtay HGK kararları ve görev kurallarını titizlikle değerlendirerek strateji geliştirmelidir.
Konu, hem ticaret hukuku hem de mesleki etik açısından avukatlara ve hukuk profesyonellerine önemli pratik çıkarımlar sunmaktadır. Yapay zekânın yargıdaki rolü arttıkça, denetim mekanizmalarının da güçlendirilmesi kaçınılmaz görünmektedir. (Word count: 728)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Zamanaşımı Süresi ve İspat Yükü
İş hukuku uygulamasında fazla mesai alacaklarının zamanaşımı süresi, dava stratejileri açısından kritik öneme sahiptir. Videoda ele alınan hususlar, işçinin alacaklarını ne zaman ve nasıl talep edebileceğini detaylı biçimde açıklamaktadır.
Ahlaki Yargılar, Duygular ve Adli Karar Verme Süreci: Hâkimlerin Psikolojisi Üzerine Bir İnceleme
Hukuki kararların rasyonel mi yoksa duygusal süreçlerin etkisiyle mi şekillendiği tartışması, avukatlar ve hâkimler için kritik öneme sahiptir. Sosyal psikoloji araştırmaları, öfke, korku, sempati gibi duyguların yargılama üzerindeki etkisini ortaya koyarken, Justemotions Projesi gibi çalışmalar duyguların nesnel karar almada vazgeçilmez rolünü vurgulamaktadır.