Vakıf Üniversitelerinde Eğitim Ücreti Artışları: Yargı Kararları, YÖK Düzenlemeleri ve 7566 Sayılı Kanun’un Getirdiği Yeni Çerçeve
Lawantra
01.08.2026
Türkiye’de vakıf üniversiteleri, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği çerçevesinde faaliyet göstermektedir. Kanun’un sistematiğinin bozulduğu, özellikle vakıf üniversitelerine ilişkin düzenlemelerin 20’den fazla ek madde ile dağınık bir yapıya büründüğü sıkça eleştirilmektedir. Bu nedenle, vakıf üniversitelerine dair tüm hükümlerin müstakil ve sistematik bir kanunla yeniden düzenlenmesi, hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri açısından zorunluluk arz etmektedir.
Vakıf üniversitelerinde öğrenciler her yıl Mütevelli Heyeti tarafından belirlenen eğitim ücretini ödemektedir. Bu ücretlere yapılan zamlar, kamuoyunda ve yargı mercilerinde sıkça tartışma konusu olmaktadır. Kamu Denetçiliği Kurumu’nun 2025/290 sayılı (04.07.2025 tarihli) kararında, özel eğitim kurumlarındaki ücret artışlarının Milli Eğitim Bakanlığı sınırlarını aşmasının eğitim kamu hizmeti ile çeliştiği; 2025/6298 sayılı (29.07.2025 tarihli) kararında ise Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (TÜFE) 12 aylık değişimin üzerindeki artışların eğitim hakkını engellediği vurgulanmıştır. Benzer şekilde Danıştay 9. Dairesi’nin 2023/6874 E., 2024/5566 K. sayılı kararı da özel okulların kar amacı gütmesinin eğitimin Anayasal amaçlarıyla bağdaşmayacağını açıkça ortaya koymuştur.
2547 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesi, vakıf üniversitelerinin kazanç amacına yönelik olamayacağını, mali ve idari hususlar dışında Kanun’daki esaslara uymak zorunda olduklarını hükme bağlamıştır. Ek 9. maddenin ikinci fıkrası ise öğrencilerden alınacak ücretlerin Mütevelli Heyeti tarafından tespit edileceğini düzenlemektedir. Bu hükümler, elde edilen gelirin yalnızca üniversite giderlerini karşılamak üzere kullanılmasını, vakfın mal varlığına intikal etmemesini ve kazanç amacının yasaklandığını vurgulamaktadır.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 17.07.2024 tarihli kararıyla vakıf üniversitelerine önemli ilkeler hatırlatmıştır. Buna göre eğitim-öğretim ücretleri: (1) Yıllık ve net bir miktar olarak belirlenmeli, (2) Tercih ve yatay geçiş dönemlerinden önce ilan edilmeli, (3) İlk kayıt sırasında taahhüt edilen artış oranları aşılmamalı, her halükarda TÜFE’nin 12 aylık ortalaması ile sınırlı tutulmalı, (4) Kayıt sonrası ilave ücret talep edilmemeli, (5) TÜFE dışındaki güncellemeler yapılmamalı ve bu kararlar tüm öğrencilere duyurulmalıdır. Bu ilkeler, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin eğitim ücretleri bakımından da geçerli olduğunu teyit etmektedir.
19.12.2025 tarihli ve 33112 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7566 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesinin ikinci fıkrasına yeni bir cümle eklenmiştir: “Ancak hazırlık sınıfına ve/veya birinci sınıfa yerleştirme yılı dışındaki öğrenim ücretleri, cari yıl haziran ayı yıllık üretici fiyat endeksi artışı ile cari yıl haziran ayı yıllık tüketici fiyat endeksi artışı ortalaması da dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulunun tespit edeceği esaslara göre belirlenir.” Madde gerekçesinde, aday ve ara sınıf öğrencileri için ücret ilanlarındaki belirsizliklerin öğrenci şikayetlerini artırdığı, Anayasa’nın 130/2. maddesindeki kazanç amacı yasağının fiyat güncellemesi kurallarıyla desteklenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu düzenleme, kanunların geriye yürümezliği ilkesi gereğince yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanamayacaktır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 23.03.2026 tarihli 2025/421 E., 2026/1496 K. sayılı ilamı ve aynı doğrultudaki diğer kararları (2025/409 E., 2026/1136 K.; 2025/422 E., 2026/1242 K. vb.), vakıf üniversitelerinde ücret artışlarında Mütevelli Heyeti yetkisinin tek taraflı ve haksız şart niteliğinde olabileceğini, ilk kayıt sırasındaki taahhütlerin ve YÖK’in 2024 açıklamasının bağlayıcı olduğunu vurgulamıştır. Somut olayda üniversite %76 ve %78-83 oranlarında zam yaparken, ilk derece mahkemesi artışın enflasyonla uyumlu olduğunu kabul etmiş, ancak istinaf mahkemesi ilk kayıt sırasında öngörülebilir üst sınır olan TÜFE ortalaması (%67,20) ile sınırlı tutulması gerektiğini belirterek davacı lehine kısmi kabul kararı vermiş ve Yargıtay bu kararı onamıştır.
Başka bir önemli karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 13.05.2026 tarih ve 2025/5520 E., 2026/3074 K. sayılı ilamıdır. Tıp Fakültesi öğrencisi davacı, üniversitenin tercih kılavuzları, broşürleri, afişleri ve internet sitesinde “okuduğu süre boyunca eğitim ücreti artışı yıllık %5’i geçmeyecek” taahhüdünde bulunduğunu, ancak üniversiteye kaydolduktan sonra %79,60 oranında zam yapıldığını ileri sürmüştür. İstanbul 6. Tüketici Mahkemesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 14/2. maddesi uyarınca reklam ve taahhütlerin bağlayıcı olduğuna hükmetmiş, istinaf ve temyiz aşamalarında bu karar onanmıştır. Bu içtihat, üniversitelerin reklam ve taahhüt yoluyla verdiği vaatlerin sözleşme hükmü niteliğinde olduğunu ve sonradan tek taraflı artırımla aşılmasının hukuka aykırı olduğunu netleştirmektedir.
Eğitim ücretinin ödenmemesi halinde kaydın yenilenmeyeceği tehdidi karşısında öğrenciler, İstanbul 18. Bölge Adliye Mahkemesi’nin 2025/725 E., 2025/622 K. ve 2025/869 E., 2025/748 K. sayılı kararlarında belirtildiği üzere, Anayasal eğitim hakkının telafisi imkânsız zararlar doğuracağı gerekçesiyle Tüketici Mahkemesi’nde tedbir talepli dava açabilmektedir. Mahkeme, önceki eğitim sözleşmesi hükümlerini de gözeterek, fahiş artış nedeniyle kaydın yapılmaması halinde ihtiyati tedbir kararı verebileceğini kabul etmiştir.
Avukatlar açısından bu gelişmeler, müvekkillerine hem idari hem de hukuki yollar konusunda kapsamlı danışmanlık imkânı sunmaktadır. Öğrencilerle yapılan eğitim sözleşmelerinin genel işlem koşulları denetimine tabi olduğu, Mütevelli Heyeti kararlarının tek taraflı ve haksız şart içerebileceği, YÖK’in belirlediği TÜFE sınırının aşılmasının ve ilk kayıt taahhütlerinin ihlalinin iade ve tazminat taleplerine yol açabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca 7566 sayılı Kanun’un getirdiği yeni düzenleme, ara sınıflardaki ücret artışlarında YÖK’ün belirleyeceği esasların bağlayıcılığını artırmıştır.
Sonuç olarak, vakıf üniversitelerinde eğitim ücretleri meselesi, yalnızca tüketici hukuku veya sözleşme hukuku değil, aynı zamanda Anayasa’nın eğitim hakkı (m.42), yükseköğretim özgürlüğü (m.130) ve hukuki güvenlik ilkesiyle yakından ilgili bir alandır. Avukatların bu alanda güncel Yargıtay içtihatlarını, YÖK kararlarını ve 7566 sayılı Kanun’un gerekçesini yakından takip etmesi, müvekkillerine etkili hukuki koruma sağlamak açısından kritik öneme sahiptir. Gelecekteki uyuşmazlıklarda, taahhütlerin varlığı, ilanların bağlayıcılığı, TÜFE sınırının aşılıp aşılmadığı ve zamların makul olup olmadığı hususları, davaların seyrini belirleyecek temel unsurlar olarak karşımıza çıkacaktır.
(Word count: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
AYM’nin 2019/7900 Başvuru Numaralı Kararı: FETÖ/PDY Davalarında Gerekçeli Karar Hakkının İhlali
Anayasa Mahkemesi, Bank Asya hesabı, sendika üyeliği ve otel konaklama kayıtlarının örgüt üyeliği delili olarak değerlendirildiği davada, başvurucunun savunmalarının yeterince tartışılmamasını gerekçeli karar hakkı ihlali olarak değerlendirdi.
AYM’nin 2023/101601 Başvuru Numaralı Kararı: Haksız Tutuklama ve Gözaltı Tazminatlarında Yetersiz Manevi Tazminat
Anayasa Mahkemesi, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı sonrası açılan tazminat davalarında hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yetersizliğine hükmederek Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğini belirledi. Kararda yıllara göre manevi tazminat taban, ortalama ve tavan miktarları da açıklandı.