Tıbbi Farmakoloji Uzmanlarına Uygulanan HAKUK Eşitsizliği: Anayasal Eşitlik İlkesi ve İdari Yargı Perspektifi
Lawantra
22.08.2026
Tıbbi Farmakoloji uzmanlığı, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un Ek-1 ve Ek-3 tablolarında 43 ana dal uzmanlık arasında yer alan, Tıpta Uzmanlık Kurulu tarafından da kabul edilmiş bilimsel ve klinik değeri yüksek bir uzmanlık dalıdır. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın 01.07.2024 tarihinde yürürlüğe giren Hizmet Alanı-Kadro Unvan Katsayıları (HAKUK) cetvelinde bu uzmanlık dalı yer almamaktadır. Bu durum, söz konusu uzmanların ek ödemelerinin, tıbbi puanı bulunmayan birimlerde çalışan tabipler için öngörülen 1.2 katsayısı üzerinden hesaplanmasına yol açmakta ve diğer ana dal uzmanlarının yararlandığı 3 katsayısına göre ciddi bir gelir kaybı yaratmaktadır.
HAKUK cetveli, Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği’nin 15. maddesi uyarınca Bakanlık tarafından hazırlanan ve hekimlerin mesai içi hizmet puanının hesaplanmasında kritik rol oynayan bir araçtır. Mesai İçi Hizmet Puanı = Ham Puan × Hizmet Verimlilik Katsayısı × HAKUK × Bireysel Hedef Katsayısı formülüyle belirlenen ek ödeme, hekimlerin toplam gelirinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Temel maaşın sabit kaldığı düşünüldüğünde, HAKUK katsayısındaki farklılık, eşit işe eşit ücret ilkesini doğrudan zedelemektedir.
Uygulamada görülen çelişkiler dikkat çekicidir. Cetvelde ana dal uzmanları için genel kural 3 katsayısı iken, bazı yan dallar (Çevre Sağlığı, Epidemiyoloji, İş ve Meslek Hastalıkları, Temel İmmünoloji, Tıbbi Mikoloji, Tıbbi Parazitoloji, Tıbbi Viroloji ve Histoloji-Embriyoloji) için de 3 katsayısı uygulanmakta, buna karşılık Tıbbi Farmakoloji uzmanları 1.2 katsayısıyla sınırlı tutulmaktadır. Bakanlık, bu ayrımın nesnel ve bilimsel gerekçesini hiçbir resmi belgede ortaya koymamıştır.
Tıbbi Farmakoloji uzmanları, devlet hastanelerinde konsültasyon, terapötik ilaç düzey izlemi (TDM), kişiselleştirilmiş farmakokinetik danışmanlığı, ilaç-ilaç ve ilaç-hastalık etkileşim analizleri, polifarmasi yönetimi, advers etki takibi ve akılcı ilaç kullanımı protokollerinin geliştirilmesi gibi doğrudan hasta bakımını etkileyen tıbbi hizmetler sunmaktadır. Bu faaliyetler, uzmanlık eğitim müfredatının çekirdek unsurlarını oluşturmakta ve Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun belirlediği eğitim standartlarıyla birebir uyumludur. Dolayısıyla hizmetin “alan içi” niteliği açıktır.
HAKUK cetvelinin hazırlanmasında en önemli kriterlerden biri, hekimin tıbbi puanı olan birimde çalışıp çalışmadığıdır. Tıbbi Farmakoloji uzmanlarının devlet hastanelerinde uzmanlık alanlarına ilişkin birimlerde görev yapmalarına ve klinik karar destek mekanizmasında yer almalarına rağmen, cetvelde yer almamaları nedeniyle “tıbbi puanı bulunmayan birim” muamelesi görmeleri, idari işlemin hukuka aykırılığını ortaya koymaktadır.
Mülga 2022 tarihli Ek Ödeme Yönetmeliği’nde getirilen dipnot hükmü (“Branşı için HAKUK belirlenmemiş uzman tabiplerin, sağlık tesislerinde uzmanlık branşı ile ilgili tıbbi hizmet sunum alanlarında fiilen görev yapmaları halinde ilgili branşın HAKUK’u 3 olarak uygulanır”) 2024 Yönetmeliği’nde de korunmuştur. Bu istisna hükmü, Tıbbi Farmakoloji uzmanlarının hizmetlerinin tıbbi hizmet olarak kabul edilmesi halinde 3 katsayısından yararlandırılmalarının yasal dayanağını oluşturmaktadır. Ancak idare, Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü’nün 240505902 sayılı görüş yazısına dayanarak bu talepleri sistematik olarak reddetmektedir.
Avukatlar açısından bakıldığında, bu eşitsizlik Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun eşit muamele ilkesine ve idarenin takdir yetkisinin sınırlarını belirleyen hukuka aykırılık gerekçelerine dayanılarak güçlü bir şekilde tartışılabilir. İdari yargıda, idarenin somut ve nesnel gerekçe sunma yükümlülüğü (eşitlik ilkesinin pozitif boyutu) ve orantılılık ilkesi ön plana çıkacaktır.
Hak arayışı için izlenecek yol nettir: Öncelikle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. ve 11. maddeleri uyarınca idareye yazılı başvuru yapılmalı, 60 gün geriye dönük ek ödeme farkı da talep edilmelidir. İdarenin zımni veya açık ret kararı üzerine, görevli idare mahkemesinde iptal ve tam yargı davası açılabilir. Mahkeme incelemesinde, hizmetin müfredatla uyumu, fiili klinik katkı, idarenin gerekçesiz tutumu ve Anayasa Mahkemesi’nin eşitlik içtihadı dikkate alınacaktır.
Her uzman için ayrı bireysel işlem tesis edildiğinden, lehe bir kararın diğer uzmanları otomatik olarak bağlamayacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle her uzman kendi idari başvuru ve dava sürecini yürütmelidir. Geçmişe dönük farklar bakımından, her maaş bordrosunun ayrı idari işlem niteliğinde olması nedeniyle idari başvuru aşamasında 60 günlük süre korunmalı, dava aşamasında ise lehe karar halinde birikmiş haklar da talep edilebilmelidir.
Sonuç olarak, Tıbbi Farmakoloji uzmanlarına uygulanan HAKUK eşitsizliği, bilimsel ve hukuki dayanağı olmayan, idari keyfiliği yansıtan bir uygulamadır. Avukatların bu alanda vereceği hukuki destek, hem bireysel hakların korunması hem de sağlık insan kaynakları politikalarında eşitlik ilkesinin yerleşmesi açısından kritik öneme sahiptir. Konunun idari yargı mercilerinde titizlikle takip edilmesi, benzer mağduriyetlerin önlenmesi ve yönetmeliklerde kalıcı düzenleme yapılması için önemli bir fırsat sunmaktadır.
Uygulayıcı avukatlar, dilekçe ve dava dilekçelerinde TUK müfredatı, uzmanların fiili klinik faaliyetleri, idarenin çelişkili tutumu ve Anayasa md. 10’un pozitif eşitlik yükümlülüğünü detaylı biçimde ortaya koymalıdır. Bu tür davalar, yalnızca bireysel tazminat değil, aynı zamanda idari teamüllerin değişimi açısından da emsal teşkil etme potansiyeli taşımaktadır.
(Toplam kelime sayısı: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.