Tasarrufun İptali Davası Devam Ederken Borcun Ödenmesi: Yargıtay ve BAM Kararları Işığında Hukuki Yarar, Yargılama Giderleri ve Haklılık Değerlendirmesi
Lawantra
10.07.2026
Tasarrufun iptali davaları, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen, alacaklının alacağını tahsilini engellemek amacıyla borçlu tarafından yapılan tasarrufların alacaklı bakımından hükümsüz sayılmasını sağlayan özel bir dava türüdür. Bu davalarda asıl amaç, tasarruf işlemini tamamen ortadan kaldırmak değil, alacaklıya tasarrufa konu mal üzerinde cebri icra yoluyla takip imkanı sağlamaktır. Dava şartları arasında alacaklı sıfatı, kesinleşmiş takip, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılması ve aciz belgesi bulunması gibi unsurlar yer almaktadır.
Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri, tasarrufun iptali davası devam ederken takip konusu borcun tamamen ödenmesi halinde davanın akıbetidir. Bu durum, hukuki yararın ortadan kalkması, davanın konusuz kalması, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin taraf yükümlülüğü açısından önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Son dönemde Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ve çeşitli Bölge Adliye Mahkemelerinin verdiği kararlar, bu konudaki belirsizlikleri büyük ölçüde gidermiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2025/8104 Esas, 2025/8273 Karar sayılı ilamı, konuya ilişkin temel kriterleri net şekilde ortaya koymuştur. Kararda, icra dosyasının infaz edilmesiyle hukuki yararın ortadan kalktığı, dolayısıyla tasarrufun iptali davasının konusuz kaldığı belirtilmiştir. Ancak yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumunun mutlaka değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. HMK m. 114/1-4 uyarınca hukuki yararın dava boyunca devam etmesi gerektiği, aksi halde davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiği ifade edilmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2025/6313 Esas, 2026/927 Karar sayılı ilamı da, takip dosyasının haricen tahsil yoluyla kapanması durumunda davanın konusuz kaldığını, mahkemenin esasa girmeden “karar verilmesine yer olmadığına” hükmetmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Yine bu kararda da yargılama giderleri ve vekalet ücretinin, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre takdir edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin kararlarında ise aciz belgesi meselesine özel vurgu yapılmıştır. Borcun dava sırasında ödenmesi nedeniyle aciz belgesi ibrazı imkansız hale gelmekte, bu durum dava şartı eksikliği olarak değerlendirilmektedir. BAM kararlarında, haklılık değerlendirmesi yapılırken İİK m. 277 vd. hükümleri çerçevesinde aciz vesikası ön şartının bulunup bulunmadığı, borcun ödenmesi nedeniyle aciz belgesinin sunulup sunulamayacağı hususları titizlikle incelenmektedir. TBK m. 19 kapsamında muvazaa iddialarının ispat yükü, devir alan üçüncü kişinin iyi niyeti ve borçlunun mali durumunu bilip bilmediği gibi unsurlar da haklılık değerlendirmesinde belirleyici olmaktadır.
İİK m. 281/3 hükmü, tasarrufun iptali davalarında yargılama giderleri ve vekalet ücretinin haklılık durumuna göre dağıtılmasını emretmektedir. Borcun sonradan ödenmesi, davanın açıldığı tarihteki haklılığı otomatik olarak ortadan kaldırmamaktadır. Mahkeme, dava şartlarının varlığını, tasarrufun iptal koşullarının (İİK m. 278, 279, 280) bulunup bulunmadığını ve tarafların o tarihteki hukuki konumlarını inceleyerek karar vermek zorundadır.
Avukatlar açısından bu kararlar, tasarrufun iptali davalarında strateji oluştururken şu hususlara dikkat edilmesini gerektirmektedir: Dava dilekçesinde aciz belgesinin dava şartı olduğu unutulmamalı, borcun ödenme ihtimaline karşı delil toplama sürecine erken başlanmalı, haklılık değerlendirmesi için tüm hukuki argümanlar dava aşamasında sunulmalıdır. Özellikle karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davalarında, asıl dava ile bağlantılı olarak yargılama giderlerinin nasıl dağıtılacağı önceden hesaplanmalıdır.
Uygulamada görülen bir diğer önemli nokta, borcun “ihtirazi kayıt” konulmadan ödenmesinin, alacaklının haklılığını etkilememesidir. Ancak icra dosyasının kısa sürede kapanması, aciz belgesi alınamaması nedeniyle dava şartı eksikliği iddiası güçlü hale gelebilmektedir. Bu nedenle avukatların, müvekkillerine dava açmadan önce aciz belgesinin temini konusunda ısrarcı olmaları, olası hak kaybını önleyecektir.
Sonuç olarak, tasarrufun iptali davası devam ederken borcun ödenmesi halinde dava konusuz kalmakta, ancak yargılama giderleri ve vekalet ücreti bakımından davanın açıldığı tarihteki haklılık durumunun incelenmesi zorunlu hale gelmektedir. Yargıtay ve BAM kararları, bu konuda yerleşik bir içtihat oluşturmuş olup, avukatların bu içtihatları yakından takip ederek müvekkillerine daha etkin hukuki hizmet sunması beklenmektedir. Bu kararlar, aynı zamanda icra hukuku pratiğinde “hukuki yarar” kavramının dinamik niteliğini de ortaya koymakta ve meslektaşlarımızın dava stratejilerini buna göre şekillendirmelerinin önemini vurgulamaktadır.
Tasarrufun iptali davalarının karmaşık yapısı, avukatların hem icra-iflas hukuku hem de delil hukuku alanındaki yetkinliğini sürekli geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Bu tür davalarda proaktif yaklaşım, müvekkil menfaatlerinin en iyi şekilde korunmasını sağlayacaktır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2020/15317 E., 2022/15453 K. Sayılı Kararı Işığında Uzlaştırma ve Zincirleme Suç Uygulaması
Hakaret, kasten yaralama ve tehdit suçlarında uzlaştırma hükümlerinin uygulanması, zincirleme suç şartlarının oluşup oluşmadığı ve Yargıtay’ın bozma gerekçeleri detaylı olarak ele alınıyor.
Kira Tespit İlamlarının İcrası: Kira Farkı İçin İlamsız, Vekâlet Ücreti İçin İlamlı Takip Stratejisi
Yargıtay’ın istikrarlı içtihatları ışığında kira tespit ilamlarının karma niteliği, ilamlı-ilamsız icra ayrımı, kesinleşme şartı ve avukatların stratejik yaklaşımı detaylı inceleniyor.