Süreç Kanunu 'Af' Olarak Değerlendirilebilir mi? Hukuki Analiz
Lawantra
17.08.2026
Ceza hukukunda infaz rejimleri ve af kurumları arasındaki ayrım, hem teorik hem de pratik açıdan büyük önem taşımaktadır. Son dönemde yürürlüğe giren 'Süreç Kanunu' olarak bilinen düzenleme, kamuoyunda ve hukuk camiasında yoğun tartışmalara yol açmıştır. Bu yazıda, kanunun hukuki niteliğini, cezanın ertelenmesi (TCK m.51) ile ilişkisini ve af kavramıyla karşılaştırmasını detaylı biçimde ele alacağız. Analizimiz, Anayasa Mahkemesi kararları, TCK ve CMK hükümleri ile doktrinel görüşler ışığında hazırlanmıştır.
1. Süreç Kanunu'nun Hukuki Niteliği: Erteleme mi, Af mı?
Süreç Kanunu'nun lafzı incelendiğinde, düzenlemenin TCK'nın 51. maddesindeki cezanın ertelenmesi müessesesi üzerine inşa edildiği görülmektedir. Kanun, TCK m.51'in özel bir görünüm biçimi niteliğindedir. Lex posterior derogat legi priori ilkesi gereği, sonraki kanunun öncekini ilga etmesi beklenirken, burada eski rejimleri ilga etmeyen, lex specialis (özel hüküm) niteliğinde yeni bir infaz rejimi yaratılmıştır.
Kanunun birçok hükmü TCK m.51 ile paralellik göstermektedir: Cezaların belirli süreler için ertelenmesi, erteleme süresi sonunda cezanın infaz edilmiş sayılması, erteleme süresi içinde başka suç işlememe yükümlülüğü (kanunda terör suçu olarak sınırlanmıştır). Bu unsurlar, kanunun bir erteleme rejimi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Af kavramı ise TCK m.65'te düzenlenmiştir. Genel af, hükmolunan cezaların bütün neticeleriyle birlikte ortadan kalkmasına yol açarken, özel af cezaya bağlı hak yoksunluklarını devam ettirebilmektedir. Süreç Kanunu'nda ise erteleme süresi içinde yeni suç işlenmesi halinde hem ertelenen ceza infaz edilir hem de yeni suçtan ayrı dava açılır (m.5/2, m.6/4). Bu ikili cezalandırma mekanizması, af niteliğiyle bağdaşmamaktadır. Zira af halinde kişi yalnızca yeni suçtan yargılanır, eski suç affedilmiş olurdu.
Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) E.2020/44, K.2020/41 sayılı kararında vurgulandığı üzere, bir düzenlemenin af niteliğinde olup olmadığı, cezanın kendisini mi yoksa infaz şeklini mi etkilediğine göre belirlenir. Süreç Kanunu, cezanın miktarını, türünü veya kapsamını değiştirmemekte, yalnızca infaz biçimini erteleme yoluyla düzenlemektedir. Bu nedenle af değil, özel bir infaz rejimidir.
2. Memnu Hakların İadesi ve Adli Sicil Sorunu
Süreç Kanunu ile Adli Sicil Kanunu (5352 sayılı Kanun) arasındaki farklar da kanunun af niteliği taşımadığını göstermektedir. Adli Sicil Kanunu m.13/A-2'ye göre özel affa uğrayan bir kişi için memnu hakların iadesi, hükmün kesinleşmesinden itibaren 13 yıl geçmesini gerektirirken, Süreç Kanunu'nda serbest bırakılma tarihinden itibaren daha kısa süreler öngörülmüştür.
Daha kritik fark, zamanlama ve usuldür. Özel af halinde cezanın infazının bittiği yıla 3 yıl eklenerek başvuru yapılırken, Süreç Kanunu'nda cezanın dolmasından yıllar önce memnu hakların iadesi yolu açılabilmektedir. Görevli merci de farklıdır: Adli Sicil Kanunu'nda asliye veya ağır ceza mahkemeleri yetkiliyken, Süreç Kanunu'nda infaz hakimliği yetkilidir. Başvuru usulü, kriterler ve karar mekanizması da temelden farklıdır.
AYM'nin E.2002/99, K.2002/51 sayılı kararında da belirtildiği gibi, memnu hakların iadesi garanti altına alınmadığında genel af iddiası hukuken garabet oluşturur. Süreç Kanunu'nda adli sicil kaydının silinmesi veya hükmün arşive kaldırılmasına dair hüküm bulunmamaktadır. Bu eksiklikler, kanunun af niteliğinde olmadığını teyit etmektedir.
3. Devlet Cezalandırma Yetkisinden Vazgeçmiyor
Kanunun 3/1 maddesine göre erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Dosya ve deliller, erteleme süresi boyunca muhafaza edilir. Bu düzenleme, devletin cezalandırma yetkisinden vazgeçmediğini açıkça göstermektedir. Af halinde delillerin muhafazası ve zamanaşımının durdurulması mantıksız olurdu.
TCK m.51'deki erteleme de zamanaşımını durdurmazken, Süreç Kanunu müebbet hapis cezalarını da kapsadığı için özel bir hüküm getirmiştir. Kanunun amacı, suçları affetmek değil, cezanın infazını ertelemektir. Bu yaklaşım, AYM'nin af ile infaz rejimi ayrımına uygundur.
4. Karar Mercii: Yargı mı, Yasama mı?
Genel ve özel af, Anayasa m.87'ye göre TBMM'nin, Anayasa m.104'e göre Cumhurbaşkanı'nın yetkisindedir. Af, yasama veya yürütme işlemidir. Süreç Kanunu'nda ise erteleme kararı, dosyaya bakan hakim, savcı veya infaz hakimi tarafından verilir (m.3/2, m.6/1). Bu, yargısal bir işlemdir.
Takdir yetkisinin sınırlı olması, kararın yargısal niteliğini ortadan kaldırmaz. CMK m.160'taki soruşturma yükümlülüğü veya suçlarda cezalandırma zorunluluğu da takdir yetkisi sınırlı yargısal işlemlerdir. Memnu hakların iadesinde ise infaz hakiminin takdir yetkisi mevcuttur.
5. Düşme veya KYOK Kararları ve HAGB Benzerliği
Kanunun 5/2 maddesine göre erteleme süresi suç işlenmeden geçirilirse kovuşturmaya yer olmadığı (KYOK) veya düşme kararı verilir. Bu, genel af halinde görülen bir sonuçtur. Ancak HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) rejimi (CMK m.231/10) ile büyük benzerlik vardır. Her ikisinde de denetim süresi sonunda düşme kararı verilir.
CMK m.171/2-4'teki kamu davasının ertelenmesi rejimi de benzerlik göstermektedir. Süreç Kanunu, bu mevcut kurumların özel bir görünümü niteliğindedir. Dolayısıyla HAGB veya erteleme rejimleri af olarak nitelendirilmiyorsa, Süreç Kanunu da af olarak görülemez.
Sonuç: Olumlu Bir İnfaz Rejimi Olarak Süreç Kanunu
Tüm bu analizler göstermektedir ki Süreç Kanunu, af değil, TCK m.51'in özel bir uzantısı niteliğinde bir erteleme ve infaz rejimidir. Cezanın kendisini etkilememekte, infaz biçimini düzenlemektedir. Memnu haklar, adli sicil, zamanaşımı ve karar mercii açısından da af kurumundan temelden farklıdır.
Kanunun bazı eksikliklerine rağmen barışa katkı sağlayabilecek olumlu yönleri bulunmaktadır. Hukuk profesyonelleri olarak bu tür infaz düzenlemelerini af kavramıyla karıştırmamak, ceza adalet sisteminin bütünlüğünü korumak açısından kritik öneme sahiptir.
Bu analiz, avukatların ceza infaz hukuku uygulamalarında daha bilinçli hareket etmelerine, müvekkillerine doğru hukuki tavsiyeler vermelerine ve yargı mercileri önünde güçlü argümanlar geliştirmelerine katkı sağlayacaktır. Süreç Kanunu'nun yorumu ve uygulanması, AYM içtihatları, TCK-CMK hükümleri ve doktrinel görüşler çerçevesinde titizlikle yapılmalıdır.
Av. Sait Bager MERVAN'ın kaleme aldığı bu detaylı inceleme, ceza hukuku pratisyenleri için önemli bir başvuru kaynağı niteliğindedir. Kanunun af olarak nitelendirilmesinin hukuki hatalara yol açabileceğini vurgulayan analiz, mesleki hassasiyet açısından örnek teşkil etmektedir.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.