Özel Hayatın Gizliliğinin İhlali Halinde İnternet İçeriğinin Erişime Engellenmesi ve Kaldırılması
Lawantra
21.08.2026
Özel hayatın gizliliği, Anayasa’nın 20. maddesinde korunan temel bir hak olarak, bireyin mahremiyet alanını geniş biçimde kapsar. Yargıtay içtihatları bu kavramı, kişinin sadece kapalı kapılar ardındaki yaşamıyla sınırlı tutmayıp, başkalarıyla paylaşmadığı veya paylaşmak istemediği tüm kişisel olayları ve bilgileri içine alacak şekilde tanımlamaktadır (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2013/14391 E., 2014/4498 K.). Bu geniş koruma alanı, özellikle internet ortamında hızla yayılan içerikler karşısında büyük önem taşımaktadır.
Kamuya mal olmuş kişilerin özel hayatı ise daha dar bir koruma görmektedir. AİHM’nin Hannover v. Germany kararında da vurgulandığı üzere, kamusal yarar bulunan durumlarda özel hayatın gizliliği hakkı sınırlanabilmektedir. Ancak kamusal yarar bulunmayan, yalnızca merakı tatmin eden yayınlar veya paylaşımlar bu istisnanın dışında kalır ve ihlal teşkil eder (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2016/3324 E., 2018/274 K.).
İnternet üzerinden özel hayatın gizliliğinin ihlali, sosyal medya paylaşımlarından haber sitelerine, pornografik içeriklerden özel anlara ait fotoğrafların izinsiz yayılmasına kadar çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Yargıtay, rızayla alınmış bir fotoğrafın sonradan silinmemesi durumunda dahi özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğine hükmetmiştir (Yargıtay 12. CD, 2017/150 E., 2017/6231 K.). Bu tür vakalarda mağdurun hukuki korunma yolları hem idari hem de adli mekanizmalarla düzenlenmiştir.
Siber Güvenlik Başkanlığı’na Başvuru ve 5651 Sayılı Kanun md. 9/A Süreci
5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 9/A maddesi, özel hayatın gizliliğinin ihlali iddiasıyla mağdurlara hızlı bir koruma mekanizması sunmaktadır. 2026 itibarıyla başvuruların muhatabı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan (BTK) Siber Güvenlik Başkanlığı’na (SGB) geçmiştir. Başvurular e-Devlet üzerinden, SGB’nin ihbar portalı (https://siberguvenlik.gov.tr/ihbar) aracılığıyla veya yazılı dilekçe ile yapılabilmektedir.
SGB Başkanı, başvuruyu inceleyerek idari karar verebilir. Karar olumlu ise Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne (ESB) bildirilerek içeriğin erişime engellenmesi sağlanır. Bu idari karara karşı idari yargı yoluna başvurulması mümkündür. Zira karar, icrai ve bağımsız bir idari işlem niteliğindedir; Anayasa md. 125 çerçevesinde yargı denetimine tabidir.
Mağdurun SGB’ya başvurusu sonrasında 24 saat içinde aynı talebi sulh ceza hakimliğine iletmesi zorunludur. Hakimlik, özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirir ve kararını doğrudan SGB’ya bildirir. Olumsuz karar veya başvuru yapılmaması halinde SGB’nın engelleme kararı kendiliğinden kalkar. Sulh ceza hakimliğinin kararına karşı ise Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz kanun yolu açıktır.
Kanunun 9/A maddesinin 8. fıkrası, “gecikmede sakınca” bulunan hallerde SGB Başkanı’na doğrudan erişim engeli kararı verme yetkisi tanımaktadır. İnternet ortamının doğası gereği birçok ihlalin aciliyet taşıdığı kabul edilse de, gecikmede sakıncanın ölçütleri kanunda yeterince net değildir. Basit bir paylaşımın dahi kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilmesi, bu yetkinin geniş yorumlanmasını gerektirebilmektedir. Başkanın bu yolla verdiği karar, 24 saat içinde sulh ceza hakimliğinin onayına sunulmak zorundadır.
Maddenin Anayasa’ya uygunluğu tartışmalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin 5651 sayılı Kanun md. 9’a ilişkin iptal gerekçeleri, md. 9/A için de benzer sorunları gündeme getirmektedir. Anayasa md. 20’de “özel hayatın gizliliği” yanında kişisel verilerin korunması da düzenlenmişken, md. 9/A’da yalnızca “özel hayatın gizliliğini ihlal” ifadesi kullanılmıştır. Anayasa md. 13 gereği hak sınırlamalarının dar yorumlanması ilkesi dikkate alındığında, maddenin kişisel verileri kapsamadığı yönünde güçlü argümanlar bulunmaktadır.
İçeriğin Kaldırılması ve Asliye Hukuk Mahkemesi Yolu
Erişim engeli, ihlalin kalıcı çözümü değildir. VPN ve benzeri araçlarla engel kolayca aşılabildiği gibi, yalnızca erişim sağlayıcının hizmet verdiği coğrafyayı kapsar. Bu nedenle nihai çözüm, içeriğin internetten tamamen kaldırılmasıdır. Bu amaçla Türk Medeni Kanunu hükümlerine dayanılarak asliye hukuk mahkemesinde kişilik haklarının korunması davası açılması gerekmektedir.
Özel hayatın gizliliğinin ihlali iddiasıyla doğrudan içerik kaldırma davası açılabileceği gibi, 5651 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurudan sonuç alınamaması halinde erişimin engellenmesi talepli dava da mümkündür. Yargıtay’ın bazı kararlarında hukuk mahkemelerinin 5651 sayılı Kanun konularında yetkili olmadığı yönünde içtihatlar bulunsa da (Yargıtay 19. CD, 2017/3289 E., 2018/1063 K.), Anayasa Mahkemesi’nin C.K. başvurusunda (2014/19685) vurguladığı çelişmeli yargılanma hakkı, mağdurların hukuk yargısında da dava açabilmesine imkân tanımaktadır.
Uygulamada avukatlar, müvekkillerine hem idari hem adli yolların avantaj ve dezavantajlarını detaylı açıklamalıdır. SGB başvurusu hızlı koruma sağlasa da kalıcı çözüm sunmaz. Asliye hukuk davası ise çelişmeli yargılama güvencesi sunsa da daha uzun sürebilmektedir. Her iki yolun paralel yürütülmesi, mağdurun haklarının en etkin şekilde korunmasını sağlayabilir.
Özel hayatın gizliliği ihlallerinin internet ortamında artması, hukuk profesyonellerini yeni stratejiler geliştirmeye zorlamaktadır. İçerik sağlayıcıların sorumluluğu, delil tespiti, yabancı platformlara karşı tanıma ve tenfiz işlemleri gibi konular da bu alanda sıkça karşılaşılan meselelerdendir. Avukatların, müvekkillerine yalnızca dava takibi değil, dijital ayak izlerinin yönetimi ve önleyici hukuki danışmanlık da sunması mesleki kaliteyi artıracaktır.
Sonuç olarak, 5651 sayılı Kanun md. 9/A ve TMK hükümleri, özel hayatın gizliliğinin internetteki ihlallerine karşı çift kanallı bir koruma sistemi sunmaktadır. Ancak sistemin etkinliği, başvuru süreçlerinin hızı, kararların uygulanabilirliği ve Anayasa’ya uygunluk sorunlarının çözülmesine bağlıdır. Hukuk profesyonelleri, bu dinamik alanda güncel içtihatları ve mevzuat değişikliklerini yakından takip etmek zorundadır.
(Toplam kelime sayısı: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.