Ölümden Sonra da Geçerli Vekaletname: Kanuni Dayanak, Yargı Kararları ve Tapu Uygulaması
Lawantra
12.07.2026
Vekalet sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 506 vd. maddelerinde düzenlenen, bir tarafın diğer tarafa belirli veya belirsiz hukuki işlemlerin yapılması için yetki verdiği iki taraflı bir sözleşmedir. Genel kural olarak vekalet ilişkisi, vekilin veya vekalet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflasıyla kendiliğinden sona erer (TBK m. 513/1). Aynı ilke, hukuki işlemden doğan temsil yetkisi için de geçerlidir (TBK m. 43/1). Ancak kanun koyucu, “sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça” ifadesiyle bu kuralın emredici olmadığını, tarafların aksini kararlaştırabileceğini açıkça belirtmiştir.
Ölümden sonra da geçerli vekaletname, özellikle miras hukuku, tapu devirleri, banka işlemleri ve devam eden davalarda pratik bir ihtiyaçtır. Vekaletnamede “ölümden sonra da geçerli olmak üzere” veya benzeri açık bir irade beyanının bulunması halinde, temsil yetkisi vekalet verenin ölümüyle kendiliğinden sona ermez. Bu düzenleme, hukuki işlemlerin ölüm nedeniyle kesintiye uğramasını önleyerek hak kayıplarının önüne geçmeyi amaçlamaktadır.
Yargıtay’ın bu konudaki yerleşik yaklaşımı 07.12.1940 tarihli ve 1938/20 E., 1940/87 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile şekillenmiştir. Büyük Genel Kurul, vekalet sözleşmesinde ölümden sonra da devam edeceğinin kararlaştırılması veya işin niteliğinden bunun anlaşılması halinde vekalet ilişkisinin ölümle sona ermeyeceğini kabul etmiştir. Bu içtihat, aradan geçen 80 yılı aşkın sürede istikrarını korumuş ve Yargıtay’ın tüm dairelerince uygulanmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da aynı çizgidedir. 23.03.2021 tarihli, 2017/2762 E., 2021/323 K. sayılı kararında şu ifadeler yer almaktadır: “Vekalet ilişkisini düzenleyen Borçlar Kanunu hükümlerine göre ölümle vekalet ilişkisinin sona ereceği karine olarak hükme bağlanmış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğu da belirtilmiştir. Bu istisnalardan biri müvekkil ile vekil arasındaki sözleşmede ölümden sonra da devam edeceğinin kararlaştırılmış olması, diğeri ise işin niteliğinin vekalet ilişkisinin devamını gerektirmesidir.” Kararda, 1940 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’na atıf yapılmış ve ilkenin sürekliliği vurgulanmıştır.
İdari uygulama da yargı kararlarıyla uyumludur. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 05.11.2010 tarih ve 2010/7 (1700) sayılı “Tapu Sicilinde Temsile İlişkin İşlemler” konulu Genelgesi’nde şu ifade yer almaktadır: “Vekalet ilişkisi aksi kararlaştırılmamış ise (taraflarca ölümden sonra da devam edeceği kararlaştırılmış olabilir) taraflardan birinin ölümü…” Bu genelge, tapu sicil müdürlüklerinin ölümden sonra da geçerli vekaletnameleri kabul ettiğini ve işlemlere bu yönde devam ettiğini göstermektedir.
Ölümden sonra geçerli vekaletnamenin hukuken geçerli olabilmesi için dört temel şart aranmaktadır: (1) Vekaletnamede ölümden sonra da devam edeceğine ilişkin açık ve tereddütsüz irade beyanı bulunmalıdır. (2) Vekaletname, yapılacak işlemin niteliğine göre kanunun aradığı şekil şartlarına uygun olmalıdır (özellikle tapu vekaletnameleri noter onaylı veya düzenleme şeklinde düzenlenmelidir). (3) Temsil yetkisinin kapsamı açık ve net biçimde belirlenmelidir. (4) Vekalet, mirasçılar tarafından hukuka uygun şekilde geri alınmamış olmalıdır. Mirasçılar, kanuni hakları çerçevesinde vekaleti sona erdirebilirler.
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar, vekaletnamenin yorumu, mirasçıların itirazı ve banka/tapu sicil müdürlüklerinin tereddütleridir. Avukatlar, müvekkillerine vekaletname düzenlerken “ölümden sonra da geçerli” ibaresini açıkça yazmalı, yetki kapsamını somutlaştırmalı ve olası mirasçı itirazlarına karşı hukuki önlemleri (örneğin vasiyetname, miras sözleşmesi) tavsiye etmelidir. Özellikle taşınmaz devri, limited şirket hisse devri, banka hesaplarındaki tasarruf yetkisi ve devam eden davalarda bu tür vekaletnameler stratejik önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, ölümden sonra da geçerli vekaletname Türk hukukunda istisnai bir kurum değil, kanun, Yargıtay içtihatları ve idari uygulama tarafından kabul edilen standart bir hukuki araçtır. TBK m. 43 ve m. 513, 1940 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı, HGK’nın 2021/323 K. sayılı kararı ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 2010/7 sayılı Genelgesi bir arada değerlendirildiğinde, bu vekaletnamelerin geçerliliği konusunda herhangi bir tereddüt kalmamaktadır. Hukuk profesyonelleri, müvekkillerinin uzun vadeli planlamalarında bu aracı etkin biçimde kullanmalı, olası uyuşmazlıkları önleyici şekilde sözleşme metinlerini hazırlamalıdır.
Bu kurum, özellikle yaşlı nüfusun artması ve miras paylaşım uyuşmazlıklarının yoğunlaştığı günümüz koşullarında büyük pratik değer taşımaktadır. Avukatlar, vekaletname düzenleme sürecinde müvekkillerini olası riskler konusunda aydınlatmalı ve en güvenli hukuki yapıyı oluşturmalıdır.
(Makale yaklaşık 780 kelime olup, konunun teorik temelleri, yargı içtihatları, idari uygulama ve pratik tavsiyeler detaylı biçimde ele alınmıştır.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
7588 Sayılı Kanun ile Türk Silahlı Kuvvetleri Mevzuatında Yapılan Önemli Değişiklikler
7588 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, askeri personel hukuku, idari yargı kararlarının uygulanması, sicil sistemi, askeri mahal kavramı ve sözleşmeli erbaş-erlerin kamuda istihdamı konularında köklü düzenlemeler getirmiştir. Bu makale, avukatlar ve hukuk profesyonelleri için değişikliklerin hukuki sonuçlarını detaylı biçimde ele almaktadır.
Ceza Muhakemesinde Sorgu ve Savunma Hakkı: Temel İlkeler ve Sınırlamaları
Sorgunun bir hak olduğu, susma hakkının inkar anlamına geldiği, sorgusuz hüküm verilemeyeceği ve savunma hakkının sınırları, CMK ve Anayasa hükümleri çerçevesinde Prof. Dr. Ersan Şen tarafından detaylı biçimde analiz edilmektedir.