Öğrenci Affını İçeren Kanun Teklifi TBMM’ye Sunuldu: Detaylı Hukuki Analiz
Lawantra
03.07.2026
Yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören binlerce öğrencinin uzun süredir beklediği düzenleme, AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin tarafından TBMM Başkanlığı’na sunulan kanun teklifi ile somut hale gelmiştir. Teklif, 1 Temmuz 2022 tarihinden itibaren ilişiği kesilen veya kayıt hakkı kazandığı halde kayıt yaptırmayan öğrencilere belirli şartlar dahilinde yeniden öğrenim imkanı sağlamayı hedeflemektedir. Bu düzenleme, avukatlar ve hukuk profesyonelleri açısından idari hukuk, yükseköğretim mevzuatı ve Anayasa Mahkemesi içtihatları bağlamında önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Teklifin temel unsurlarından biri, önlisans, lisans, lisans tamamlama ve lisansüstü programlarda öğrenim gören öğrencilerden 1 Temmuz 2022’den itibaren ilişikleri kesilenler ile kayıt hakkı elde edip kayıt yaptırmayanlara yönelik aftır. Bu kişiler, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren dört ay içinde ilgili üniversiteye başvurdukları takdirde 2026-2027 eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine devam edebileceklerdir. Ancak bu imkan, belirli suçlardan mahkum olanlar ile terör örgütleriyle iltisaklı bulunanlar için geçerli değildir. Terör suçları, kasten öldürme, işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu imal ve ticareti, sahte belge kullanma gibi fiillerden mahkumiyet bulunanlar ile Milli Güvenlik Kurulu tarafından devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı olanlar kapsam dışı tutulmuştur. Bu istisnalar, kamu düzeninin korunması ve Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ilkesiyle uyumlu bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.
Kanun teklifinde yalnızca öğrenci affı değil, yükseköğretim sistemine ilişkin çok sayıda yapısal düzenleme de yer almaktadır. Bunlardan ilki, emekli öğretim üyelerinin akademik hayata katkılarının sürdürülmesine ilişkindir. Özellikle tıp fakülteleri ve Anadolu’daki üniversitelerde değerli tecrübeye sahip hocaların emeklilik sonrası sözleşmeli olarak iki yıl daha görev yapabilmelerine imkan tanınmakta, kendilerine ek ders ücreti, geliştirme ödeneği ve akademik teşvik ödeneklerinden yararlanma hakkı getirilmektedir. Bu düzenleme, akademik kadro planlaması ve kamu maliyesi açısından avukatların yakından takip etmesi gereken bir konudur.
Teknoloji transfer ofisleri ve üniversite kampüslerinde kurulan teknoloji geliştirme bölgelerine ilişkin düzenlemeler de teklifin önemli başlıkları arasındadır. Bilimsel üretimin ticarileştirilmesi teşvik edilmekte, buluşların ticarileştirilmesinden elde edilen gelirden hem üniversiteye hem de ilgili akademik ekibe pay ayrılması öngörülmektedir. Bu hükümler, fikri ve sınai haklar hukuku ile üniversite-sanayi işbirliği alanında yeni uyuşmazlıkların doğmasına zemin hazırlayabilir. Avukatların bu tür gelir paylaşımı sözleşmelerini titizlikle hazırlamaları ve olası ihtilaflarda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile 551 sayılı KHK hükümlerini göz önünde bulundurmaları önem arz etmektedir.
Vakıf üniversitelerine yönelik düzenlemeler de teklifin dikkat çeken bölümlerindendir. Tam burslu öğrenci sayısının artırılması amacıyla vergi düzenlemeleri getirilmekte, böylece vakıf üniversitelerinin eğitim kalitesinin yükseltilmesi ve daha fazla öğrencinin erişimine açılması hedeflenmektedir. Ayrıca tıp fakültesi bulunan bazı vakıf üniversitelerinin eğitim ve araştırma hastanesi kurma yükümlülüğüne ilişkin verilen süre uzatılmakta, hastane kurma taahhüdünü yerine getirmek üzere adım atan üniversitelerin öncelikli hakları korunmaktadır. Bu düzenleme, vakıf üniversitelerinin hukuki statüsü ve Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği iptal kararları ışığında yeniden değerlendirilmelidir.
Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli iptal kararları nedeniyle vakıf yükseköğretim kurumlarına uygulanacak idari yaptırımların ölçülülük ve orantılılık ilkelerine uygun hale getirilmesi de teklifin önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Benzer şekilde, yan dal uzmanı öğretim üyeleri ve araştırma görevlilerinin ek ödeme tavanlarının Sağlık Bakanlığı’ndaki emsalleriyle eşitlenmesi, AR-GE merkezlerinde görev yapan öğretim elemanlarına döner sermaye ödemelerine ilişkin planlamalar da hekimlik ve akademik personel hukuku açısından kritik düzenlemelerdir.
Devlet üniversitelerinin yurt dışında kampüs açabilmesine imkan tanıyan hüküm, uluslararası yükseköğretim hukuku bakımından yenilikçi bir adımdır. Başarılı üniversitelerimizin yurtdışında tesis kurması, öğretim elemanlarının görevlendirme sürelerinin belirlenmesi ve hem yerli hem yabancı öğrencilerin bu kampüslerde eğitim alabilmesi öngörülmektedir. Bu düzenleme, Yükseköğretim Kurulu’nun yetki alanını genişletmekte ve uluslararası anlaşmalar ile tanınma-tescil süreçlerini yakından ilgilendirmektedir.
Teklifte ayrıca izinsiz yabancı yükseköğretim faaliyeti yürüten kurumlara karşı ciddi müeyyideler getirilmektedir. Sahte diploma ve sertifika düzenlenmesinin önüne geçmek amacıyla hapis cezası dahil idari ve cezai yaptırımlar öngörülmüştür. Bu hükümler, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ilgili maddeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarıyla mücadelede önemli bir araç niteliği taşımaktadır.
Disiplin soruşturmalarında savunma hakkının usulüne uygun şekilde düzenlenmesi de Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği hükümlerin yerine getirilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Tebliğ usulleri, savunma hakkı, soruşturma prosedürü ve hak düşürücü süreler açıkça belirlenerek öğrencilerin adil yargılanma hakkının güvence altına alınması hedeflenmiştir.
Son olarak, askerlik görevini yapmakta olan gençlerin aftan yararlanabilmesi için terhis tarihinden itibaren iki ay içinde başvuru imkanı tanınmıştır. Bu hüküm, eşitlik ilkesi ve askerlik yükümlülüğünün getirdiği dezavantajların telafisi bakımından anlamlıdır.
Özetle, öğrenci affını da içeren kanun teklifi, yükseköğretim sistemimizde köklü değişiklikler öngörmekte, akademisyen hakları, üniversite maliyesi, teknoloji transferi, uluslararasılaşma ve disiplin hukuku gibi birçok alanda yeni düzenlemeler getirmektedir. Avukatlar ve hukuk profesyonelleri, teklifin yasalaşma sürecini yakından takip etmeli, özellikle istisna hükümleri, başvuru süreleri, idari yaptırımlar ve Anayasa Mahkemesi uyumluluğu konularında müvekkillerine kapsamlı hukuki danışmanlık sunmalıdır. Teklifin yasalaşması halinde, üniversiteler, öğrenciler ve akademisyenler açısından doğacak hak ve yükümlülüklerin titiz bir şekilde analiz edilmesi, olası uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Bu düzenlemelerin uygulama yönetmelikleriyle nasıl somutlaşacağı, idari yargı mercilerinin nasıl bir yaklaşım benimseyeceği ve olası Anayasa Mahkemesi başvurularının sonuçları, önümüzdeki dönemde hukuk camiasının yakından izlemesi gereken konulardır. Kanun teklifinin, yükseköğretim mevzuatımızın günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde revize edilmesine önemli katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Acil Çağrı Hattına Yapılan İhbar Üzerine Gerekli İşlemin Yapılmaması Halinde İdarenin Hukuki Sorumluluğu
Doç. Dr. Enver Kaşlı’nın incelemesinde, Danıştay’ın 155 acil çağrı ihbarına işlem yapılmaması nedeniyle idarenin hizmet kusuru ile sorumlu tutulduğu 2022/891 E., 2024/3907 K. sayılı kararı detaylı olarak ele alınmakta ve acil çağrı hizmetlerinin idare hukuku açısından önemine dikkat çekilmektedir.
Danıştay 10. Daire’nin 2022/891 E., 2024/3907 K. sayılı Kararı: 155 Acil Çağrı Hattına Yapılan İhbar Üzerine İşlem Yapılmamasının İdari Sorumluluğu
Danıştay, yaralı bir vatandaşın 155 Polis İmdat hattını arayarak yardım istemesine rağmen gerekli bildirimin yapılmaması nedeniyle idarenin hizmet kusuru bulunduğuna hükmetmiş ve tazminat davasının reddi kararını bozmuştur.