Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi: Hukuki Değerlendirme
Lawantra
07.08.2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, PKK/KCK terör örgütünün ve bağlantılı oluşumların fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ile Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip, belirli suçlar yönünden soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyet infazlarının ertelenmesini düzenlemektedir.
Kanun teklifinin kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün kurucusu veya yöneticisi olma, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım etme, propaganda suçu ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki suçlarla sınırlıdır. Bu sınırlama, hukuk sistemimizde temel bir ilke olan “kanunların genelliği” ve “kanun önünde eşitlik” ilkeleriyle ciddi bir gerilim yaratmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, üye olma, yardım etme ve propaganda suçlarını; 314. maddesi ise silahlı örgüt suçunu düzenlemektedir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 6415 sayılı Kanun da terör örgütleri bakımından genel ve soyut hükümler içermekte, belirli bir örgütü hedef almamaktadır. Hukukumuzda PKK/KCK dışında da birçok terör örgütü kabul edilmekte ve bu örgütler bakımından aynı suç tipleri uygulanmaktadır. Sadece bir terör örgütünü hedef alan düzenleme, aynı suçu işleyen diğer failler aleyhine ayrımcılık oluşturmakta ve Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesine aykırılık iddiasını güçlendirmektedir.
Kanun teklifinin “Terörsüz Türkiye” olarak kamuoyuna sunulması, yalnızca PKK/KCK’yı kapsaması halinde diğer terör örgütlerinin süreç dışında kalmasına ve silah bırakma motivasyonunun azalmasına yol açabilecektir. Bu durum, toplumsal barış ve bütünleşme hedefiyle çelişen bir sonuç doğurabilir.
Örgüt yöneticileri bakımından ise TCK m. 220/5 hükmü kritik önem taşımaktadır. Bu maddeye göre örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen tüm suçlardan ayrıca fail olarak sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla teklif kapsamında örgüt kurma ve yönetme suçundan yararlanan bir yönetici, örgütün faaliyeti içinde işlenen kasten öldürme, yaralama, bombalama gibi suçlardan dolayı sorumluluğunun devam edeceğini bilmelidir. Bu husus, teklifin uygulama aşamasında savcılar ve mahkemeler tarafından titizlikle değerlendirilmelidir.
İstisnalar yönünden teklif, üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlar için 5 yıl, daha ağır cezaları gerektiren suçlar için ise 10 yıl erteleme süresi öngörmektedir. Kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçlar ise kapsam dışı bırakılmıştır. Bu istisnaların belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi içinde olup eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmemektedir.
Kanun teklifinin 4. maddesi, erteleme kararı verilecek suçlar bakımından uygulanmakta olan tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin yetkili hakim, mahkeme, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından yeniden değerlendirilmesini ve koşullarının bulunması halinde kaldırılmasını düzenlemektedir. “Koşulların bulunması” ifadesi, genel tutuklama şartlarından ziyade, fail ve fiilin teklif kapsamına girip girmediğinin tespiti olarak anlaşılmalıdır. Erteleme süresi boyunca denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanması, infaz rejiminin etkinliği açısından faydalı olacaktır.
Aynı maddenin ikinci fıkrası, istinaf veya temyiz incelemesinde bulunan dosyalar için bozma kararı verilmesini öngörmektedir. Gerekçede ise beraat veya zamanaşımı nedeniyle düşme hallerinde bozma kararı verilmeksizin yargılamanın sonuçlandırılabileceği belirtilmiştir. Madde metni ile gerekçe arasındaki bu uyumsuzluk, kanun yolu incelemesinde tereddüt yaratmaktadır. Ceza muhakemesi ilkeleri çerçevesinde beraat veya zamanaşımı gibi kesin düşme nedenlerinin nazara alınması gerektiği ve madde metninin bu doğrultuda netleştirilmesi gerektiği açıktır.
Teklifin 5. maddesi, erteleme süresi içinde yeniden terör suçu işlenmesi halinde erteleme kararının kaldırılarak soruşturma, kovuşturma veya infazın devamına karar verileceğini hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, TCK’daki genel erteleme hükümlerinden farklılık göstermekte ve yalnızca terör suçlarını yeniden suç işleme nedeni olarak kabul etmektedir. Bu yaklaşım, eşitlik ilkesi ve cezanın bireyselleştirilmesi açısından tartışmalıdır. Genel kasıtlı suç işleme halinde de ertelemenin kaldırılması yönünde düzenleme yapılması daha tutarlı ve vicdani bulunacaktır.
Uygulama bakımından 9. madde, Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren altı ay içinde yazılı başvuru şartı getirmektedir. Ancak 3, 4 ve 6. maddelerde talep şartına yer verilmemiştir. Bu çelişki, soruşturma, kovuşturma ve infaz aşamalarında re’sen uygulama yapılacağı anlamına gelmektedir. “Bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına” ibaresi, henüz soruşturma başlatılmamış kişiler için başvuru usulünü düzenliyor gibi görünmektedir. Hakkında işlem bulunan şüpheli, sanık veya hükümlülerin ise yetkili makamlara yönlendirilecek taleplerde bulunması gerekecektir.
Hak yoksunlukları bakımından 7. maddenin 4. fıkrası, erteleme kararlarının dönemsel olarak Milli Güvenlik Kurulu tarafından değerlendirilerek hak yoksunluklarının tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması için sulh ceza hakimliği, mahkeme veya infaz hakimliğinden talepte bulunulmasını öngörmektedir. Bu düzenleme, Anayasa m. 76/2’de düzenlenen milletvekili seçilme yeterliliği engelleriyle ciddi bir uyumsuzluk içermektedir. Anayasa’daki seçilme engellerinin kanuni düzenleme veya yasaklanmış hakların iadesi yoluyla bertaraf edilemeyeceği kabul edilmektedir. Teklifin bu haliyle Anayasa’ya aykırılık taşıdığı ve Anayasa Mahkemesi tarafından 4616 sayılı Kanun’da olduğu gibi kapsam genişletilmesi ihtimalinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir.
Sonuç olarak, kanun teklifinin kanun önünde eşitlik, kanunların genelliği, Anayasa m. 76/2 ile uyumu, kanun yolu incelemelerinde beraat ve düşme nedenlerinin değerlendirilmesi, talep şartının netleştirilmesi ve hak yoksunluklarının kaldırılması gibi birçok kritik noktada ciddi hukuki tartışmaları beraberinde getirdiği açıktır. Avukatlar ve ceza hukuku uygulayıcıları, teklifin Meclis görüşmeleri sırasında bu hususların giderilmesini yakından takip etmeli ve olası Anayasa Mahkemesi başvurularına hazırlıklı olmalıdır. Teklifin nihai hali, terörle mücadele politikası, infaz hukuku ve temel haklar dengesi açısından önemli bir emsal teşkil edecektir.
(Makale yaklaşık 1250 kelime olup, avukatlar için pratik ve teorik analiz içermektedir.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
2027 Yılı Emlak Vergisi İçin Bina Metrekare Normal İnşaat Maliyet Bedelleri Belirlendi
Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 90) ile 2027 yılında uygulanacak metrekare normal inşaat maliyet bedelleri Resmî Gazete’de yayımlandı. Tebliğ, vergi değeri tespitinde kullanılacak cetvelleri detaylı biçimde içermektedir.
7589 Sayılı Kanun ile TCK m. 158’e Eklenen Dördüncü Fıkra: Dolandırıcılığa Sınırlı İştirak ve Ceza İndirimi
Yeni düzenleme, banka hesabı veya kartı veren kişilerin dolandırıcılığa sınırlı katkısını yarı oranda indirim nedeni saymaktadır. Makale, hükmün uygulama koşullarını, hukuki niteliğini, içtima sorunlarını ve pratik etkilerini detaylı biçimde incelemektedir.