Millete Danışmadan 'Yaptım Oldu' Mantığıyla Hukuk Reformu Olmaz
Lawantra
10.08.2026
Son dönemde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, hukuk profesyonelleri açısından önemli tartışma konuları barındırmaktadır. Teklifin kanunlaşması halinde, düzenlemenin uygulanması Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) alacağı kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına bağlanmıştır. Bu mekanizma, yürütme organına geniş bir takdir yetkisi tanımakta ve yasama-yürütme dengesi açısından sorgulanması gereken bir yaklaşım ortaya koymaktadır.
Düzenlemenin en kritik yönlerinden biri, erteleme kapsamına alınan suçların belirli bir terör örgütünün faaliyetleriyle sınırlı tutulmasıdır. Bu tercih, Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesi ile 2. maddesinde yer alan adalet ilkesi bakımından ciddi sorunlar içermektedir. Çünkü aynı nitelikteki fiiller farklı örgütler bağlamında işlendiğinde farklı hukuki sonuçlara yol açabilecek bir ayrımcılık yaratmaktadır. Hukukçular olarak bu tür düzenlemelerin, suçun failine değil, failin aidiyetine göre şekillenmesini kabul etmek mümkün değildir.
Kanun teklifinde yer alan istisnalar da dikkat çekicidir. Suça iştirakin derecesi ne olursa olsun, Türk Ceza Kanunu’nun 220/5. maddesi uyarınca terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde kasten öldürme suçları ile bu suçlara teşebbüsten sorumlu tutulanlar ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar kapsam dışında tutulmuştur. Bu yaklaşım, cezaya göre değil suça göre istisna öngörülmesi gerektiği yönündeki genel kabulü de zedelemektedir. Zira ceza hukuku ilkeleri, cezanın failin fiiline ve kusuruna göre belirlenmesini gerektirirken, burada suç tipine dayalı bir ayrımcılık yapılmaktadır.
Prof. Dr. Ersan Şen’in de dikkat çektiği üzere, bu tür köklü düzenlemelerde “yaptım oldu” mantığı ile hareket etmek, demokratik hukuk devletinin temel gerekleriyle bağdaşmamaktadır. Millete danışılmadan, geniş toplumsal mutabakat sağlanmadan gerçekleştirilen yasal değişiklikler, uzun vadede toplumsal barışı ve hukuka olan güveni zedeleme riski taşımaktadır. Özellikle terörle mücadele alanında yapılan düzenlemelerin, temel hak ve özgürlükleri ölçüsüz biçimde sınırlamaması, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartları ile uyumlu olması büyük önem arz etmektedir.
Hukukçular olarak bu düzenlemenin, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen ölçülülük, gereklilik ve uygunluk ilkelerine uygunluğunun titizlikle incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca, MGK kararının Resmi Gazete’de yayımlanarak yasama iradesinin üstünde bir mekanizma oluşturulması, kuvvetler ayrılığı ilkesini de tartışmalı hale getirmektedir. Bu tür düzenlemeler, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından da riskler barındırmaktadır.
Sonuç olarak, terörle mücadele gibi hassas konularda yapılacak yasal düzenlemelerin, geniş toplumsal mutabakatla, şeffaf bir süreçle ve bilimsel temellere dayalı olarak hazırlanması zorunludur. “Anahtar yasa” gibi ifadelerle işin içinden çıkılamaz. Kimlik üzerinden değil, hukuk ve demokrasi mücadelesi üzerinden bir duruş sergilenmelidir. Türk Ceza Kanunu m. 220 ve ilgili maddelerin sistematiği içinde, eşitlik ilkesini zedelemeyen, cezanın failin kusuruna göre belirlendiği bir yaklaşım benimsenmelidir. Aksi takdirde, toplumda hukuka olan güven erozyona uğrayacak ve uzun vadede toplumsal barışa katkı sağlanamayacaktır.
Hukuk profesyonelleri olarak bu tür teklifleri yakından takip etmek, olası Anayasa Mahkemesi başvurularında etkili argümanlar geliştirmek ve kamuoyunu aydınlatmak mesleki sorumluluğumuzun bir parçasıdır. Milletin iradesi hiçe sayılarak “yaptım oldu” mantığıyla hareket edilen süreçler, ne yazık ki kalıcı çözümler üretmemektedir. Gerçek çözüm, hukuk devleti ilkelerine bağlı, eşitlik ve adaleti merkeze alan, şeffaf ve katılımcı bir yasama sürecinden geçmektedir.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Türkiye Barolar Birliği 57. Kuruluş Yıldönümünde Atatürk’ün Huzurunda
Türkiye Barolar Birliği'nin 57. kuruluş yıl dönümünde Anıtkabir ziyareti ve Birlik Başkanı Erinç Sağkan'ın özel deftere yazdığı notun hukuk ve Cumhuriyet değerleri açısından analizi.
Meslekten İhraç Edilen Eski Hâkim, Adliyede Sahte Kimlikle Yakalandı
2019 yılında HSK kararıyla meslekten ihraç edilen eski hâkimin, İstanbul Adliyesi'nde sahte kimlik kullanarak dosya takibi yapmaya çalışması ve tutuklanması olayının hukuki boyutları.