Malpraktis Davalarında Sosyal Medya Paylaşımları ve Dijital İletişim: Hekim Sorumluluğunu Etkileyen Yeni Delil Kaynakları
Lawantra
20.07.2026
Tıbbi malpraktis davalarında hekimin sorumluluğunu belirleyen unsurlar artık yalnızca ameliyat kayıtları, tıbbi belgeler ve onam formlarıyla sınırlı değildir. Dijital mecralarda yapılan paylaşımlar, hasta ile kurulan yazılı iletişim ve sosyal medya içerikleri, dava dosyalarının en kritik delilleri haline gelebilmektedir. Hekimin tıbbi standartlara uygun davranmış olması, sosyal medya üzerinden “%100 sonuç”, “iz kalmaz”, “garantili değişim” veya “kesin memnuniyet” gibi ifadeler kullanmışsa hukuki çerçevenin ağırlaştığı anlamına gelebilir. Mahkemeler, yalnızca yapılan tıbbi müdahalenin niteliğini değil, hastaya ne vaat edildiğini, risklerin nasıl anlatıldığını ve dijital içeriklerin yazılı onamla çelişip çelişmediğini de değerlendirmektedir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 199 uyarınca, uyuşmazlığa ilişkin bilgi taşıyan her türlü elektronik veri “belge” niteliğindedir. Bu kapsamda Instagram gönderileri, hikayeler, web sitesi metinleri ve WhatsApp yazışmaları, tanıtım amacı taşısa dahi dava aşamasında delil olarak sunulabilir. Bu içerikler, hastaya belirli bir sonucun vaat edildiğini, komplikasyon risklerinin küçümsendiğini, aydınlatmanın eksik yapıldığını veya sağlık hizmetinin ticari bir üslupla sunulduğunu gösterebilir. Asıl mesele, paylaşımın tek başına kusur ispatı yapmaması; tıbbi kayıtlar, onam formu, mesajlaşmalar ve müdahalenin sonucu ile birlikte bütüncül değerlendirilmesidir.
Özellikle estetik cerrahi, diş hekimliği, saç ekimi ve medikal estetik alanlarında yaygın olan “öncesi-sonrası” fotoğrafları üç temel risk taşımaktadır. İlk olarak, görsel hastada o sonucun kendisinde de elde edileceği beklentisi yaratabilir ve bu, örnek olay olmaktan çıkıp taahhüt niteliği kazanabilir. İkinci olarak, filtre, açı, ışık veya makyaj kullanımı yanıltıcı tanıtım tartışmalarına yol açar ve Reklam Kurulu mevzuatı açısından da idari para cezası riski doğurur. Üçüncü olarak, hasta görüntüsü hem sağlık verisi hem de kişisel veri niteliğindedir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında rıza, belirli, bilgilendirilmiş ve özgür iradeye dayalı olmalıdır. Genel bir “fotoğrafımın kullanılmasına izin veriyorum” ibaresi yeterli değildir; paylaşımın amacı, mecrası, kapsamı ve süresi açıkça belirtilmelidir. Hastanın rızası, içeriğin reklam yasağına veya Tıp Etiği ilkelerine aksi durumunu otomatik olarak hukuka uygun kılmaz.
Genel tedavi ilişkisinde hekimin yükümlülüğü vekalet sözleşmesi çerçevesinde “özen borcu” iken, estetik amaçlı müdahalelerde belirli bir sonucun açıkça vaat edilmesi eser sözleşmesi tartışmalarını güçlendirebilir. “%100 sonuç”, “iz kalmaz”, “kusursuz görünüm”, “garantili” veya “sıfır risk” gibi ifadeler, hekimin yalnızca özen göstermekle kalmayıp belirli bir sonucu taahhüt ettiği iddiasına dayanak yapılabilir. Ancak her iddialı cümle otomatik olarak sözleşme niteliğini değiştirmez. Müdahalenin amacı, bireysel görüşmeler, yazılı sözleşme, onam metni ve hastada oluşan makul beklenti birlikte değerlendirilmelidir. Onam formunda komplikasyon riskleri anlatılırken sosyal medyada aynı işlemin “ağrısız ve risksiz” olarak tanıtılması, aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasını güçlendirir.
WhatsApp yazışmaları da önemli delil kaynağıdır. Özellikle üç tür mesaj risklidir: (1) Sonucu garanti eden ifadeler (“İz kalmayacak, hiç merak etmeyin”), (2) Komplikasyonu önemsizleştiren cevaplar (“Bu herkeste olur, geçer”), (3) Muayene yapılmadan kesin tıbbi kanaat bildiren mesajlar. Kliniklerin bu kanallar için standart iletişim politikası oluşturması, kesin ifadelerden kaçınması ve klinik değerlendirme gereken konuları randevu sürecine yönlendirmesi hukuki riski azaltır.
Hasta izin verse dahi her görsel paylaşılabilir mi? Cevap olumsuzdur. Sağlık verileri özel nitelikli kişisel veri olduğundan rıza, tedaviye ilişkin rızadan ayrı, spesifik ve aydınlatılmış olmalıdır. Hasta, paylaşımı reddetmesinin tedavi ilişkisini etkilemeyeceğini bilmelidir. Ayrıca açık rıza, Reklam Kurulu’nun yasaklarını veya Türk Tabipleri Birliği Etik Kuralları’nı bertaraf etmez. Kimlik gizleme (yüz kapatma) dahi her zaman anonimleştirme sağlamaz; nadir hastalık, dövme, ses veya coğrafi detaylar üzerinden kişi belirlenebilir.
Hekimin kişisel sosyal medya hesabı ile kliniğin kurumsal hesabı arasında fark bulunmamaktadır. Kişisel hesapta mesleki unvan, tedavi sonuçları veya hasta görselleri paylaşılıyorsa hukuki denetim geçerlidir. Kurumsal hesaplarda ise sağlık kuruluşunun veri sorumluluğu ve denetim yükümlülüğü daha belirgindir. Sosyal medya yöneticisi veya ajans tarafından hazırlanan içerikler dahi kliniği sorumluluktan kurtarmaz. Bu nedenle ortak bir yayın politikası ve eğitim mekanizması şarttır.
Silinen paylaşımlar delil olmaktan çıkmaz. Ekran görüntüleri, noter tespiti veya üçüncü kişilerce yapılan paylaşımlar delil niteliğini korur. Hikayeler 24 saat sonra silinse de kaydedilmişse kullanılabilir. Hekim açısından riskli içerikleri silmek yerine eski paylaşımları sistematik olarak gözden geçirmek, ifadeleri düzeltmek ve önceden hukuki denetim mekanizması kurmak daha etkili bir koruma yöntemidir.
Hasta yorumlarına kamuya açık alanda verilen cevaplar da ayrı bir risk alanıdır. Komplikasyon bildiren bir yoruma “kontrolünüze gelmediniz”, “önerilen tedaviyi uygulamadınız” veya “başka hastalığınız vardı” şeklinde tıbbi ayrıntı içeren cevaplar, hasta mahremiyetinin ihlali, kusur ikrarı veya komplikasyon yönetiminin yetersizliği şeklinde yorumlanabilir. Güvenli yaklaşım, kamuya açık alanda tıbbi detaya girmeksizin özel iletişime davet etmektir.
Hekimler ve sağlık kuruluşları için pratik kontrol listesi şu şekilde özetlenebilir: Tüm tanıtım metinlerinden “garanti”, “kesin”, “%100”, “sıfır risk” gibi ifadeler çıkarılmalı; öncesi-sonrası görselleri reklam mevzuatı, KVKK ve hasta mahremiyeti açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli; tedavi onamı ile görsel kullanım rızası ayrılmalı; sosyal medya anlatımı ile yazılı onam çelişmemeli; WhatsApp için standart protokol oluşturulmalı; eski paylaşımlar düzenli hukuki denetimden geçirilmeli ve her paylaşım öncesi “Bu ifade yarın bir dava dosyasına girerse nasıl yorumlanır?” sorusu sorulmalıdır.
Dijital iletişim, tıbbi sürecin dışında değildir. Malpraktis risk yönetimi artık ameliyathane ve hasta dosyasıyla sınırlı kalmamıştır. Sosyal medya dili, web sitesi açıklamaları ve anlık mesajlaşmalar da hukuki sürecin parçasıdır. Amaç, hekimleri dijital mecralardan uzaklaştırmak değil; bilgilendirme ile reklam, tıbbi öngörü ile sonuç garantisi, hasta iletişimi ile mahremiyet arasındaki sınırı doğru yönetmektir. En etkili koruma, dava açıldıktan sonra paylaşımı savunmak değil, paylaşım yapılmadan önce hukuki denetimi rutin hale getirmektir. Bu yaklaşım, hem hekimleri hukuki risklerden korur hem de hasta-hekim ilişkisinde şeffaflığı artırır. (Word count: 1048)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/4980 E., 2023/7701 E. ve 2023/3218 E. sayılı Boşanma Kararlarının Değerlendirilmesi
Evlilik birliğinin sarsılması, kusur tespiti, nafaka, tazminat ve ölüm halinde davanın akıbeti konularında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin üç önemli kararının hukuki analizi.
Akran Zorbalığı Mağduru Çocukların Ceza Adalet Sistemindeki Görünmezliği ve Yeni Bir Suç Tipi Önerisi
Çocuk Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’ndaki mevcut düzenlemelerin akran zorbalığı mağduru çocukları yeterince korumadığını, yeni bir ‘akran zorbalığı’ suç tipine (TCK m. 103/A) ihtiyaç olduğunu savunan hukuki ve pedagojik değerlendirme.