Kanser İlaçlarının SGK Tarafından Karşılanması: Yargıtay’ın Son Dönem Yaklaşımı ve Hastaya Özgü İspat Yükü
Lawantra
23.08.2026
Kanser tedavisinde kullanılan immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin yüksek maliyeti, son yıllarda sosyal güvenlik hukuku alanında önemli uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Yargıtay'ın özellikle 2025 ve 2026 yıllarında verdiği kararlar, bu alandaki içtihadın önemli ölçüde evrildiğini göstermektedir. Artık mahkemeler yalnızca ilacın genel tıbbi gerekliliğini değil, somut hastaya özgü bilimsel yararı da detaylı şekilde incelemektedir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 04.07.2025 tarihli, E.2025/11038, K.2025/11360 sayılı kararı bu değişimin en çarpıcı örneklerinden biridir. Somut olayda, akciğer kanseri hastasına pembrolizumab (Keytruda) kullanılması TİTCK tarafından onaylanmış, ancak SGK ödeme talebini reddetmiştir. Yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi davayı kabul etmişken Yargıtay bozma kararı vermiştir.
Daire, bozma gerekçesinde şu hususların araştırılmasını istemiştir: Hastanın kanser türü ve evresi, daha önce aldığı tedaviler, ilacın somut hasta üzerindeki öngörülen etkisi, klinik çalışma verileri, biyobelirteçler, moleküler ve genetik test sonuçları, tedaviden sonra tümörde küçülme veya hastalığın ilerlemesinde yavaşlama olup olmadığı, SGK tarafından karşılanan alternatif tedavilerin yeterliliği ve ilacın sağlayacağı yararın geçici mi yoksa kalıcı mı olduğu.
Bu yaklaşım, genel bir "tıbbi gereklilik" değerlendirmesinin ötesine geçerek "kişiselleştirilmiş ispat" kavramını ön plana çıkarmaktadır. Modern onkolojide tedaviler hastanın genetik profili, tümörün moleküler özellikleri ve biyobelirteçlerine göre şekillendirilirken, hukuk da bu bilimsel gerçekliğe uyum sağlamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.11.2023 tarihli, E.2022/1137, K.2023/1112 sayılı kararı da bu konuda önemli bir mihenk taşıdır. Kararda, ilacın hayati öneme sahip olmasının yanı sıra, hastanın iyileşmesine veya hastalığın seyrini olumlu etkilemesine katkısının uzman sağlık kurulu tarafından değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. İleri evre kanserlerde "tam şifa" beklentisinin gerçekçi olmadığı, dolayısıyla anlamlı klinik yarar kriterinin esas alınması gerektiği kabul edilmiştir.
10 Temmuz 2025 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde (SUT) yapılan değişikliklerle pembrolizumab, atezolizumab ve durvalumab belirli koşullarda Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi'ne eklenmiştir. Nivolumab ve ipilimumab için de geri ödeme koşulları güncellenmiştir. Ancak bu düzenleme, ilacın her hasta için otomatik olarak ödeneceği anlamına gelmemektedir.
Güncel SUT hükümleri, ilacın kullanımını belirli kanser tipleri, evreler, biyobelirteçler ve daha önce uygulanmış tedavilerle sınırlandırmaktadır. Bu nedenle avukatlar, dava dosyalarını hazırlarken öncelikle hastanın somut tıbbi durumunun güncel SUT koşullarını karşılayıp karşılamadığını titizlikle incelemelidir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 13.04.2026 tarihli, E.2026/528, K.2026/4565 sayılı kararı ise yargısal koruma yolunun tamamen kapanmadığını göstermektedir. Bu kararda onama kararı verilmesi, her somut olayın kendi tıbbi özellikleri içinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Kanser ilaç davalarının en kritik yönlerinden biri zamandır. Tedavide birkaç aylık gecikme, hastalar açısından telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle geçici hukuki koruma mekanizmaları büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin 2021/2260 sayılı Hüsnü Esen kararında kabul edilen tedbir talebi, bu konuda önemli bir emsal oluşturmaktadır.
Dava dosyalarının hazırlanmasında "kişiselleştirilmiş ispat" yaklaşımı benimsenmelidir. Dosyada şu belgeler mutlaka bulunmalıdır: Patoloji raporu, evreleme belgeleri, görüntüleme sonuçları, önceki tedavi kayıtları, tıbbi onkoloji uzman raporu, TİTCK kullanım onayı, biyobelirteç ve genetik test sonuçları. Hekimin raporunda ilacın tercih edilme nedeni, alternatif tedavilerin yetersizliği ve tedavinin yapılmaması halinde doğabilecek sonuçlar bilimsel dayanaklarıyla açıklanmalıdır.
Avukatlar, bilirkişi incelemesi aşamasında üniversitelerin tıbbi onkoloji anabilim dallarından oluşan en az üç kişilik kurul talep etmelidir. Yargıtay, bu tür bilirkişi raporlarının daha güvenilir olduğunu kabul etmektedir.
Sonuç olarak, Yargıtay'ın son dönem içtihadı "bu ilaçlar SGK tarafından ödenmez" şeklinde genel bir ret yaklaşımı değil, bilimsel verilere dayalı, hastaya özgü detaylı bir değerlendirme yaklaşımıdır. Bu içtihat, hem SGK kaynaklarının etkin kullanımını hem de gerçekten ihtiyacı olan hastaların tedaviye erişimini amaçlamaktadır.
Hukuk profesyonelleri olarak bizlerin görevi, bu hassas dengeyi gözeterek dosyaları bilimsel delillerle donatmak ve hastaların zamanında etkili hukuki koruma almasını sağlamaktır. Çünkü bu davaların görünürdeki konusu yüksek bedelli ilaçların finansmanı olsa da, korunması gereken asıl değer insan yaşamıdır. (Word count: 856)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.