İflasta İstihkak İddiasının Değerlendirilmesi: Usul, İspat ve Güncel Yargıtay İçtihatları
Lawantra
24.08.2026
İflas tasfiyesi sürecinde üçüncü kişilerin mallar üzerindeki istihkak iddialarının değerlendirilmesi, iflas hukukunun en karmaşık ve uygulamada en çok hata yapılan alanlarından biridir. İİK m. 228’in sistematiği, hacizdeki istihkak hükümlerinden (İİK m. 96-99, 97/a) önemli ölçüde farklılık gösterir. Bu farklılığın yeterince anlaşılmaması, hatalı dava türünün seçilmesine, usulden ret kararlarına ve zaman kaybına yol açmaktadır. Avukatlar açısından konunun iyi bilinmesi, müvekkil haklarının etkili korunması için zorunludur.
İflas kararının tebliğinden itibaren iflas dairesi, müflisin malvarlığını tespit etmek, defter tutmak ve muhafaza tedbirleri almakla yükümlüdür. Müflisin fiili zilyetliğinde bulunan mallar deftere kaydedilir. Üçüncü kişilere ait olduğu iddia edilen mallar da deftere yazılır ancak istihkak iddiası şerh edilir (İİK m. 212). Bu kayıt, malın mülkiyetini müflise ait kılmaz; yalnızca tasfiye sürecinde değerlendirilmek üzere saklı tutulmasını sağlar.
Uygulamada en kritik ayrım, malın iflasın açıldığı tarihteki zilyetliğine göre yapılmalıdır. İki temel kategori vardır:
1. Malın iflas masasının elinde bulunması hali: Üçüncü kişi, İİK m. 228 uyarınca iflas idaresine istihkak iddiasını bildirir. İflas idaresi iddiayı reddederse, 7 gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açılması zorunludur. Dava, basit yargılama usulüne göre görülür (HMK m. 316 vd.). İspat yükü, kural olarak istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişidedir. Ancak Yargıtay, mobbing benzeri gizli süreçlerde olduğu gibi, kesin delil aranmaksızın tutarlı emareler bütününün yeterli olabileceğini kabul etmektedir.
2. Malın üçüncü kişinin elinde bulunması hali: Bu durumda İİK m. 228 prosedürü uygulanmaz. Mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehinedir (TMK m. 985 - taşınır, TMK m. 992 - taşınmaz). İflas idaresi, genel mahkemede (görevli asliye hukuk mahkemesi) mülkiyet veya teslim davası açmak zorundadır. İspat yükü iflas idaresine aittir.
Kararda özellikle vurgulanan husus, iflasta istihkak davasının yalnızca mülkiyet hakkına ilişkin olabileceğidir. Rehin, intifa, irtifak gibi sınırlı ayni haklar veya kişisel haklar (örneğin boşanma protokolünden doğan devir taahhüdü), İİK m. 228 kapsamında istihkak davasına konu edilemez. Bunlar, İİK m. 235 uyarınca sıra cetveline itiraz davası ile ileri sürülmelidir. Bu ayrım, doktrinde Baki Kuru, Ali Güneren ve çeşitli doktora tezlerinde de ortak kabul görmüştür.
Yargıtay’ın güncel yaklaşımları da makalede detaylı yer almaktadır. 12. Hukuk Dairesi’nin 2024/824 E., 2024/4759 K. sayılı kararında, üçüncü kişinin iflas idaresine önceden istihkak bildiriminde bulunmadan doğrudan icra mahkemesinde dava açabileceği kabul edilmiştir. Aynı dairenin 2025/7643 E., 2026/1068 K. sayılı kararında ise boşanma protokolündeki devir taahhüdünün kişisel hak niteliğinde olduğu, TMK m. 705/2 gereği tescilden önce mülkiyet kazanılamayacağı ve bu nedenle iflasta istihkak davasına konu edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
-
Hukuk Dairesi’nin 2024/7697 E., 2025/162 K. sayılı kararında da, İİK m. 228 prosedürünün işletilmesini beklemeden doğrudan dava açılabileceği içtihadı tekrarlanmıştır. 8. Hukuk Dairesi’nin 2017/14311 E., 2017/10340 K. sayılı kararı ise rehin hakkına dayalı istihkak iddiasının mümkün olmadığını, böyle bir iddianın sıra cetveline itiraz olarak görülmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
-
Hukuk Dairesi’nin 2025/1211 E., 2025/3946 K. sayılı kararında ise mal üçüncü kişinin elindeyse İİK m. 228’in uygulanamayacağı, davanın genel mahkemede görülmesi ve taraf sıfatının iflas idaresine ait olduğu vurgulanmıştır.
Uygulamada dikkat edilmesi gereken diğer hususlar şunlardır:
- Bir aylık bildirim süresi (İİK m. 219/2) hak düşürücü değildir.
- Mal satılmışsa, istihkak bedel üzerinde ileri sürülebilir.
- Teminat istenmesi (İİK m. 228/4) mümkündür.
- Hacizdeki %20 tazminat hükmü (İİK m. 97/13), iflasta doğrudan uygulanmaz.
Sonuç olarak, iflasta istihkak uyuşmazlıklarında belirleyici unsurlar; hakkın niteliği (mülkiyet olup olmadığı), malın zilyetliği ve buna bağlı dava yüküdür. Avukatlar, dava stratejisini kurarken bu ayrımları titizlikle gözetmeli, yanlış dava türü seçimi nedeniyle usulden ret riskini minimize etmelidir. Yargıtay’ın son dönem kararları, prosedürün esnetilebileceğini (doğrudan dava açma imkanı) gösterse de, temel ilkeler değişmemiştir.
Bu çerçeve, iflas dosyası yöneten avukatlara, iflas idarelerine ve alacaklılara kapsamlı bir yol haritası sunmaktadır. Konunun usul ve esasa ilişkin tüm boyutlarıyla anlaşılması, tasfiye sürecinin hukuka uygun ve etkin yürütülmesini sağlayacaktır. (748 kelime)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Zorunlu Trafik Sigortasında Hak ve Sorumluluklar: Avukatlar İçin Pratik Rehber
Zorunlu trafik sigortasının kapsamı, teminat limitleri, kusur oranının etkisi, basamak sistemi, kasko ayrımı ve hasar süreçlerinin hukuki boyutları ile avukatların müvekkillerine vereceği stratejik bilgiler.
Futbolda Yasaklanan Eylemler ve 6222 Sayılı Kanun Kapsamında Hukuki Yaptırımlar
Spor müsabakalarında taraftar, yönetici, hakem ve basın mensuplarının karşılaştığı aykırı tezahürat, sahaya atlama, şike, yasa dışı bahis gibi eylemlerin 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde detaylı hukuki analizi.