İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Yapılan Önemli Değişiklikler ve Hukuki Değerlendirme
Lawantra
04.08.2026
Tarım ve Orman Bakanlığı, içme-kullanma suyu havzalarının korunmasına ilişkin mevcut mevzuatta köklü değişiklikler içeren bir yönetmelik yayımlamıştır. 28 Ekim 2017 tarihli ve 30224 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik’te yapılan bu değişiklikler, su kaynaklarının kalite ve miktar açısından korunmasını güçlendirmeyi, idari süreçleri netleştirmeyi ve bilimsel temelli planlama yaklaşımını yerleştirmeyi hedeflemektedir.
Değişikliklerin en dikkat çekici yönü, tanımların güncellenmesidir. Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasında “içme-kullanma suyu” tanımı, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik (RG: 17.02.2005-25730) hükümlerine uygun hale getirilerek kullanılan veya kullanılması planlanan yerüstü sularını kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmıştır. “Maksimum su seviyesi” tanımı doğal göllerde kıyı kenar çizgisini, diğer hallerde ise DSİ tarafından belirlenen en yüksek su seviyesini ifade eder hale getirilmiştir. Ayrıca “DSİ”, “İdare” (büyükşehirlerde su ve kanalizasyon idareleri, diğerlerinde belediyeler) gibi yeni tanımlar eklenerek yetki ve sorumluluklar açıklığa kavuşturulmuştur.
5. maddede koruma ilkeleri yeniden düzenlenmiştir. Noktasal ve yayılı kirliliğin önlenmesi, teknik açıdan uygun ağaçlandırma, erozyon ve sediment taşınımı tedbirlerinin alınması, orman alanlarında Orman Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülmesi, denetimlerin önceliklendirilmesi ve koruma alan sınırlarının bilimsel temelli çalışmalarla belirlenmesi zorunlu hale getirilmiştir. Önemli bir yenilik ise havza koruma alanlarının kadastro paftalarına işlenmesi ve tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilmesidir. Bu hüküm, mülkiyet hukuku açısından son derece kritik olup, avukatların taşınmaz uyuşmazlıklarında ve imar davalarında sıkça karşılaşacağı bir düzenlemedir.
Koruma planlarının hazırlanma usulü 6. madde ile yeniden yapılandırılmıştır. Artık ilgili idarenin talebi üzerine veya Bakanlık re’sen, havzanın özelliklerine göre bilimsel esaslara dayalı koruma planı hazırlanmasına karar verilebilecektir. Planların kimler tarafından hazırlanacağı da netleştirilmiştir: Büyükşehirlerde su ve kanalizasyon idareleri, diğer yerleşimlerde Bakanlık veya koordinasyonunda ilgili idare, birden fazla idare söz konusu ise koordineli hazırlık, yeraltı suları için ise Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik (RG: 07.04.2012-28257) esaslarına göre DSİ sorumludur. Mücavir alan dışındaki alanlarda valilik, belediye ve su kanalizasyon idaresinin görüşünün alınması zorunluluğu getirilmiştir. Yürürlükteki planların her tür ve ölçekteki planlara aynen işlenmesi de yeni bir zorunluluktur.
7. madde ile idari hiyerarşi ve uyuşmazlık çözümü mekanizması kurulmuştur. Faaliyetlerde sırasıyla koruma planı, büyükşehir havza koruma yönetmeliği ve nihayet bu Yönetmelik hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Bakanlık, coğrafi bilgi sistemi altlıklı su veri tabanı oluşturacak; idareler ocak ve temmuz aylarında dijital sisteme bilgi girmekle yükümlü kılınmıştır. Uygulamada farklılık, görüş ayrılığı, tereddüt veya mevzuat uyuşmazlığı halinde Tarım ve Orman Bakanı onayı ile bağlayıcı karar alınması ve bu kararın planlara işlenmesi öngörülmüştür. Bu hüküm, idari yargıda bakanlık görüşünün esas alınacağı yönüyle önemli bir yeniliktir. Koruma alanlarındaki yasak ve kısıtlamaların daha dar alanlar için de uygulanacağı kuralı ile Bakanlığın eğitim ve uyumlaştırma yetkisi de eklenmiştir.
8 ila 13. maddeler arasında su yüzeyi, kısa, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarına ilişkin yasak ve istisnalar detaylı biçimde yeniden düzenlenmiştir. Su yüzeyinde teknik yapılar dışında yapı yasağı, atıksu deşarj yasağı, atık boşaltım yasağı getirilmiştir. Su ürünleri yetiştiriciliği büyük ölçüde yasaklanmakla birlikte, belirli büyüklükteki baraj göllerinde ve ekonomik bölgelerde Bakanlık izniyle sınırlı istisnalar tanınmıştır. Akaryakıtlı araç kullanımı büyük ölçüde yasaklanmış, yalnızca belirli ihtiyaçlar için 300 metre mesafe şartıyla izin verilebileceği hükme bağlanmıştır. Yenilenebilir enerji santralleri dahil hiçbir enerji santrali kurulamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Kısa, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında akaryakıt istasyonları, şarj istasyonları, kimyasal depoları gibi tesislere yeni yasaklar getirilmiş, mevcut olanların TSE standartlarına uyum zorunluluğu ve faaliyet kısıtlamaları düzenlenmiştir. 6292 sayılı Orman Kanunu kapsamındaki 2/B alanlarından mutlak koruma alanında kalanların hak sahiplerine satılamayacağı, kısa mesafeli koruma alanında kalan Hazine tarım arazilerinin de satılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeler, idari dava, tapu iptal-tescil ve tazminat davalarında avukatların sıkça başvuracağı somut normlar niteliğindedir.
14. madde ile yeraltı suları için 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu, ilgili yönetmelikler ve İnsani Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliği’nin uygulanacağı belirtilerek yeraltı-yerüstü ayrımı netleştirilmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ibaresi tüm maddelerde güncellenmiştir.
Geçici Madde 3 ile mevcut havza koruma planlarının bir yıl içinde bu Yönetmeliğe uyumlu hale getirilmesi zorunluluğu getirilmiş, Tarım ve Orman Bakanı onayı ile yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.
Bu değişiklikler, çevre hukuku, idare hukuku ve taşınmaz hukuku pratisyenleri için önemli sonuçlar doğurmaktadır. Koruma planlarının tapu kütüğüne işlenmesi, planlara aykırı işlemlerin iptali, idari para cezaları, bakanlık kararlarının bağlayıcılığı ve sorumlulukların netleştirilmesi, dava stratejilerini doğrudan etkileyecektir. Avukatların, müvekkillerine su havzası sınırları içindeki taşınmazların hukuki durumunu değerlendirirken bu yeni çerçeveyi titizlikle dikkate almaları gerekmektedir.
Yönetmelik, su kaynaklarının sürdürülebilir korunması ile mülkiyet hakkı, imar hakkı ve ekonomik faaliyet özgürlüğü arasındaki dengeyi yeniden kurmayı amaçlamaktadır. Bu dengeyi yorumlarken bilimsel raporların, teknik kılavuzların ve bakanlık kararlarının hukuki niteliğinin doğru tespit edilmesi, dava süreçlerinde kritik rol oynayacaktır.
(Toplam kelime sayısı: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Hak Düşürücü Süreler Takvimle Değil, Kanunla Uzatılır
Danıştay kararı ışığında hak düşürücü sürelerin niteliği, uzatılması ve disiplin hukukunda hafta sonu-resmi tatil etkisinin kapsamlı hukuki analizi.
Temmuz 2026 Kira Artış Oranı Yüzde 31,90 Olarak Belirlendi
TÜFE verilerine göre Temmuz 2026 kira artış oranı %31,90 olarak açıklandı. Türk Borçlar Kanunu 344. madde ve geçici maddeler kapsamında güncel oranlar ve sınırlamalar.