Gümrük Kanunu’nda Yetki Kavramına İlişkin Usulî Eksiklikler ve Yargılama Sürecindeki Belirsizlikler
Lawantra
03.07.2026
Usul hukukunda görev ve yetki kavramları, yargılamanın doğru mahkemede görülmesi açısından temel öneme sahiptir. Genel olarak, bir uyuşmazlığın hangi yargı düzeninde (hukuk, ceza, idare veya vergi mahkemeleri) çözümleneceği ‘görev’, hangi coğrafi bölgedeki mahkemenin yetkili olacağı ise ‘yetki’ ile ilişkilendirilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 32. maddesi, idari davalarda genel yetki kuralını belirlemiştir. Buna göre, kanunlarda özel hüküm bulunmayan hallerde yetkili idare mahkemesi, dava konusu idari işlemi yapan idari birimin bulunduğu yerdeki mahkemedir. Yetki kuralları kamu düzeninden olduğundan, tarafların anlaşmasıyla değiştirilemez.
İYUK’un 37/b fıkrası ise Gümrük Kanunu’na göre alınması gereken vergilere ilişkin işlemlerde, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümleri tarh ve tahakkuk ettiren idari birimin bulunduğu yerdeki vergi mahkemelerini yetkili kılmıştır. Bu düzenleme, gümrük vergisi uyuşmazlıklarında önemli bir referans noktasıdır. Ancak 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda yetki kavramına ilişkin usulî hükümlerin yetersizliği, pratikte ciddi belirsizliklere neden olmaktadır.
Danıştay 7. Dairesi’nin E.:2018/3056, K.:2021/4347 sayılı ve 01.11.2021 tarihli kararı, bu sorunun somut bir örneğini oluşturmaktadır. Olayda, Kapıkule TIR Gümrük Müdürlüğü’nden girişi yapılan eşyanın Halkalı Gümrük Müdürlüğü antreposuna alınması, ardından mahrece iadesi amacıyla yeni bir TIR karnesi düzenlenmesi ve Kapıkule’de eşyanın araçta bulunmadığının tespiti üzerine Halkalı Gümrük Müdürlüğü’nün Gümrük Kanunu’nun 183. maddesine dayanarak gümrük vergilerini talep etmesi söz konusudur. İlk derece mahkemesi, ithalat rejimine tabi tutan idarenin Kapıkule olması nedeniyle Halkalı’nın yetkisiz işlem tesis ettiğini belirterek idari işlemin iptaline hükmetmiştir. Bu karar, Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından onanmıştır.
Gümrük Kanunu’ndaki tanımlara göre Kapıkule ‘giriş gümrük idaresi’, Halkalı ise ‘ithalat gümrük idaresi’ olarak nitelendirilmektedir. Mahrece iade işlemlerinde ise Halkalı ‘ihracat gümrük idaresi’, Kapıkule ‘çıkış gümrük idaresi’ rolündedir. Vergi tahsilatını başlatan idare Halkalı iken, tespiti yapan idare Kapıkule’dir. Kanunun 183. maddesinde, gümrük vergilerinden sorumluluğun doğması halinde tahsilat işlemlerinin hangi gümrük idaresince yapılacağına dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu, Gümrük Kanunu’nun önemli bir usulî eksikliğidir.
Her ne kadar kanunda kısıtlama da bulunmasa ve Halkalı’nın işlem başlatması hukuka aykırı görülmese de, İYUK 37/b uyarınca vergiyi tarh ve tahakkuk ettiren idarenin Halkalı olduğu açıktır. Kapıkule’nin bilgilendirme faaliyeti ise idari işlem niteliği taşımamaktadır. Benzer şekilde, transit rejimini başlatan idare de Halkalı’dır. Dolayısıyla İYUK 32 ve 37 hükümleri çerçevesinde yetkili mahkemenin Halkalı Gümrük İdaresi’nin bulunduğu yerdeki mahkeme olduğu sonucuna varılmaktadır.
Danıştay’ın benzer bir başka kararı (E. 2025/3468, K. 2025/3944, T. 27.11.2025) de Derince Gümrük Müdürlüğü’nün yetkili olduğunu ve uyuşmazlığın Kocaeli Vergi Mahkemesi’nde çözümlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu kararlar, gümrük işlemlerinin karmaşık yapısını ve yetki belirsizliğinin yargılamaları uzattığını ortaya koymaktadır.
Avukatlar ve hukuk profesyonelleri açısından bu durum, gümrük hukuku davalarında strateji belirlerken önemli bir husustur. Gümrük Kanunu’nda ceza ve tahsil işlemleri için yetkili gümrük idarelerinin her rejim (ithalat, transit, ihracat vb.) bakımından ayrı ayrı ve detaylı biçimde belirlenmesi, usulî belirsizlikleri ortadan kaldıracaktır. Ayrıca İYUK 32/1’in özel kanunlara yetki tanıması imkânı kullanılarak, Gümrük Kanunu’nda hem yetkili idare hem de yetkili mahkeme düzenlemeleri yapılabilir. Bu, yargılamaların makul sürede tamamlanmasını sağlayarak adil yargılanma hakkını güçlendirecektir.
Sonuç olarak, Gümrük Kanunu’ndaki yetki kavramına ilişkin usulî eksikliklerin giderilmesi, hem idari işlemlerin hukuka uygunluğunu hem de yargı sürecinin etkinliğini artıracaktır. Bu düzenleme, Cahit Yerci’nin ‘Gümrük Hukuku ve Davaları’ kitabında da vurgulandığı üzere, yargılama sürecindeki gereksiz uzamaların önüne geçecektir. Hukuk camiası, bu tür yasal reformların takipçisi olmalı ve gümrük uyuşmazlıklarında yetki itirazlarını stratejik bir araç olarak kullanmalıdır.
Bu makale, gümrük hukuku uygulayıcılarına yetki kurallarının inceliklerini ve olası reform ihtiyaçlarını detaylı biçimde sunarak mesleki farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır. Konunun karmaşıklığı göz önüne alındığında, benzer uyuşmazlıklarda Danıştay içtihatlarının yakından izlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Acil Çağrı Hattına Yapılan İhbar Üzerine Gerekli İşlemin Yapılmaması Halinde İdarenin Hukuki Sorumluluğu
Doç. Dr. Enver Kaşlı’nın incelemesinde, Danıştay’ın 155 acil çağrı ihbarına işlem yapılmaması nedeniyle idarenin hizmet kusuru ile sorumlu tutulduğu 2022/891 E., 2024/3907 K. sayılı kararı detaylı olarak ele alınmakta ve acil çağrı hizmetlerinin idare hukuku açısından önemine dikkat çekilmektedir.
Danıştay 10. Daire’nin 2022/891 E., 2024/3907 K. sayılı Kararı: 155 Acil Çağrı Hattına Yapılan İhbar Üzerine İşlem Yapılmamasının İdari Sorumluluğu
Danıştay, yaralı bir vatandaşın 155 Polis İmdat hattını arayarak yardım istemesine rağmen gerekli bildirimin yapılmaması nedeniyle idarenin hizmet kusuru bulunduğuna hükmetmiş ve tazminat davasının reddi kararını bozmuştur.