Eşten Mal Kaçırmada Muvazaa Davasında Tapu İptali Değil Haciz Yetkisi: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Önemli Çizgisi
Lawantra
04.08.2026
Boşanma sürecinde eşlerden birinin taşınmazlarını üçüncü kişilere devretmesi, mal rejimi tasfiyesinde en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.04.2025 tarihli ve E.2023/618, K.2025/231 sayılı kararı ile 19.11.2025 tarihli karar düzeltme ilamı (E.2025/557, K.2025/730), bu konudaki hukuki çerçeveyi netleştirmiştir.
Olayın Özeti
1991 yılında evlenen taraflardan biri, 2006’da edindiği taşınmazı 2012’de üçüncü bir kişiye devretmiş, bir ay sonra boşanma ve katılma alacağı davası açılmıştır. Diğer eş, devrin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Yerel mahkeme davayı kabul etmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bozmuş, direnme üzerine dosya Hukuk Genel Kurulu’na gelmiştir.
Genel Kurul’un Temel Tespitleri
-
Hukuki Yarar ve Bekletici Sorun: Muvazaa davasının hukuki yararı, tasfiye davasında doğacak alacağa bağlıdır. Bu nedenle katılma alacağı davasının muvazaa davasında bekletici sorun yapılması zorunludur (HMK m. 165). Alacak sabit olmadan muvazaa davasına devam edilemez.
-
Dava Türleri Arasındaki Ayrım: Muvazaa davası ile İİK m. 277 vd. tasarrufun iptali davası birbirinden farklıdır. Muvazaa davasında aciz vesikası aranmaz; amaç tasarrufun hiç yapılmadığının tespitidir.
-
Hükmün İçeriği: Genel Kurul, İİK m. 283/1’in kıyasen uygulanmasını benimsemiştir. Buna göre muvazaa ispatlansa dahi tapu üçüncü kişi üzerinde kalır; alacaklı eş, taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Doğrudan tapu iptali ve tescil hükmü kurulmamalıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun İlgili Hükümleri
TMK m. 229, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde yapılan karşılıksız kazandırmaların ve katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirlerin, edinilmiş mallara değer olarak eklenmesini öngörür. Bu karar, üçüncü kişilere ihbar edilmişse onlara karşı da ileri sürülebilir.
TMK m. 241 ise, borçlu eşin malvarlığı yeterli değilse, alacaklı eşin üçüncü kişilerden eksik kalan miktarı talep etmesine imkân tanır. Bu hak, öğrenmeden itibaren 1 yıl, her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren 5 yıl içinde kullanılmalıdır.
Karşı Oy ve Tartışmalı Noktalar
Karşı oy, üçüncü kişinin sorumluluğunun TMK m. 241 anlamında tâli ve sınırlı olması gerektiğini, asıl borçluya başvurulmadan doğrudan üçüncü kişiden tahsil edilemeyeceğini savunmuştur. Genel Kurul çoğunluğu bu görüşü kabul etmemiştir. Ancak üçüncü kişinin sorumluluk kapsamı, ileride yeni uyuşmazlıklara yol açabilecek niteliktedir.
Uygulamacı Avukatlar İçin Sonuçlar
- Katılma alacağı davası ile muvazaa davası eş zamanlı veya art arda açılmalı, bekletici sorun ilişkisi kurulmalıdır.
- Talep sonucu “tapu iptali ve tescil” yerine “muvazaanın tespiti ve haciz-satış yetkisi verilmesi” şeklinde kurulmalıdır.
- Tasfiye davasında üçüncü kişiye ihbar zorunludur (TMK m. 229/2).
- Zamanaşımı süreleri (1 yıl ve 5 yıl) titizlikle hesaplanmalıdır.
- Devir işleminin niteliği (satış görünümünde karşılıksız kazandırma) ispatlanmalıdır.
Mesleki Değerlendirme
Karar, aile hukuku ile eşya hukuku arasındaki kesişimde önemli bir denge kurmuştur. Avukatlar, mal kaçırma iddialarını müstakil dava konusu yapmamalı, mutlaka tasfiye davasına bağlamalıdır. Talep sonuçlarının doğru kurulmaması, talebin reddi veya aşılması riskini doğurmaktadır.
Uygulamada bu karar, üçüncü kişilerin iyi niyetli olup olmadığının, devir bedelinin rayiç bedele yakınlığının ve taraflar arasındaki ilişkinin önemini artırmıştır. Özellikle mal rejimi sözleşmesi bulunan veya mal ayrılığı rejimini seçen eşler açısından stratejik dava hazırlığı değişmiştir.
Sonuç olarak, Hukuk Genel Kurulu’nun çizdiği bu yeni çizgi, muvazaa davalarında “tapu iptali” refleksini terk ederek “alacağın tahsili” amacına odaklanmayı zorunlu kılmaktadır. Bu yaklaşım, hukuki yararın somutlaştırılması ve usul ekonomisi açısından da isabetlidir. Avukatlar, kararın gerekçesini titizlikle okuyarak benzer dosyalarda strateji geliştirmelidir. (Toplam kelime: 927)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Hak Düşürücü Süreler Takvimle Değil, Kanunla Uzatılır
Danıştay kararı ışığında hak düşürücü sürelerin niteliği, uzatılması ve disiplin hukukunda hafta sonu-resmi tatil etkisinin kapsamlı hukuki analizi.
Temmuz 2026 Kira Artış Oranı Yüzde 31,90 Olarak Belirlendi
TÜFE verilerine göre Temmuz 2026 kira artış oranı %31,90 olarak açıklandı. Türk Borçlar Kanunu 344. madde ve geçici maddeler kapsamında güncel oranlar ve sınırlamalar.