Dolandırıcılık Suçunda Yeni Düzenlemeler: TCK m. 158/4 ve Etkin Pişmanlık Uygulaması
Lawantra
08.08.2026
Dolandırıcılık suçu, dijitalleşme ile birlikte yeni görünümler kazanmış ve ceza hukukunda önemli tartışmalara yol açmıştır. 31 Temmuz 2024 tarihinde yürürlüğe giren 7598 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Bu düzenleme, “Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir” hükmünü içermektedir.
Bu yeni düzenleme, özellikle “hesapçı” olarak bilinen ve banka hesaplarını dolandırıcılık amacıyla kullandıran kişilere yönelik önemli bir indirim getirmektedir. Ancak düzenlemenin kapsamı sınırlıdır. Sadece hesabın veya kartın kullandırılması fiiliyle sınırlı iştirak hallerinde yarı oranında indirim uygulanacaktır. Bu sınırlamanın, dolandırıcılık suçunun kaotik yapısı dikkate alındığında yorum zorluklarına yol açacağı öngörülmektedir.
Ayrıca 7598 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin 7. fıkrası ile infaz aşamasındaki hükümlülere de önemli bir imkan tanınmıştır. Buna göre, 31.07.2024 tarihinden önce TCK m. 157 veya m. 158’den hüküm giymiş, ancak TCK m. 168 etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmamış hükümlüler, fiilleri “banka hesabı veya kartının kullandırılması” ile sınırlı ise, mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 ay içinde mağdurun zararını tamamen gidermeleri halinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabileceklerdir. Bu süre içinde infazın ertelenmesi veya durdurulması mümkün değildir.
Uyarlama taleplerinin bir kısmı mahkemelerce kabul edilirken, bir kısmı reddedilmektedir. Red gerekçeleri genellikle sanığın hesap kullandırmanın ötesinde fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiğinin kabul edilmesine dayanmaktadır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2024/3326 E., 2024/13191 K. sayılı kararı bu belirsizliği çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Daire, ilk bozma kararında yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğini belirtirken, direnme üzerine verdiği ikinci kararda müşterek fail sıfatıyla cezalandırılması gerektiğini kabul etmiştir. Bu değişim, sanığın kastı, iştirak seviyesi, HTS kayıtları, sosyal ilişkiler, paranın çekilme şekli gibi kriterlerin yorum farklılıklarına açık olduğunu göstermektedir.
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi’nin 14.01.2025 tarihli kararı da “hesapçı” sıfatını vurgulamış ve komisyon karşılığında hesap kullandıran kişileri bu düzenlemenin kapsamında değerlendirmiştir. Literatürde de (Kantarcı, NEÜHF Dergisi, 2025) bu kriterler detaylı biçimde ele alınmıştır: hesap sahibinin suç kaydı, mağdur ile iletişimde kullanılan hatla ilişkisi, menfaatten pay alma, parayı bizzat çekme, banka uyarısı alıp almaması gibi unsurlar belirleyicidir.
Uyarlama yargılamasının niteliği de önemli tartışma konusudur. 5252 sayılı Kanun m. 9 uyarınca bu yargılama, infazı etkileyen hukuki bir değerlendirmedir. Genel kabul, yeniden delil tartışması yapılmayacağı ve sadece lehe kanun hükümlerinin uygulanacağı yönündedir. Ancak Yargıtay’ın bazı kararlarında (YCGK 2017/181 E., 2019/443 K.; Yargıtay 1. CD 2022/8902 E., 2024/1509 K.) esasa girildiği, delillerin yeniden değerlendirildiği görülmektedir. Özellikle teşebbüs, haksız tahrik ve zarar ağırlığı gibi konularda alt sınır indirimleri ve kıyaslamalar yapılırken delil değerlendirmesi kaçınılmaz olabilmektedir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2017/7185 E., 2021/3899 K. sayılı kararı ise uyarlama yargılamasında yeniden delil değerlendirmesi yapılamayacağını net biçimde vurgulamıştır. Daire, ihaleye fesat karıştırma suçunda kesinleşmiş onama kararından sonra delil tartışmasının mümkün olmadığını belirtmiştir.
Sonuç olarak, yeni düzenleme hem hükümlülere ceza indirimi hem de mağdurlara zarar giderimi imkanı sunmaktadır. Ancak uygulama birliğinin sağlanamaması, yorum farklılıkları ve olası hak ihlalleri nedeniyle ilerleyen dönemde yeni bir düzenleme ihtiyacı doğabilecektir. Avukatlar açısından, müvekkillerinin fiillerinin “hesap kullandırma” ile sınırlı olup olmadığının titizlikle irdelenmesi, delil durumunun somut kriterler çerçevesinde değerlendirilmesi ve uyarlama taleplerinin gerekçelendirilmesi kritik öneme sahiptir.
Bu yeni hükümlerin Yargıtay içtihatlarıyla olgunlaşması beklenmekte olup, hukuk profesyonellerinin bu süreci yakından takip etmesi gerekmektedir.
(Toplam kelime sayısı: 874)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2015/13850 E., 2015/6201 K. Sayılı Kararı: Transit Alanda Yakalanan Kolombiyalı Sanığın Eyleminin Hukuki Niteliği
Yargıtay, Kolombiya uyruklu sanığın Arjantin’den temin ettiği uyuşturucuyu Türkiye üzerinden Çin’e götürmek isterken Atatürk Havalimanı transit alanında yakalanması olayında eylemin “ithale teşebbüs” değil, “uyuşturucu madde nakletme” suçu oluşturduğunu belirterek mahkemenin hatalı vasıf tayinini tartışmıştır.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin Birleşik İçtihatları: Uyuşturucu İthal Suçunda Suç Niteliği, Transit Geçiş ve Eksik İnceleme
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2016, 2020 ve 2023 yıllarında verdiği üç ayrı kararda uyuşturucu ithal suçunun nitelendirilmesi, transit yolcu durumları ve eksik araştırma konularında bozma kararları vererek alt derece mahkemelerine önemli usul ve esas yönlendirmesi yapmıştır.