Dolandırıcılık Suçunda Getirilen Ceza İndiriminin Lehe Kanunların Geriye Yürümesi İlkesi Açısından Değerlendirilmesi
Lawantra
05.08.2026
16 Temmuz 2026 tarihinde kabul edilen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinin 4. fıkrasına önemli bir düzenleme getirilmiştir. Bu düzenleme, nitelikli dolandırıcılık suçunda belirli fiiller bakımından ceza indirimi öngörmektedir. Özellikle “kart veya hesapların kullanılmasına imkan verme” fiiliyle sınırlı dolandırıcılık eylemlerinde indirim imkânı tanınmıştır. Ancak Kanun’un geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında bu indirimin uygulanma usulü bakımından sanık ve hükümlü ayrımı yapılması, ceza hukuku açısından önemli tartışmaları beraberinde getirmiştir.
Kanun koyucu, dosyası kanun yolu aşamasında olan sanıklar bakımından indirimden yararlanmak için mağdurun zararının giderilmesi şartı getirmemiştir. Buna karşılık, mahkûmiyeti kesinleşmiş ve infaz aşamasına geçmiş hükümlüler için ise aynı fiilden sorumlu olsalar dahi, 6 ay içinde zararın aynen iade edilmesi veya tazmin edilmesi zorunlu bir şart olarak öngörülmüştür. Bu farklılığın, Ceza Hukukunun temel ilkelerinden “lehe kanunun geriye yürümesi” prensibine aykırılık teşkil edip etmediği, hukuk profesyonelleri arasında tartışılmaktadır.
“Lehe kanunun geriye yürümesi” ilkesi, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 7. maddesinin birinci fıkrası ile güvence altına alınmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrası bu ilkeyi “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” şeklinde düzenlemiştir. Bu hüküm, cezanın azaltılması, suçun unsurlarının değiştirilmesi veya fiilin suç olmaktan çıkarılması hallerinde yeni lehe düzenlemenin geçmişe etkili olarak uygulanmasını emretmektedir.
Bir görüşe göre, kanun koyucunun sanık ve hükümlü statüsüne göre farklı düzenleme yapması, kanunilik ilkesine uygun bir tercihtir. Statü farklılığı nedeniyle ek koşul getirilmesi, açık bir kanuni düzenleme ile mümkün görülmektedir. Diğer görüş ise, aynı fiilden sorumlu olan ve aynı indirim oranından yararlanması gereken kişilerin statülerine göre farklı muameleye tabi tutulmasının lehe kanun ilkesine aykırı olduğunu savunmaktadır. Eğer 7589 sayılı Kanun’un geçici maddesinde hükümlüler için ek bir düzenleme getirilmeseydi, TCK m.7/2 gereğince lehe hüküm doğrudan uygulanacaktı.
Prof. Dr. Ersan Şen ve Av. Cem Serdar’ın ortak değerlendirmesine göre, aynı indirim oranının uygulanmasında sanık-hükümlü ayrımı yapılması ve hükümlüler için ek koşul getirilmesi, Anayasa m.38/1 ve TCK m.7/2 ile korunan lehe kanunun geriye yürümesi ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Kanun koyucu, hükümlüler için daha yüksek bir indirim oranı öngörseydi, ek koşul getirilmesi hukuken sorun yaratmayabilirdi. Ancak aynı oranda indirimde farklı şartlar getirmek, hukuki eşitlik ve kanunilik ilkelerini zedelemektedir.
Bu tartışma, ceza avukatları için büyük önem taşımaktadır. Dosyası kanun yolunda olan müvekkilleri için indirimden yararlanmak nispeten daha kolayken, kesinleşmiş hükümlü dosyalarında zararın 6 ay içinde giderilmesi zorunluluğu ciddi pratik sorunlar yaratmaktadır. Avukatlar, bu ayrımın Anayasa Mahkemesi önünde itiraz konusu yapılabileceğini ve lehe kanun ilkesinin ihlali iddiasıyla bireysel başvuru yolunun kullanılabileceğini değerlendirmelidir.
Düzenleme, aynı zamanda infaz hukuku ve ceza muhakemesi hukuku açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Kesinleşmiş mahkûmiyetlerde indirimden yararlanmak için zararın giderilmesi şartı, infaz aşamasında yeni bir hukuki statü yaratmakta ve eşitlik ilkesini tartışmalı hale getirmektedir. Hukuk profesyonelleri, bu düzenlemenin sistematik yorumu, Anayasa’ya uygunluk denetimi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartları ile uyumu konusunda derinlemesine analiz yapmalıdır.
Sonuç olarak, 7589 sayılı Kanun ile getirilen ceza indirimi düzenlemesi, lehe kanunun geriye yürümesi ilkesiyle ilişkisi bakımından önemli bir sınav niteliğindedir. Aynı fiili işleyen sanık ve hükümlülerin farklı muameleye tabi tutulması, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaştırılması gereken bir konudur. Bu tartışmanın ilerleyen dönemde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla netlik kazanması beklenmektedir.
(Toplam kelime sayısı: 658)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Dijital Reklam Hukukunda Köklü Değişim: Yapay Zekâ, Influencer ve Hedefli Reklamcılıkta Yeni Kurallar Yürürlükte
1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe giren Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği değişikliği, yapay zekâ destekli reklamlar, influencer işbirlikleri ve hedefli reklamcılık konusunda önemli yükümlülükler getirdi. Reklam verenler, ajanslar ve sosyal medya içerik üreticileri için yeni hukuki standartlar belirlendi.
Bağ Evleri İçin Arazi Büyüklük Şartı 5 Hektardan 2 Hektara İndirildi: Tarım Arazileri Yönetmeliğindeki Değişiklik ve Hukuki Sonuçları
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle tarımsal amaçlı yapılar için aranan minimum arazi büyüklüğü 5 hektardan 2 hektara düşürüldü. Bu değişiklik, küçük ölçekli tarım üreticilerinin hukuki konumunu güçlendirirken geçiş hükümleriyle mevcut başvuruları da koruma altına alıyor.