Dolandırıcılık Operasyonları Sonrası Kapatılmış Dosyalar Yeniden Açılabilir mi? CMK Md. 172 ve Hukuki Değerlendirme
Lawantra
07.07.2026
İçişleri Bakanlığı'nın koordinasyonunda Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı ve ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından son bir ay içinde nitelikli dolandırıcılık ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarına yönelik 45 ayrı operasyon düzenlenmiştir. Operasyonlar Adana, Ankara, İstanbul, İzmir, Gaziantep gibi 23 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilmiş ve 307 şüpheli gözaltına alınmıştır. Bu operasyonlar arasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesindeki uluslararası dolandırıcılık şebekesi (80 yabancı uyruklu şüpheli), Diyarbakır merkezli kamu kurumlarını kullanarak dolandırıcılık yapan örgüt (27 şüpheli, 1 milyar TL hareketlilik) ve Ankara merkezli Milli Emlak Genel Müdürlüğü'nü istismar eden şebeke (33 tutuklu) öne çıkmaktadır. Ayrıca Mayıs ve Nisan 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen çağrı merkezi ve sosyal medya yatırım danışmanlığı temelli dolandırıcılık operasyonlarında da yüzlerce şüpheliye ulaşıldığı görülmüştür.
Bu operasyonlar, dolandırıcılık suçunun profesyonel ve örgütlü bir yapıya dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Şüpheliler, telefon hatlarını başkası adına tescil ettirmek, elde edilen haksız kazancı üçüncü kişilerin IBAN'larına aktarmak ve sosyal mühendislik teknikleriyle hukuk sistemindeki boşlukları istismar etmek suretiyle hareket etmektedir. Mağdurlar ise soruşturma aşamasında sıklıkla takipsizlik kararıyla karşılaşmakta veya kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Adalet Bakanlığı'nın 2025 suç istatistiklerine göre, ceza mahkemelerinde dolandırıcılık dosyalarında %18 artış kaydedilmiş; soruşturma evresinde 1.144.287 dosya, 1.757.956 şüpheli ve 3.518.796 suç işleme hakkında işlem yapılmıştır. Bu dosyaların 253.006'sı kovuşturmaya yer olmadığı, 180.277'si ise kamu davası açılması kararıyla sonuçlanmıştır. Yargılama aşamasında ise 94.775 mahkumiyet, 33.803 beraat ve 21.583 hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmiştir.
Dolandırıcılık suçunun TCK m. 158'de düzenlenen hile unsuru, sıklıkla özel hukuk uyuşmazlığı veya basit yalan olarak nitelendirilerek ceza hukuku alanından çıkarılmaktadır. Oysa operasyonlar, bu suçların örgütlü yapılar tarafından sistematik olarak işlendiğini göstermektedir. Bir olayın tek başına "hukuki uyuşmazlık" gibi görünmesi, olaylar zincirinin tamamına bakıldığında örgütlü suç yapısını ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda, önceden suç ihbarında bulunmuş ancak dosyası kapatılmış mağdurların dosyalarının yeniden açılması hukuki bir zorunluluktur. CMK m. 172, Cumhuriyet savcısının bir suç ihbarı veya duyum üzerine soruşturma başlatma yükümlülüğünü düzenlemektedir. Takipsizlik kararı verilmiş olsa dahi, yeni delil, yeni mağdur beyanı veya operasyonlar neticesinde ortaya çıkan örgüt bağlantıları, yeniden soruşturma açılmasına zemin hazırlayabilir.
Avukatlar açısından bu durum, müvekkillerinin mağduriyetini gidermek için CMK m. 172 ve m. 173 çerçevesinde itiraz yollarını etkin kullanmayı gerektirmektedir. Özellikle IBAN mağdurları (TCK m. 158 mağdurları) sosyal medyada yoğun şekilde seslerini duyurmakta ve dosyalarının yeniden incelenmesini talep etmektedir. Operasyonlarda ele geçirilen hesap hareketleri, MASAK incelemeleri ve örgüt üyelerinin ifadeleri, eski dosyaların delil bütünlüğü açısından yeniden değerlendirilmesine imkân tanımaktadır. Yargıtay içtihatları da, örgütlü dolandırıcılıkta hile unsurunun geniş yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla avukatlar, takipsizlik kararlarına karşı itiraz dilekçelerinde operasyonların yarattığı yeni delil durumunu, örgüt bağlantılarını ve mağdur sayılarının artışını somut olarak ortaya koymalıdır.
Sonuç olarak, son dönemde gerçekleştirilen operasyonlar dolandırıcılıkla mücadelede önemli bir adım olmakla birlikte, önceden kapatılmış dosyaların CMK m. 172 uyarınca yeniden açılması, mağdur haklarının korunması ve cezasızlık algısının önlenmesi bakımından kritik öneme sahiptir. Hukuk profesyonelleri, bu süreçte hem iddianame tanzimi hem de itiraz aşamalarında delillerin bütüncül değerlendirilmesi konusunda titiz bir yaklaşım benimsemelidir. Bu sayede, suçun örgütlü niteliği göz ardı edilmeden, mağdurların hak arama özgürlüğü etkin biçimde kullanılabilecektir. (Toplam kelime sayısı: 728)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nde 1 Ağustos 2026 Tarihinde Yürürlüğe Girecek Değişiklikler
Ticaret Bakanlığı'nın yönetmelik değişikliği, yeşil aklama, yapay zeka, sosyal medya etkileyicileri, hedefli reklam ve tüketici değerlendirmeleri konusunda önemli yükümlülükler getiriyor.
AYM'nin 2026/86 E. 2026/76 K. sayılı Kararı: Noterlik Kanunu m. 148 Disiplin Cezalarında Belirlilik İlkesi
Anayasa Mahkemesi, noter katipleri için disiplin suç ve cezaları arasında bağlantı kurulmamasını Anayasa m. 2'ye aykırı bularak ilgili hükümleri iptal etti.