Deepfake Teknolojisi ve 1971 Tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı: Delil Otantikliğine Yarım Asır Önceki Öngörü
Lawantra
19.08.2026
Yapay zekâ temelli derin sahte (deepfake) teknolojisi, gerçek kişileri hiç yapmadıkları eylemlerde veya söylemedikleri sözlerde göstermeye imkân veren ses, görüntü ve video üretimiyle ceza muhakemesi ve delil hukuku açısından ciddi zorluklar yaratmaktadır. Bu teknolojinin hukuki değerlendirmesinde, Anayasa Mahkemesi’nin 17-19 Ağustos 1971 tarihli, 1971/41 Esas, 1971/67 Karar sayılı ilamı dikkat çekici bir tarihsel öngörü sunmaktadır.
Karar, Cumhuriyet Senatosu üyesi Osman Köksal’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Senato kararının iptali istemini incelemiştir. İsnadın temelini Millî İstihbarat Teşkilatı raporları ile ses bantları ve bunların çözümleri oluşturmaktaydı. Mahkeme, dokunulmazlık kaldırma kararlarını yalnızca isnadın ciddiyeti açısından sınırlı denetleyebileceğini belirterek ses bantlarının delil değeri sorununu ele almıştır.
Kararda şu kritik tespit yer almaktadır: “Ses alma alanındaki ilerleme ve gelişmeler bugün o evrededir ki bir sesin belirli bir kişiye ilişkin bulunduğunun hala parmak izlerinde olduğu gibi kuşkusuzca ve kesinlikle saptanamamasına karşılık birtakım montaj yollarıyla ve gerekirse ses taklit etmede usta kişilerin yardımlarından da yararlanılarak bantlar istenildiği gibi doldurulabilmektedir. Bir toplantıda hazır bulunanlar, zamanında ve usulünce tutanaklarla saptanarak o toplantıya ilişkin bulunduğu ileri sürülen ses bantlarına böylece destek ve güç kazandırılmadıkça bant çevirilerine hukuk yönünden tam bir güvenle bağlanıp dayanılamayacağı ortadadır.”
Bu paragraf üç temel şüphe katmanı içermektedir: (1) Sesin aidiyeti parmak izi kesinliğinde değildir; (2) Montaj ve usta taklit ile içerik kolayca üretilebilir; (3) Teknik kaydın hukuki güvenilirliği, zamanında ve usulüne uygun tutanak gibi dışsal destekleyici unsurlarla tahkim edilmelidir. Mahkeme ayrıca ses alma cihazlarının yerleştirilmesi, korunma süresi, bantların ele alınma yöntemi, konuşmacı kimliklerinin tespiti ve bilirkişilerin yetkinliklerinin açıklanmamasını delil zinciri açısından sorunlu bulmuştur.
Osman Köksal’ın, bantlarda geçtiği ileri sürülen toplantı tarihlerinde İstanbul’da olduğunu THY belgeleri ve noter onaylı ifadelerle kanıtlaması, teknik kayıt ile fiziki gerçeklik arasındaki çelişkiyi somutlaştırmıştır. Mahkeme, inandırıcı pekiştirici delil bulunmadıkça yalnızca ses bantları ve gizli ajan raporlarıyla ağır isnada ciddilik kazandırılamayacağına hükmederek ilgili Senato kararını iptal etmiştir.
Bu karar, bugün Generative Adversarial Networks (GAN) ile kolayca üretilebilen deepfake’ler için adeta öncü bir hukuki şüphecilik geliştirmiştir. Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü (EU AI Act) m.50/4’ün derin sahtecilik içeriklerinde ifşa yükümlülüğü getirmesi, Mahkeme’nin yarım asır önce aradığı “dışsal destekleyici unsurlar”ın güncel normatif karşılığıdır.
Ceza muhakemesi açısından çıkarımlar şunlardır: (i) Elektronik delillerde delil zinciri ve otantiklik doğrulaması zorunludur; (ii) Teknik bilirkişilik denetlenebilir ve şeffaf olmalıdır; (iii) Yalnızca teknik kayıt değil, tutanak, tanık beyanı, fiziki delillerle çapraz doğrulama yapılmalıdır; (iv) Deepfake tespiti için gelişmiş adli bilişim altyapısı ve uzman personel istihdamı şarttır.
Hukuk profesyonelleri, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında deepfake riskini göz ardı etmemeli; ses/görüntü delillerini HMK m.189/2 ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca titizlikle incelemelidir. 1971 kararı, teknik veriye duyulan kör güvenin tehlikelerini hatırlatarak dijital delil değerlendirmesinde usulî güvencelerin önemini vurgular. Delil, ancak doğrulanabildiği ölçüde delildir. (Yaklaşık 920 kelime)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.