Davalıdır Şerhine İlişkin Ara Kararlara İstinaf Yolu: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin Yaklaşımı ve Eleştirisi
Lawantra
30.07.2026
Türk Medeni Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu kapsamında taşınmazlara konulan davalıdır şerhi, dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere karşı korunması amacıyla düzenlenen önemli bir usul kurumudur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2026 tarihli, 2026/2794 E. ve 2026/2586 K. sayılı kararı, bu şerhe ilişkin ara kararlara karşı istinaf yolunun açık olduğu yönünde bir yaklaşım benimsemiştir. Karar, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkına (Madde 6) atıf yaparak bu sonucu gerekçelendirmiştir.
Ancak bu yaklaşım, doktrinde ve usul hukuku pratiğinde ciddi eleştirilere konu olmuştur. Özellikle Prof. Dr. Seyithan Deliduman’ın analizi, kararın hukuki yarar, usul ekonomisi ve üçüncü kişilerin korunması ilkeleri açısından yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır.
Davalıdır Şerhinin Hukuki Niteliği
Davalıdır şerhi, tapu siciline konulan bildirici ve açıklayıcı bir işlemdir. Yeni bir ayni hak yaratmaz, mevcut hakları ortadan kaldırmaz. Asıl amacı, dava devam ederken taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunacak üçüncü kişilerin iyi niyetini korumaktır. TMK m. 1009 ve HMK m. 49 hükümleri çerçevesinde düzenlenen bu şerh, dava taraflarından ziyade üçüncü kişileri bilgilendirme fonksiyonu taşır.
İşte bu noktada Yargıtay kararının temel çelişkisi ortaya çıkmaktadır: Dava tarafı olmayan üçüncü kişiler ne davaya müdahil olabilmekte ne de şerhe karşı kanun yoluna başvurabilmektedir. Buna rağmen yalnızca dava taraflarına istinaf hakkı tanınması, şerhin asıl koruma amacını boşa çıkarmakta ve tapu siciline belirsizlik katmaktadır.
İstinaf İncelemesinin Hukuki Yararı Sorunu
Kararın en zayıf yönü, istinaf mahkemesinin somut olarak hangi hukuki denetimi yapacağının ortaya konulamamasıdır. İstinaf incelemesi büyük ölçüde “Bu taşınmaz dava konusu mudur?” sorusuna indirgenmektedir. Dava konusu olan bir taşınmazda şerhin kaldırılması hukuken mümkün değilken, dava konusu olmayan bir taşınmazda ise zaten şerh konulamamaktadır. Dolayısıyla istinaf yolunun tarafların hukuki durumunu değiştirecek somut bir katkı sağlamadığı açıktır.
HMK m. 341 ve devamı maddelerinde istinaf, nihai kararlar ve belirli ara kararlar için düzenlenmiştir. Ara kararların bağımsız olarak kanun yoluna tabi tutulabilmesi için telafisi güç zarar doğurması veya tarafların hukuki durumunu doğrudan etkilemesi gerekir. Davalıdır şerhi ise nihai kararın etkisini güvence altına alan, geçici ve bildirici bir tedbirdir. Bu niteliğiyle usul ekonomisi ilkesiyle (HMK m. 30) bağdaşmamaktadır.
Hak Arama Özgürlüğü ve Usul Ekonomisi Dengesi
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, hak arama özgürlüğünün mutlak olmadığını, kanun koyucunun usul kurallarıyla sınırlayabileceğini kabul etmektedir. Her ara kararın istinafa tabi tutulması, yargılamaların uzamasına, istinaf mahkemelerinin iş yükünün artmasına ve adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilir.
Prof. Dr. Deliduman’ın vurguladığı üzere, kanun yollarının amacı maddi hukukun doğru uygulanmasını sağlamaktır. Davalıdır şerhi gibi işlemlerin nihai kararla birlikte incelenmesi, hem usul ekonomisine hem de hukuki yarar ilkesine daha uygun düşmektedir. Aksi yaklaşım, yargı sisteminin verimliliğini zedelemektedir.
Sonuç ve Değerlendirme
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin söz konusu kararı, hak arama özgürlüğünü geniş yorumlamış ancak davalıdır şerhinin hukuki niteliğini, üçüncü kişilerin korunması amacını ve usul ekonomisi ilkesini yeterince dikkate almamıştır. Karar, doktrinde yeniden değerlendirilmeye muhtaç görünmektedir.
Avukatlar ve hukuk profesyonelleri için bu tartışma, tapu davalarında şerh kararlarının stratejik önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Özellikle taşınmaz hukuku ve icra-iflas uyuşmazlıklarında, şerhin niteliği, üçüncü kişi etkisi ve kanun yollarına tabi olup olmadığı hususları titizlikle analiz edilmelidir. Gelecekteki Yargıtay kararlarının bu eleştirileri dikkate alarak daha dengeli bir yaklaşım benimsemesi, Türk usul hukukunun gelişimi açısından önem taşımaktadır.
Bu analiz, usul hukukunun temel ilkeleri ile temel haklar arasında kurulması gereken dengeyi vurgulamakta ve benzer ara kararların kanun yollarına tabi tutulabilirliği konusunda avukatlara önemli bir perspektif sunmaktadır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Kamulaştırma Bedeli Depo İhtarının UETS Üzerinden İdareye Tebliği Zorunludur
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kamulaştırma bedelinin depo edilmesine ilişkin ihtarlı davetiyenin, davacı idarenin Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi’ndeki (UETS) kayıtlı adresine tebliğ edilmesi gerektiğini, avukatın kişisel UETS adresine yapılan tebligatın usulsüz olduğunu net biçimde ortaya koymuştur.
Danıştay 2. Daire: Üniversite Daire Başkanı Kadrosundan Fakülte Sekreterliğine Atamada İdarenin Takdir Yetkisi ve Üst Düzey Yönetici Kavramı
Danıştay 2. Dairesi, üniversite daire başkanının fakülte sekreterliğine atanması işleminde idarenin takdir yetkisinin sınırlarını, üst kademe yönetici statüsünün kapsamını ve 2547 sayılı Kanun’un 52. maddesinin etkisini detaylı biçimde değerlendirdiği önemli bir karara imza attı.