Çin’in Mehmed: Fetihler Sultanı Dizisine İhtarı: İfade Özgürlüğü, Sansür ve Uluslararası Hukuk Perspektifi
Lawantra
04.08.2026
Son dönemde Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı bazı kuruluşlar, TRT’de yayınlanan tarihi kurgu dizisi “Mehmed: Fetihler Sultanı”nın 66. bölümünde yer alan bir sahneyi “tarihi gerçekleri çarpıtmak” ve “Çin ile Uygur Türklerini aşağılamak” iddiasıyla hedef aldı. Sincan’da yaşayan Uygur Türkü Mahmut Yakup’un vekâletiyle bir Çin hukuk bürosu tarafından TRT Genel Müdürü, yapımcı ve senariste gönderilen ihtarname, özür, sahnenin düzeltilmesi veya kaldırılması taleplerini içeriyordu. Bu gelişme, hem ulusal hem uluslararası hukuk açısından geniş yankı uyandırdı.
İhtara Konu Sahne ve İçeriği
Dizinin ilgili bölümünde, Doğu Türkistan Yarkand Hanlığı’ndan Fatih Sultan Mehmed’e bir heyetin geldiği kurgusal sahnede Ali Şir Nevai karakteri üzerinden “Çin, kudretiyle erkeklerimizi köle, kızlarımızı cariye yapmaya karar kılmıştır. Orada yalnız korku vardır” ve “Kâfir Çin’den değil, kardeşlerimizin susan dilinden, unuttuğu yurttan korkarız” replikleri yer alıyordu. Yapımcılar, sahnenin Doğu Türkistan’daki hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla kurgulandığını, dizinin başında “hikâye tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır” uyarısının bulunduğunu belirttiler.
İhtarname, tarihi kronoloji hatalarına (Yarkand Hanlığı’nın Fatih’in ölümünden 33 yıl sonra kurulması, Ali Şir Nevai’nin Sincan’la bağlantısının olmaması) dayandırıldı. Talepler arasında yazılı özür, sahnenin yayından kaldırılması ve benzer içeriklerin bir daha kullanılmaması yer aldı. Ancak ihtar, resmi bir devlet notasından ziyade özel hukuk yoluyla gönderilen bir bildirim niteliğindeydi.
Türk Hukuku Açısından Değerlendirme
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi düşünce ve kanaat hürriyetini, 28. maddesi ise “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmünü içermektedir. 5187 sayılı Basın Kanunu ve RTÜK mevzuatı da yayın özgürlüğünü korur. Tarihi-kurgu bir eserin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunması, yabancı bir devletin tek taraflı taleplerine karşı güçlü bir hukuki zemin oluşturur.
Türk Ceza Kanunu m. 301 yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine yönelik hakaretleri düzenlemekte, yabancı devlet veya halkların onurunu koruyan bir hüküm içermemektedir. Dolayısıyla dizideki kurgusal ifadeler hukuken suç oluşturmamaktadır. Yapımcıların “gerekirse aynı sahneyi yeniden çekeriz” açıklaması, ifade özgürlüğüne sahip çıkıldığını göstermektedir.
Doğu Türkistan’daki İnsan Hakları İhlalleri ve Uluslararası Hukuk
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi (OHCHR) raporları, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde sistematik gözaltı, işkence, zorunlu çalıştırma, kültürel asimilasyon ve zorla kısırlaştırma gibi ağır ihlallerin yaşandığını ortaya koymuştur. Bu ihlaller, Çin’in taraf olduğu İşkenceye Karşı Sözleşme (CAT), Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CERD), Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’ye (ICESCR) aykırılık teşkil etmektedir.
Soykırım Sözleşmesi’nin II. maddesi (d) bendi, gruba mensup kişilerin doğumunu engellemeye yönelik tedbirleri soykırım suçu olarak tanımlamaktadır. Bölgedeki nüfus artış hızındaki dramatik düşüş ve zorunlu sterilizasyon uygulamaları bu bağlamda uluslararası toplum tarafından ciddi biçimde eleştirilmektedir. Birçok devlet ve insan hakları örgütü bu politikaları “insanlığa karşı suç” veya “soykırım” olarak nitelendirmiştir.
İhtarın Siyasi Boyutu ve Sansür Girişimi
İhtarname, hukuki olmaktan ziyade siyasi bir motivasyon taşımaktadır. Çin’in yurt dışında Uygur meselesini gündeme getiren kültürel ürünlere karşı sistematik bir etki operasyonu yürüttüğü bilinmektedir. Bu tür girişimler, Freedom House raporlarında “dış nüfuz operasyonları” olarak tanımlanmaktadır.
Uluslararası hukukta bir devletin başka bir devletin yayın politikasını dikte etme yetkisi bulunmamaktadır. Egemenlik eşitliği ilkesi gereği Türkiye, kendi anayasal düzenine göre hareket etmekte serbesttir. Bu ihtarname, Türkiye’de bağlayıcı bir yaptırım oluşturmamaktadır.
Avukatlar ve Hukuk Profesyonelleri İçin Sonuçlar
Bu olay, ifade özgürlüğünün sınırlarını, tarihi kurgu eserlerin hukuki statüsünü ve yabancı devletlerin hukuki olmayan baskı mekanizmalarını test etmiştir. Avukatlar, benzer durumlarda Anayasa m. 26-28, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 10 ve AİHM içtihatlarını (Handyside, Lingens, Castells kararları) güçlü biçimde savunmalıdır.
Ayrıca, Doğu Türkistan’daki ihlallerin uluslararası sorumluluk doğurması, insan hakları avukatları için önemli bir alan oluşturmaktadır. BM raporları, taraf olunan sözleşmeler ve soykırım suçunun unsurları titizlikle incelenerek stratejik dava ve raporlama çalışmaları yürütülebilir.
Sonuç olarak, bu ihtarname Türk hukukunda herhangi bir bağlayıcılığa sahip değildir. Tam tersine, Türkiye’de ifade özgürlüğüne ve sanatsal yaratıcılığa sahip çıkılması gereken bir vesile olarak değerlendirilmelidir. Hukukçular, bu tür yabancı müdahale girişimlerine karşı anayasal ve uluslararası hukuki ilkeleri kararlılıkla savunmalıdır. (Toplam kelime: 856)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2015/13850 E., 2015/6201 K. Sayılı Kararı: Transit Alanda Yakalanan Kolombiyalı Sanığın Eyleminin Hukuki Niteliği
Yargıtay, Kolombiya uyruklu sanığın Arjantin’den temin ettiği uyuşturucuyu Türkiye üzerinden Çin’e götürmek isterken Atatürk Havalimanı transit alanında yakalanması olayında eylemin “ithale teşebbüs” değil, “uyuşturucu madde nakletme” suçu oluşturduğunu belirterek mahkemenin hatalı vasıf tayinini tartışmıştır.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin Birleşik İçtihatları: Uyuşturucu İthal Suçunda Suç Niteliği, Transit Geçiş ve Eksik İnceleme
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2016, 2020 ve 2023 yıllarında verdiği üç ayrı kararda uyuşturucu ithal suçunun nitelendirilmesi, transit yolcu durumları ve eksik araştırma konularında bozma kararları vererek alt derece mahkemelerine önemli usul ve esas yönlendirmesi yapmıştır.