Ceza Yargılamalarında Yargı Hizmetlerinin Etkinliğini Artırmaya Yönelik Pratik Öneriler
Lawantra
22.08.2026
Ceza yargılamalarının etkinliği, yalnızca savcı ve hâkimlerin bireysel gayretleriyle sınırlı bir mesele değildir. Sistemin yapısal sorunları, mevzuat eksiklikleri, teknolojik altyapı yetersizlikleri ve kurumsal koordinasyon problemleri, yıllardır Türk ceza adalet sisteminin en önemli kronik sorunları arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, 35 yıla yakın süreyle yargı teşkilatının içinde bulunan Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Önder Yaman tarafından kaleme alınan ve Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının Kuruluş ve Faaliyetlerine İlişkin Rehber’in yayımlanmasının ardından gündeme getirilen öneriler, mesleki literatüre önemli bir katkı sunmaktadır.
Önerilerin ilk ve en kritik maddesi, uzun yıllardır hukuk çevrelerinde tartışılan ancak bir türlü hayata geçirilemeyen adli kolluk teşkilatının kurulmasıdır. Cumhuriyet Başsavcılıklarına doğrudan bağlı, profesyonel, eğitimli ve savcılık talimatlarını eksiksiz uygulayabilecek bir adli kolluk birimi, soruşturmaların kalitesini ve hızını artıracaktır. Bu teşkilatın kurulması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) temel mantığıyla da uyumlu olup, savcılığın soruşturma hâkimiyeti ilkesini güçlendirecektir.
İkinci önemli öneri, Ağır Ceza Merkezi bulunmayan yerlerdeki Cumhuriyet Başsavcılıklarının, bağlı oldukları Ağır Ceza Mahkemelerine fezleke yerine doğrudan iddianame düzenleyebilmesine imkân tanınmasıdır. Mevcut uygulama, hem zaman kaybına hem de usul ekonomisi ilkesine (Anayasa md. 141) aykırı düşmektedir. Bu değişikliğin yapılması, özellikle taşra adliyelerinde yargılamaların hızlanmasını sağlayacaktır.
Üçüncü öneri, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı başta olmak üzere bazı savcılıklarda başarıyla uygulanan Müracaat İşlemleri ve Nöbet Bürosu modelinin tüm ağır ceza Cumhuriyet Başsavcılıklarında zorunlu hâle getirilmesidir. Sabit savcıların görev yaptığı bu bürolar, nöbet değişikliklerinden kaynaklanan talimat tutarsızlıklarını önleyecek, kollukla ilişkilerde yeknesaklık sağlayacak ve savcıların izin hakkı ile iş gücü kaybı arasındaki dengeyi kuracaktır.
Dördüncü madde, bilişim suçlarındaki artışa paralel olarak adliyelerde adli bilişim uzmanı kadrolarının oluşturulmasını öngörmektedir. Günümüzde bilişim suçları soruşturmalarının önemli bir kısmı, zabıt kâtiplerinin veya savcıların kişisel gayretleriyle yürütülmeye çalışılmaktadır. Bu durum hem kaliteyi düşürmekte hem de soruşturma sürelerini uzatmaktadır. Tıpkı mübaşir ve zabıt kâtibi gibi standart kadro hâline getirilecek adli bilişim uzmanları, dijital delillerin toplanması, muhafazası ve analizi konusunda kritik rol oynayacaktır.
Beşinci öneri, bilirkişi raporlarındaki çelişkilerin yarattığı gecikmelere dikkat çekmektedir. Özellikle fizik, grafoloji, ses ve görüntü analizi, trafik kazası kusur tespiti, iş kazası sorumluluğu, akıl sağlığı, yaş tayini ve uyuşturucu madde analizi gibi konularda raporların doğrudan Adli Tıp Kurumu veya Adli Tıp Şubelerinden alınması önerilmektedir. Bu doğrultuda Adli Tıp Kurumu’nun uzman kadro ihtiyacının karşılanması, özel bilirkişilik sisteminin yarattığı suistimallerin ve çelişkili raporların önüne geçecektir. Avukatlar açısından da çelişkili raporlar nedeniyle uzayan yargılamalar ve ek rapor talepleri önemli bir mesleki sorundur.
Altıncı ve yedinci öneriler, tebligat sisteminin etkinleştirilmesine ilişkindir. Adres kayıt sistemindeki eksiklikler nedeniyle tebligatların yapılamaması, yargılamaları ciddi şekilde geciktirmektedir. Her Türk vatandaşının TC Kimlik Numarası’na bağlı mutlak bir adres kaydının zorunlu hâle getirilmesi ve yabancı uyruklular için de benzer bir sistemin kurulması, usulüne uygun tebligatların yeterli sayılması büyük kolaylık sağlayacaktır. Ayrıca e-Tebligat ve UYAP SMS sisteminin kamu spotları ile yaygınlaştırılması, vatandaşların sisteme entegrasyonunu artıracaktır.
Sekizinci öneri, zorla getirme emirlerinin fiilen infaz edilememesi sorununa çözüm getirmeyi hedeflemektedir. Kolluk kuvvetlerinin bu emirleri çoğu zaman tebligatla sınırlı tuttuğu bilinmektedir. İçişleri Bakanlığı ile koordineli bir çalışma sonucunda bu emirlerin etkin infaz mekanizmalarının oluşturulması, özellikle tanık ve sanıkların duruşmalara getirilmesinde önemli bir adım olacaktır.
Dokuzuncu madde, UYAP ile POLNET arasındaki entegrasyonun tüm Cumhuriyet Başsavcılıklarında tam anlamıyla hayata geçirilmesini öngörmektedir. Özellikle gözaltı, arama, el koyma ve savcı-kolluk görüşme tutanaklarının e-imza ile POLNET üzerinden gönderilmesi, kağıt ve zaman israfını önleyecektir.
Onuncu öneri, SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) altyapısının güçlendirilmesine ilişkindir. Cezaevlerinden yapılan SEGBİS bağlantılarındaki sık yaşanan teknik sorunlar nedeniyle yargılamaların aylarca ertelendiği gözlenmektedir. Cezaevleri ve adliyelerde SEGBİS odalarının sayısının artırılması, yargılamaların hızlanmasında somut bir katkı sağlayacaktır.
On birinci öneri, yakalama emri infazını bekleyen dosyalar için pratik bir çözüm sunmaktadır. Esas ve usule ilişkin tüm işlemlerin tamamlandığı dosyalarda, zamanaşımı süresince “yakalama emrinin infazının beklenmesine” kararı verilerek dosyanın mahsus defterine kaydedilmesi ve duruşma listesinden çıkarılması önerilmektedir. Bu uygulama, usuli duruşma talikleri nedeniyle oluşan zaman ve emek kaybını önemli ölçüde azaltacaktır.
On ikinci madde, tanıkların duruşmalara katılımını teşvik etmek amacıyla yol gideri ve harcırah ödemelerinin yeterli düzeyde ve derhal yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Mevcut sistemde tanıkların masraflarını uzun süre alamamasının, tanıklığın caydırıcı bir etki yarattığı bilinmektedir.
On üçüncü öneri, uzun vadeli bir vizyon içermektedir: Aile avukatlığı sisteminin kurulması. Tıpkı aile hekimliği gibi, her ailenin bir avukatla sözleşmeli ilişki içinde olmasını sağlayacak bu model, uyuşmazlıkların yargıya intikal etmeden çözülmesini teşvik edecektir. Ekonomik gücü olmayan vatandaşlar için devlet destekli sigorta mekanizması da önerilen modelin bir parçasıdır.
On dördüncü öneri, CMK md. 86/3’te değişiklik yapılmasını içermektedir. Ölünün kimliğinin belirlenmesi ve adli muayene işleminin, Cumhuriyet savcısının huzurunda değil, talimatıyla yapılabilmesine imkân tanınması, savcıların emek ve zaman tasarrufu sağlaması açısından kritik öneme sahiptir.
On beşinci ve on altıncı maddeler, terör ve örgütlü suç soruşturmalarının daha etkin yürütülmesine yöneliktir. Ülke genelinde terör suçlarını tek elden soruşturacak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde Terör Suçları Soruşturma Bürosunun kurulması, uzmanlaşma ve koordinasyonu artıracaktır. Benzer şekilde, TCK md. 220 kapsamındaki örgütlü suç soruşturmalarının il Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülmesi de önerilmektedir.
Son olarak, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’da köklü bir yeniden yapılandırma önerilmektedir. Sulh Ceza Hâkimliği’nin Sorgu Hâkimliği olarak yeniden ihdası, sulh ceza mahkemelerinin görev alanının netleştirilmesi (3 yıla kadar hapis ve basit yargılama usulü), asliye ceza mahkemelerinin görev alanının daraltılması ve Cumhuriyet savcılarının sulh ceza mahkemelerine katılmamasını öngören düzenlemeler, sistemin daha sağlıklı işlemesine katkı sağlayacaktır.
Bu önerilerin ortak paydası, usul ekonomisi ilkesinin (Anayasa md. 141) ceza muhakemesi bakımından tam anlamıyla hayata geçirilmesidir. Avukatlar açısından bakıldığında, daha hızlı, daha öngörülebilir, daha az masraflı ve daha etkin bir ceza adalet sistemi, müvekkil haklarının korunması ve mesleki verimliliğin artırılması bakımından hayati önem taşımaktadır.
Tüm bu önerilerin, Yargı Reformu çalışmalarında dikkate alınması, ceza yargılamalarının kalitesini ve hızını artırması beklenmektedir. Hukuk profesyonelleri olarak bu tür yapısal tartışmalara katkı sunmak, mesleğimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Anahtar Kelimeler: Ceza yargılaması, usul ekonomisi, adli kolluk, Müracaat Bürosu, adli bilişim uzmanı, Adli Tıp Kurumu, e-tebligat, SEGBİS, sorgu hâkimliği, terör suçları soruşturması, aile avukatlığı, CMK 86, 5235 sayılı Kanun, Anayasa md. 141
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.