Boşanma Davalarında Ekonomik Şiddet: Kusur Değerlendirmesi ve İspat Yöntemleri
Lawantra
17.08.2026
Aile hukukunun en karmaşık ve hassas alanlarından biri olan boşanma davalarında, son yıllarda ekonomik şiddet olgusu önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi yönden baskı altına alması, parasal kaynakları kontrol ve tahakküm aracı olarak kullanması ve ekonomik bağımlılık yaratması şeklinde tanımlanabilir. Bu tür davranışlar, fiziksel şiddete göre daha az görünür olsa da, mağdur eşin psikolojik ve ekonomik bütünlüğü üzerinde derin ve kalıcı etkiler bırakmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 161 ve devamı maddelerinde düzenlenen boşanma sebepleri arasında doğrudan “ekonomik şiddet” ifadesi yer almamakla birlikte, mahkemeler bu davranışları genel olarak “evlilik birliğinin sarsılması” (TMK m. 166) veya “şiddetli geçimsizlik” kapsamında değerlendirmekte ve ağır kusur olarak kabul etmektedir. Ekonomik şiddetin tipik örnekleri arasında çalışmaya izin vermeme, kazanılan paraya el koyma, eve yeterli para bırakmama, tüm harcamaları denetleme, temel ihtiyaçları kasıtlı olarak karşılamama ve parayı tehdit unsuru olarak kullanma sayılabilir.
Mahkemelerin ekonomik şiddeti kusur olarak değerlendirmesinde en kritik kriter, davranışların süreklilik göstermesi ve sistematik nitelik taşımasıdır. Tekil olaylar veya geçici mali sıkıntılar genellikle kusur olarak kabul edilmez. Hâkim, ekonomik şiddetin varlığına karar verirken, davranışların hayatın olağan akışına aykırılığını, fail eşin maddi gücüne rağmen aileye katkı sağlamamasını ve parayı tahakküm aracı olarak kullanıp kullanmadığını titizlikle inceler.
İspat açısından ekonomik şiddet, çok yönlü delillerle ortaya konulabilir. Günümüzde en güçlü delillerden biri dijital yazışmalardır. WhatsApp, SMS veya diğer mesajlaşma uygulamalarındaki “para vermiyorum”, “çalışmanı istemiyorum”, “her kuruşu bana soracaksın” gibi ifadeler, mahkeme tarafından doğrudan ekonomik baskı delili olarak değerlendirilmektedir. Bu tür dijital deliller, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199 ve devamı maddeleri uyarınca delil niteliği taşımakta ve mahkemeler tarafından ciddi ağırlıkla dikkate alınmaktadır.
Banka kayıtları da ekonomik şiddetin ispatında vazgeçilmez öneme sahiptir. Eşin maaşına el konulması, aile giderlerinin uzun süre karşılanmaması, hesaplara gelen paranın sürekli diğer eş tarafından çekilmesi, kredi kartlarının alınması veya borçların tek taraflı yüklenmesi, banka hareketleriyle somut olarak ortaya konulabilir. Nafaka ödemelerinin yapılmaması veya paranın baskı aracı olarak kullanılması da dekontlarla desteklendiğinde güçlü delil oluşturur.
Tanık beyanları, özellikle aile bireyleri, komşular, iş arkadaşları veya ortak arkadaşların ifadeleri, ekonomik şiddetin ispatında önemli rol oynar. “Eve para bırakılmıyordu”, “çalışmasına izin verilmiyordu”, “maaşı tamamen elinden alınıyordu” şeklindeki tanık anlatımları, hâkim nezdinde dikkate değer bulunur. Ayrıca fatura, kira sözleşmesi, alışveriş fişleri ve karşılanmayan temel ihtiyaçlara ilişkin belgeler de delil dosyasına eklenmelidir.
Bazı vakalarda ekonomik şiddet, aileyi aç bırakma boyutuna ulaşabilir. Bu tür aşırı hallerde hâkim, davranışı ağır kusur olarak nitelendirmekte ve kararlarında nafaka miktarı, velayet, maddi ve manevi tazminat açısından mağdur lehine değerlendirmeler yapmaktadır. Polis tutanakları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na yapılan başvurular veya savcılık şikâyet kayıtları da resmi delil niteliği taşır. Yoğun ekonomik baskı nedeniyle psikolojik rahatsızlık yaşayan mağdur eşlerin aldığı psikiyatrik raporlar, şiddetin etkisini somutlaştıran tıbbi deliller arasında yer alır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, ekonomik şiddeti ağır kusur olarak kabul eden yerel mahkeme kararlarını genellikle onamaktadır. Bu kararlar, nafaka miktarının artırılması, velayetin mağdur eşe verilmesi ve maddi-manevi tazminata hükmedilmesi yönünde etki yaratmaktadır. Avukatlar olarak, boşanma davası açmadan önce müvekkillerimizden olabildiğince çok delil toplamamız, özellikle dijital delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve delil listesine dahil edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Ekonomik şiddet iddiası, sadece kusur tespitiyle sınırlı kalmamakta; TMK m. 174 ve 175 uyarınca maddi ve manevi tazminat taleplerini, TMK m. 182 ve devamındaki nafaka düzenlemelerini ve velayet kararlarını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle avukatların, müvekkillerine vereceği stratejik hukuki destek, delillerin sistematik şekilde toplanması, ekonomik şiddetin sistematik ve sürekli olduğunun somut delillerle ortaya konulması ve mahkemeye etkili şekilde sunulması üzerine kurulmalıdır.
Sonuç olarak, ekonomik şiddet olgusu, modern aile hukukunda giderek daha fazla kabul gören bir kusur türü haline gelmiştir. Türk Medeni Kanunu kapsamında ciddi bir kusur olarak değerlendirilen bu davranışlar, mesajlaşma kayıtları, banka dekontları, tanık beyanları, resmi tutanaklar ve tıbbi raporlar gibi çok yönlü delillerle ispatlanabilmektedir. Avukatlar olarak, bu tür davalarda müvekkillerimizin haklarını en etkili şekilde korumak için delil toplama stratejisini baştan planlamalı ve mahkeme sürecini bu delillere dayalı güçlü bir hukuki argüman üzerine inşa etmeliyiz.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.