Bilirkişi Raporuna İtiraz Ettiniz Ama Ek Rapor da Aynı mı Geldi? HMK m. 279 ve 281 Işığında Yargıtay İçtihatları ve Pratik Çözüm Önerileri
Lawantra
06.08.2026
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, bilirkişi raporlarına yapılan haklı itirazlara rağmen aynı bilirkişi heyetinden alınan ek raporların ilk rapordaki hataları tekrarlamasıdır. Bu durum, yıllarca süren davalarda maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını engellemekte ve adil yargılanma hakkını ciddi şekilde zedelemektedir.
Hukuk sistemimizde bilirkişi, uyuşmazlığı çözen hâkim değil, yalnızca teknik konuda yardımcı olan bir uzmandır. Hazırladığı raporun bağlayıcılığı yoktur. HMK m. 279 ve m. 281 uyarınca raporların gerekçeli, bilimsel, denetime elverişli ve tarafların itirazlarını karşılayacak nitelikte olması zorunludur. Bilirkişi, kullandığı verileri, yöntemleri ve ulaştığı sonucun dayandığı teknik hesaplamaları somut olarak ortaya koymakla yükümlüdür.
Ne var ki uygulamada ek raporlar sıklıkla “tüm emsaller dikkate alınmıştır”, “kanaatimizce uygundur” gibi soyut ifadelerle sınırlı kalmakta, somut itirazlara teknik cevap vermemektedir. Bu tür raporlar, mahkeme hükmüne esas alınmamalıdır.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2020/4130 E., 2021/4548 K. sayılı kararında (31.03.2021), imar parseli ile kadastro parseli arasındaki farkın, DOP kesintisinin ve emsal karşılaştırmasının hatalı yapıldığını, raporun inandırıcı bulunmadığını belirterek bozma kararı vermiştir. Aynı Daire’nin 2022/9345 E., 2023/132 K. sayılı kararında da emsal taşınmazların üstün ve eksik yönlerinin belirlenmesi, adaptasyon tablolarının oluşturulması ve raporun matematiksel olarak denetime elverişli olması gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/3561 E., 2020/7129 K. sayılı kararında ise HMK m. 279 gereğince bilirkişinin somut ve özel nedenleri bilimsel verilere dayandırarak göstermesi gerektiğini, raporun denetime elverişli olması gerektiğini belirterek, eksik belgeye dayanan ve itirazları karşılamayan raporun hükme esas alınamayacağına hükmetmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2013/16831 E., 2014/9139 K. sayılı kararında da re’sen emsal araştırması yapmayan, taraf emsallerini değerlendirmeyen ve soyut ifadelerle yetinen raporun mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli olmadığı açıkça belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi de Adalet Bahadır ve Diğerleri başvurusuna (2017/28144, 02.12.2020) ilişkin kararında, emsal taşınmazlarla dava konusu taşınmaz arasındaki farkların teknik verilerle ve oranlarla ayrıntılı olarak gösterilmesi gerektiğini, aksi halde mülkiyet hakkının ihlal edilebileceğini vurgulamıştır.
Ek raporun kendi içinde çelişkili olması da ayrı bir sorundur. Taşınmazın merkezi konumda ve ticari sahada olduğu kabul edildiği halde bu üstünlüklerin değere yansıtılmaması, raporun tutarsızlığını gösterir. Böyle raporlar, gerekçe ile sonuç arasında uyum bulunmadığından hükme esas alınamamalıdır.
Uygulamada aynı bilirkişi heyetinden tekrar rapor alınması, çoğu zaman önceki kanaatin savunulmasından öteye geçmemektedir. Usul ekonomisi ve adil yargılanma ilkesi dikkate alındığında, dosyanın farklı uzmanlardan oluşan yeni bir bilirkişi kuruluna tevdi edilmesi zorunludur. Özellikle gayrimenkul değerleme uzmanı, menkul kıymet değerleme uzmanı veya ilgili alanda akademisyenlerden oluşan yeni heyetler, tarafsız ve bilimsel raporlar sunma ihtimalini artıracaktır.
Avukatlar açısından bu süreçte izlenmesi gereken strateji şudur: İtiraz dilekçelerinde somut teknik sorular sorulmalı, kullanılan emsallerin neden seçildiği, adaptasyon oranlarının nasıl hesaplandığı, eksik belgelerin neler olduğu tek tek belirtilmelidir. İtirazlar soyut bırakılmamalı, her bir teknik hata gerekçelendirilmelidir.
Mahkemeler de Yargıtay içtihatlarını göz önünde bulundurarak, denetime elverişli olmayan raporları reddetmeli ve yeni bilirkişi heyeti kurulmasını sağlamalıdır. Aksi halde verilen kararların bozulma riski çok yüksektir.
Sonuç olarak, bilirkişi raporuna itiraz edilmesine rağmen ek raporun da aynı hatalarla gelmesi durumunda, yeni bir bilirkişi heyeti talebi haklı ve hukuken zorunludur. HMK m. 279 ve 281 ile Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bu talebin yasal dayanağını oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, hem maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hem de adil yargılanma hakkının etkin korunmasına hizmet edecektir.
Uygulamada bu konuda farkındalığın artırılması, avukatların itiraz kalitesini yükseltmesi ve mahkemelerin denetim yükümlülüğünü daha titiz yerine getirmesi, yargı sistemimizin kalitesini önemli ölçüde artıracaktır.
(Word count: 928)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2015/13850 E., 2015/6201 K. Sayılı Kararı: Transit Alanda Yakalanan Kolombiyalı Sanığın Eyleminin Hukuki Niteliği
Yargıtay, Kolombiya uyruklu sanığın Arjantin’den temin ettiği uyuşturucuyu Türkiye üzerinden Çin’e götürmek isterken Atatürk Havalimanı transit alanında yakalanması olayında eylemin “ithale teşebbüs” değil, “uyuşturucu madde nakletme” suçu oluşturduğunu belirterek mahkemenin hatalı vasıf tayinini tartışmıştır.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin Birleşik İçtihatları: Uyuşturucu İthal Suçunda Suç Niteliği, Transit Geçiş ve Eksik İnceleme
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2016, 2020 ve 2023 yıllarında verdiği üç ayrı kararda uyuşturucu ithal suçunun nitelendirilmesi, transit yolcu durumları ve eksik araştırma konularında bozma kararları vererek alt derece mahkemelerine önemli usul ve esas yönlendirmesi yapmıştır.