Aynı Zarar İki Yol: Sigorta Tahkiminden Tahsil Edilen Değer Kaybının İşletene Karşı Açılan Davada Mahsubu
Lawantra
24.08.2026
Trafik kazalarından kaynaklanan araç değer kaybı uyuşmazlıklarında zarar görenlerin önünde iki ayrı hukuki yol bulunmaktadır: zarar veren aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde başvuru ve aracın işleteni ile sürücüsüne karşı genel mahkemelerde tazminat davası. Bu iki yolun birlikte yürütülmesi, tahkim yolunun hızlı ve görece ucuz olmasına karşılık sigortacının sorumluluğunun poliçe limiti ve teminat kapsamıyla sınırlı olması; ayrıca tahkim bilirkişilerinin değer kaybı hesaplarının mahkeme bilirkişilerinin hesaplarından genellikle düşük çıkması nedeniyle uygulamada sıkça rastlanan bir durumdur.
Karayolları Trafik Kanunu m. 85/1 uyarınca motorlu aracın işletilmesi bir zarara sebep olursa işleten, doğan zarardan sorumludur. Aynı maddenin son fıkrası, işleteni sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu tutmaktadır. KTK m. 88/1 ise birden fazla kişinin tazminatla yükümlü bulunduğu hallerde müteselsil sorumluluğu öngörmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, KTK m. 91 ve Genel Şartlar A.1 gereği işletenin hukuki sorumluluğunu sigorta limitlerine kadar üstlenmektedir. Dolayısıyla zarar gören karşısında işleten, sürücü ve sigortacı, sigortacı bakımından limitle sınırlı olmak üzere müteselsil borçlu konumundadır.
Değer kaybının gerçek zarar kalemi olduğu ve zorunlu trafik sigortası teminatı içinde kaldığı Yargıtay’ın yerleşik içtihadıdır. Müteselsil borç ilişkisinin doğal sonucu, Türk Borçlar Kanunu m. 166/1’de ifadesini bulur: borçlulardan birinin ifası, diğer borçluları ödenen oranda borçtan kurtarır. Sigortacının tahkim sürecinde yaptığı ödeme, işletenin ve sürücünün aynı zarardan doğan borcunu ödenen tutar kadar sona erdirmektedir. Bu nedenle mahsup, hukuki dayanağını TBK m. 166/1’den almaktadır.
Uygulamada tahkim bilirkişilerinin değer kaybı hesabı, mahkeme bilirkişilerinin hesabının belirgin biçimde altında kalmaktadır. Farkın kaynağı, tahkim bilirkişilerinin bir kısmının Genel Şartlardaki formül benzeri indirgeyici yaklaşımlar kullanması veya daha önce onarım görmüş parçaları kapsam dışı bırakması; mahkeme bilirkişilerinin ise kaza tarihindeki hasarsız ikinci el rayiç değeri ile onarılmış hâldeki rayiç değer arasındaki farkı somut verilerle hesaplamasıdır. Tahkim kararı, işleten ve sürücüyü bağlamaz; zira onlar o yargılamanın tarafı değildir. Yargıtay, sigortacıya karşı verilen kararın işletene karşı davada “güçlü delil” niteliğinde olduğunu, ancak bağlayıcı olmadığını kabul etmektedir.
Mahsubun kapsamı, uygulamadaki en sık hata kaynağıdır. Sigortacı tahkimde tek bir toplam tutar öder; bu tutar tazminat aslının yanı sıra başvuru ücreti, bilirkişi ücreti, tebligat gideri, faiz ve bazen vekâlet ücretini içerir. TBK m. 166/1’deki “bu oranda” ibaresi, mahsubun yalnızca tazminat aslına ve asıl olarak ödenen tutar kadar yapılmasını gerektirir. Sigortacının ödediği yargılama giderleri ve vekâlet ücreti, işletenin değer kaybı borcuyla aynı borç ilişkisine ait değildir ve tazminat aslından düşülemez. Faiz ise sigortacının temerrüdünün sonucu olup, aynı dönem için işletenden istenen faizden düşülebilir.
Yargıtay’ın bedensel zarar dosyalarındaki içtihadı, değer kaybı dosyalarına da uyarlanmalıdır. Dava tarihinden önce yapılan ödeme, zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereği ödeme tarihinden hesap tarihine kadar yasal faiziyle güncellenerek mahsup edilir. Dava tarihinden sonra yapılan ödeme ise güncellenmeksizin indirilir. Değer kaybında ise kaza tarihi itibarıyla hesaplanan ve haksız fiil tarihinden itibaren faize tabi olan zararın mahsubunda, ödeme tarihine kadar tam tutar üzerinden, sonrasında bakiye üzerinden faiz yürütülmesi ve sigortacının ödediği faizin aynı dönem için işletenden istenen faizden düşülmesi doğru yöntemdir.
7589 sayılı Kanun, iki yönden bu alanı etkilemiştir. Usul yönünden HMK m. 109’a eklenen dördüncü fıkra ile kısmi davada talep, tahkikat sonuna kadar bir defaya mahsus artırılabilmekte ve zamanaşımı artırılan kısım için de dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılmaktadır. Maddi hukuk yönünden TBK m. 55’e eklenen ikinci fıkra, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedelin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir. Bu düzenleme, değer kaybı ve eşya zararları için doğrudan uygulanmamakta; ancak bedensel zarar dosyalarında paralel yolların yaygınlaştığı durumlarda önem kazanmaktadır.
Uygulamaya ilişkin sonuçlar, tahkim kararının işleteni bağlamadığı, mahsubun yalnızca tazminat aslına yapılacağı, hakem kararındaki ödeme dökümünün talep artırım dilekçesine eklenmesi gerektiği ve HMK m. 109/4 kapsamındaki tek seferlik artırım hakkının mahsup hesabının ilk seferde doğru yapılmasını zorunlu kıldığı yönündedir. Bedensel zarar dosyalarında 7589 sayılı Kanun sonrası olaylar için TBK m. 55’teki oransal mahsup kuralı gözetilmeli; değer kaybı ve mahrumiyet gibi eşya zararlarında ise içtihadi kurallar uygulanmaya devam edecektir.
Sigorta tahkimi ile işletene karşı açılan tazminat davası, aynı zararın tahsili için birbirini tamamlayan iki yoldur. Sigortacının sorumluluğunun limit ve teminatla sınırlı olması, tahkim bilirkişi uygulamasının düşük hesaplama eğilimi ve mahrumiyet kalemlerinin teminat dışında kalması, iki yolun birlikte kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu birlikteliğin hukuki dengesi TBK m. 166/1’de kurulmuştur. 7589 sayılı Kanun, HMK m. 109/4 ile mahsubun yapılacağı usul aracını tek seferlik artırım hakkına dönüştürmüş, TBK m. 55’e eklediği oransal mahsup fıkrasıyla da bedensel zarar alanında içtihadi güncelleme kuralını yasalaştırmıştır. Eşya zararları bakımından kanun koyucunun sessizliği, mahsubun kapsam ve zamanına ilişkin ilkelerin bir süre daha içtihatla şekilleneceğini göstermektedir.
Avukatlar, tahkim ve dava yollarını paralel yürüten dosyalarda mahsup hesabının asıl alacak-feri ayrımına uygun yapılmasına, talep artırım dilekçesinde tahkim dosya ve karar numarası ile ödeme dökümünün tablolaştırılmasına özen göstermelidir. Bu yaklaşım, hem mükerrer tahsilin önlenmesini hem de zarar görenin gerçek zararına kavuşmasını sağlayacaktır. (Kelime sayısı: 928)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Zorunlu Trafik Sigortasında Hak ve Sorumluluklar: Avukatlar İçin Pratik Rehber
Zorunlu trafik sigortasının kapsamı, teminat limitleri, kusur oranının etkisi, basamak sistemi, kasko ayrımı ve hasar süreçlerinin hukuki boyutları ile avukatların müvekkillerine vereceği stratejik bilgiler.
Futbolda Yasaklanan Eylemler ve 6222 Sayılı Kanun Kapsamında Hukuki Yaptırımlar
Spor müsabakalarında taraftar, yönetici, hakem ve basın mensuplarının karşılaştığı aykırı tezahürat, sahaya atlama, şike, yasa dışı bahis gibi eylemlerin 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde detaylı hukuki analizi.