AYM, Sanığın Son Adresine Bildirim Yapılamaması Halinde Avukata Yapılan Bildirimi Yeterli Kabul Eden CMK 226/4 Düzenlemesini İptal Etti
Lawantra
17.07.2026
Anayasa Mahkemesi, 26 Mart 2026 tarihinde E.2025/18 sayılı dosyasında, 7532 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 226. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. İptal edilen hüküm, “Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafiye yapılan bildirimler yeterli kabul edilir” şeklindeydi.
AYM, iptal gerekçesinde bu kuralın, mahkemelerin sanığın adresini araştırma yükümlülüğünü fiilen ortadan kaldırdığını, sanığa mazeret bildirme ve savunma hakkını etkin şekilde kullanma imkânı tanımadığını vurgulamıştır. Özellikle suçun hukuki niteliğinin değiştiği durumlarda sanığın sorgusu yapılmaksızın yokluğunda hüküm kurulabilmesine imkân tanıyan düzenlemenin, sanığın duruşmada hazır bulunma, bizzat savunma yapma ve isnadı öğrenme haklarını ağır şekilde sınırladığını belirtmiştir.
Mahkeme, kuralda sanığın mazeretini sunabilmesi, feragat etmediğini belirterek yeniden değerlendirme talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence öngörülmediğini de dile getirmiştir. Bu eksikliklerin, savunma hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaca ulaşmak bakımından gerekli ve ölçülü olmadığını gösterdiği sonucuna varılmıştır.
AYM kararında şu ifadelere yer verilmiştir: “Dava konusu kural, suçun hukuki niteliği değiştiği takdirde müdafii bulunan sanığın sorgusu yapılmadan yokluğunda karar verilmesine imkân tanmak suretiyle sanığın duruşmada hazır bulunma, bizzat savunma ve isnadı öğrenme hakkı bağlamında adil yargılanma hakkına sınırlama getirmektedir. Kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının anılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantılı olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.”
Karar, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması rejimi ile 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı açısından incelenmiştir. Mahkeme, savunma hakkının yargılamanın temel unsurlarından biri olduğunu, bu hakkın etkili şekilde kullanılmasının ancak sanığın isnattan haberdar olması ve savunma imkânı bulmasıyla mümkün olabileceğini vurgulamıştır.
Avukatlar açısından bu kararın önemi büyüktür. Zira düzenleme, müdafinin bildirim alması halinde sanığın yokluğunda karar verilebilmesine imkân tanıyordu. Bu durum, özellikle isnat değiştiğinde sanığın yeni isnada karşı savunma hazırlama fırsatını ortadan kaldırıyordu. İptal kararıyla birlikte, sanığın bizzat haberdar edilmesi ve savunma hakkının fiilen kullanılabilmesi zorunluluğu yeniden vurgulanmıştır.
İptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girecek olması, uygulamada geçiş süreci yaratacaktır. Bu süre içinde mahkemelerin, sanığın güncel adresini araştırması, tebligat prosedürlerini titizlikle yürütmesi ve savunma hakkını zedeleyecek uygulamalardan kaçınması beklenmektedir.
Karar, ceza yargılamasında savunma hakkının etkinliğini artıracak niteliktedir. Özellikle suç vasfının değişmesi gibi kritik aşamalarda sanığın ve müdafinin haklarını güçlendirmektedir. Avukatlar, bu kararın ardından müvekkillerinin yokluğunda verilen kararlara karşı daha güçlü itiraz ve temyiz gerekçeleri oluşturabileceklerdir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, savunma hakkının ölçüsüz sınırlanmasına izin vermeyen bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bu iptal kararı, ceza muhakemesi hukukunda adil yargılanma standartlarının yükseltilmesi bakımından önemli bir kilometre taşıdır. Uygulamada mahkemelerin bu karara uygun hareket etmesi, sanıkların savunma hakkının fiili ve etkili kullanımını güvence altına alacaktır.
(Word count: 728)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
KDV İade Taleplerinin Vergi İncelemesine Göre Sonuçlandırılacağı Mükellefler Listesine Alınmanın Hukuka Aykırılığı ve Özel Esaslar (Kod) Listesi Davaları
Vergi idaresinin, KDV iade taleplerini vergi incelemesine bağladığı ve mükellefleri “özel esaslar” listesine aldığı uygulamaların yasal dayanağı tartışmalıdır. Anayasa’nın 73. maddesi gereği vergi yükümlülüklerinin kanunla düzenlenmesi zorunluluğu, idari listelerle ticari itibar zedelenmesinin hukuka aykırılığını gündeme getirmektedir.
AYM, Noterlerin Tatil Günlerinde Çalışma Kurallarını Yönetmelikle Düzenlemeye İmkân Tanıyan Hükmü İptal Etti
Anayasa Mahkemesi, noterlerin tatil günlerinde çalışma esaslarını kanunda temel ilke ve esaslar belirlenmeksizin yönetmelikle düzenlemeye imkân tanıyan kuralı, dinlenme hakkına kanunilik ilkesi gereği aykırı bularak iptal etti. İptal, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girecek.