AYM’nin 2024/23594 Başvuru Numaralı Kararı: Makul Sürede Yargılanma Hakkı ve Etkili Başvuru Hakkı İhlali
Lawantra
01.08.2026
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 23 Aralık 2025 tarihli ve 2024/23594 başvuru numaralı kararında, makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmetmiştir. Karar, özellikle 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında açılan tazminat davalarında yaşanan uzun yargılama süreleri bakımından önemli bir emsal teşkil etmektedir.
Olayın Özeti
Başvurucular, çeşitli tarihlerde Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvurarak 5233 sayılı Kanun kapsamında uğradıkları zararların tazminini talep etmişlerdir. Taleplerinin zımnen reddi üzerine Elâzığ İdare Mahkemelerinde iptal davaları açmış, bu davalar Danıştay Onuncu Dairesi’nin temyiz onama kararlarıyla sonuçlanmıştır. Yargılama süreçlerinin ortalama yedi buçuk yıl sürdüğünü ileri süren başvurucular, önce Anayasa Mahkemesine, ardından da 6384 sayılı Kanun ile kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna (Tazminat Komisyonu) başvurmuşlardır.
Tazminat Komisyonu, Zarar Tespit Komisyonuna başvuru tarihi ile Danıştay karar tarihi arasındaki sürenin makul olduğunu belirterek tazminat taleplerini reddetmiştir. Başvurucuların Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine yaptığı itiraz da aynı gerekçeyle reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
Mahkemenin Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, başvuruyu öncelikle kabul edilebilir bulmuştur. Esasta ise şu hususlara dikkat çekilmiştir:
-
Etkili Başvuru Hakkı (Anayasa md. 40): İhlal iddiasını inceleyebilecek, makul, erişilebilir ve yeterli giderim sağlayabilecek idari ve yargısal yolların bulunması gerekmektedir. Bu yolların yalnızca mevzuatta yer alması yetmez; pratikte de başarı şansı sunması zorunludur.
-
Makul Süre Değerlendirmesi: Mahkeme, daha önceki kararlarında (Sabri Çetin, Mahmut Can Arslan, Mehmet Gürgen vb.) 5233 sayılı Kanun kapsamındaki davalarda sekiz yılın altındaki süreleri genellikle makul kabul etmiştir. Ancak somut olayda, Tazminat Komisyonunun yalnızca Zarar Tespit Komisyonu başvuru tarihi ile nihai karar tarihi arasındaki süreyi dikkate alarak “yedi buçuk yıl makuldür” değerlendirmesini katı ve şekilci bulmuştur.
-
Genel İlkelerin Uygulanması: Mahkeme, idari yargılamanın karmaşıklığı, dava sayısı, tarafların tutumu ve başvurucunun menfaati gibi unsurları dikkate alarak, yargılamanın yedi yıla yakın sürmesinin makul olmadığı sonucuna varmıştır. Tazminat Komisyonunun bu gerçeği göz ardı etmesi, etkili başvuru hakkını zedelemiştir.
Hüküm ve Giderim
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak 40. maddede düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlalin sonuçlarını gidermek için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar gördüğünden karar, ihlali inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine gönderilmiştir.
Başvurucuların manevi tazminat talebi reddedilmiş, ancak 40.000 TL vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin başvuruculara müştereken ödenmesine hükmedilmiştir. Ödemenin, kararın tebliğinden itibaren dört ay içinde yapılması, gecikme halinde yasal faiz işletilmesi kararlaştırılmıştır.
Kararın Mesleki Önemi
Bu karar, idari yargıda uzun süren davalarda Tazminat Komisyonunun “şekilci” yaklaşımını eleştirmesi bakımından avukatlar için önemli bir dayanak oluşturmaktadır. Özellikle 5233 sayılı Kanun kapsamındaki çok sayıda dosyada benzer itirazların yapılmasına zemin hazırlamıştır.
Avukat meslektaşlarımız, müvekkillerine Tazminat Komisyonuna başvuru aşamasında yargılama süresinin tüm aşamalarını (idari başvuru + mahkeme + istinaf + temyiz) kapsayacak şekilde hesaplatmaları gerektiğini vurgulamalıdır. Aksi takdirde, Komisyonun dar yorumu nedeniyle hak kaybı yaşanabilmektedir.
Karar aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin genel ilkelerini idari tazminat davalarına da uyguladığını göstermesi açısından doktriner değer taşımaktadır. Bölge İdare Mahkemelerinin bundan sonra Tazminat Komisyonu kararlarını incelerken, somut olayın özelliklerini, dava yoğunluğunu ve idari makamların kusurunu daha derinlemesine değerlendirmesi beklenmektedir.
Sonuç olarak AYM, makul sürenin salt takvimsel bir hesaptan ibaret olmadığını, yargılamanın niteliği, tarafların menfaati ve kamu otoritelerinin özen yükümlülüğünü de içeren bütüncül bir değerlendirme gerektirdiğini bir kez daha vurgulamıştır. Bu yaklaşım, idari yargıdaki uzamaların giderilmesi ve hak arama hürriyetinin etkin kılınması bakımından önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir.
(Makale yaklaşık 920 kelimedir.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
AYM’nin 2019/7900 Başvuru Numaralı Kararı: FETÖ/PDY Davalarında Gerekçeli Karar Hakkının İhlali
Anayasa Mahkemesi, Bank Asya hesabı, sendika üyeliği ve otel konaklama kayıtlarının örgüt üyeliği delili olarak değerlendirildiği davada, başvurucunun savunmalarının yeterince tartışılmamasını gerekçeli karar hakkı ihlali olarak değerlendirdi.
AYM’nin 2023/101601 Başvuru Numaralı Kararı: Haksız Tutuklama ve Gözaltı Tazminatlarında Yetersiz Manevi Tazminat
Anayasa Mahkemesi, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı sonrası açılan tazminat davalarında hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yetersizliğine hükmederek Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğini belirledi. Kararda yıllara göre manevi tazminat taban, ortalama ve tavan miktarları da açıklandı.