AYM'nin 2021/5664 Başvuru Numaralı Kararı: Reyhanlı Terör Saldırısında İdarenin Hizmet Kusuru ve Yaşam Hakkının Usul Boyutu
Lawantra
18.07.2026
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 7 Ocak 2026 tarihli 2021/5664 başvuru numaralı kararında, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştirilen terör saldırısında yakınlarını kaybeden başvurucuların Anayasa'da güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu karar, avukatlar ve hukuk profesyonelleri için idari sorumluluk, yaşam hakkının usul boyutu, mahkemeye erişim hakkı ve idari yargılamada delil toplama yükümlülüğü bakımından kritik bir emsal teşkil etmektedir.
Olayın temelini, iki bomba yüklü aracın belediye binası önünde ve postane yakınlarında infilak ettirilmesiyle gerçekleşen saldırı oluşturmaktadır. Saldırı sonucunda 51 kişi hayatını kaybetmiş, 222 kişi yaralanmıştır. Başvurucular Birsen Kırar ve Murat Kırar'ın kızı, diğer başvurucuların ise kardeşi olan A.K., bu terör eylemi nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Başvurucular, kamu makamlarının olayı öngörebilir ve önleyebilir nitelikte olduğunu, istihbarat birimlerinden gelen çok sayıda ihbara rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını ileri sürerek tam yargı davası açmıştır.
Başvurucuların ilk olarak Hatay Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'na yaptığı başvuru üzerine 21 Haziran 2013 tarihinde sulhname imzalanmış ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca 25.842,95 TL maddi tazminat ödenmiştir. Ancak başvurucular, sulhnamenin gabin koşullarında imzalandığını ve uğradıkları zararın çok daha fazla olduğunu belirterek İçişleri Bakanlığı'na başvurmuş, taleplerinin reddi üzerine 20 Ocak 2014 tarihinde Hatay İdare Mahkemesi'nde tam yargı davası açmıştır.
Davanın seyrinde kritik önem taşıyan husus, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği'nin 2 Nisan 2014 tarihli ön inceleme raporudur. Raporda, olay öncesi Hatay Emniyet Müdürlüğü'ne çok sayıda ihbar geldiği, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) araç plakası, şahıs isimleri gibi somut bilgileri içeren istihbarat notlarını emniyete ilettiği, ancak emniyet birimlerinin bu bilgileri değerlendirmeden yeterli önlem almadığı belirtilmiştir. Bu rapor doğrultusunda soruşturma izni verilmiş ve Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevi kötüye kullanma suçundan iddianame düzenlenmiştir. Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesi, 1 Haziran 2021 tarihinde dönemin Hatay İl Emniyet Müdürü R.K., TEM Şube Müdürü N.E. ve Reyhanlı İlçe Emniyet Müdürü M.B.'nin 8 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, cezalarının ertelenmesine karar vermiştir. Kararda, 10 Mayıs 2013 tarihli MİT eylem ihbar notunun POL-NET sistemi üzerinden ilgili birimlere iletilmesine rağmen emniyet görevlilerinin yeterli ilgiyi göstermediği, 23 Ekim 2012'den itibaren iletilen çok sayıda istihbari bilginin değerlendirilmediği vurgulanmıştır. Bu mahkumiyet hükümleri 7 Kasım 2022 tarihinde istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
Hatay İdare Mahkemesi ise 22 Ocak 2015 tarihli kararında, olayın bir terör eylemi olduğunu ve idarenin hizmet kusurunun bulunmadığını belirterek uyuşmazlığın 5233 sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Mahkeme, manevi tazminat talebini sosyal risk ilkesi uyarınca kısmen kabul etmiş, maddi tazminat talebini ise sulhname nedeniyle ve süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucuların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu ve Onbeşinci Dairelerden oluşan Müşterek Kurul, 14 Kasım 2018 tarihinde İdare Mahkemesi kararını bozmuştur. Müşterek Kurul, Mülkiye Müfettişliği raporu, soruşturma izni kararı, iddianameler ve ceza davası delillerine dayanarak idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu, uyuşmazlığın 5233 sayılı Kanun kapsamında değil, hizmet kusuru ilkesi gereğince genel tazminat hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Kurul ayrıca, sulhname imzalandığı tarihte hizmet kusurunun net olarak bilinmediğini, bu nedenle sulhnamenin genel ilkelere dayalı tazminat talebine engel oluşturmayacağını vurgulamıştır.
Ancak Danıştay Dairesi, 19 Ekim 2020 tarihinde karar düzeltme taleplerini kabul ederek Müşterek Kurul kararını kaldırmış ve İdare Mahkemesi kararını onamıştır. Bu onama kararında hizmet kusuruna ilişkin herhangi bir somut değerlendirme yapılmamış, yalnızca genel ifadelerle usul ve hukuka uygunluk tespitiyle yetinilmiştir. Başvurucular nihai kararı 22 Ocak 2021 tarihinde öğrenerek 18 Şubat 2021 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi, başvuruyu öncelikle yaşam hakkının ihlali iddiası yönünden incelemiştir. Mahkeme, terör saldırısının öngörülebilir nitelikte olduğunu, kamu makamlarının riskten haberdar olmasına rağmen önlem almadığını, idari yargılamada ise ceza davası delillerinin ve Mülkiye Müfettişliği raporunun incelenmediğini tespit etmiştir. Hatay İdare Mahkemesi kararında "idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığı" ifadesine yer verilmiş ancak bu kanaatin hangi delillere dayandığı açıklanmamıştır. Anayasa Mahkemesi, benzer bir terör saldırısına ilişkin Hasan Kılıç kararında (B. No: 2018/22085, 27/1/2021) ortaya koyduğu ilkeleri tekrar ederek, idari yargı mercilerinin yaşam hakkının usul boyutu gereği makul derecede ivedilik ve özenle delil toplaması, iddiaları karşılaması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda bu özenin gösterilmediği, ceza mahkemesinde somut istihbari bilgilere rağmen tedbir alınmadığına dair mahkumiyet kararı verildiği halde idari yargıda bu delillerin irdelenmediği belirtilmiştir. Bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verilmiştir.
Mahkemeye erişim hakkı yönünden ise başvurucuların Hatay Valiliği'ne yönelik maddi tazminat talebinin sulhname tarihinden itibaren işlemeye başlayan süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, mahkemeye erişim hakkının uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıma ve etkili karar alma imkanı sağladığını, usul kurallarının katı şekilde uygulanmasının bu hakkı ihlal edebileceğini hatırlatmıştır. Somut olayda, idarenin kusurunun ve illiyet bağının sulhname imzalandığı 21 Haziran 2013 tarihinde başvurucularca bilinemeyeceği, bu hususların ancak Mülkiye Müfettişliği incelemesi, soruşturma izni ve 19 Ocak 2015 tarihli ceza davası ile ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Müşterek Kurul'un bozma kararında da bu hususun altı çizilmişken, karar düzeltme aşamasında herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Anayasa Mahkemesi, Leyla Bitik ve diğerleri (B. No: 2019/24350, 16/3/2023) kararında belirttiği üzere, idari eylem ve illiyet bağının sonradan anlaşıldığı durumlarda dava açma süresinin bu tarihten itibaren başlaması gerektiğini vurgulamıştır. Sulhname tarihinin esas alınması başvuruculara orantısız külfet yüklemiş, mahkemeye erişim hakkını fiilen imkansız hale getirmiştir. Bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Makul sürede yargılanma hakkı iddiası ise başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. 6384 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesindeki değişikliğe atıfla Veysi Ado (B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararı uyarınca Tazminat Komisyonu yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Giderim aşamasında Anayasa Mahkemesi, ihlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının hukuki yarar ve zorunluluk taşıdığını vurgulamıştır. Kararın bir örneğinin Hatay İdare Mahkemesi'ne (E.2014/79, K.2015/39) gönderilmesine, başvurucuların tazminat taleplerinin reddine ve toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine hükmedilmiştir.
Bu karar, avukatlar açısından idari yargıda terör olaylarında hizmet kusuru tespitinde delil değerlendirme yükümlülüğünü, süre aşımı konusunda illiyet bağının sonradan ortaya çıktığı hallerde dava açma süresinin başlangıcını ve Anayasa Mahkemesi'nin yaşam hakkı ile mahkemeye erişim hakkı içtihatlarını pekiştirmektedir. Özellikle Mülkiye Müfettişliği raporları, ceza yargılaması sonuçları ve istihbari bilgilerin idari yargıda zorunlu olarak incelenmesi gerektiği vurgusu, benzer davalarda strateji belirlenmesinde önemli bir referans oluşturacaktır. Karar aynı zamanda 5233 sayılı Kanun ile genel tazminat hükümleri arasındaki ilişkinin, hizmet kusurunun varlığında genel hükümlerin önceliğini bir kez daha teyit etmiştir.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı, idarenin öngörülebilir terör risklerine karşı önlem alma yükümlülüğünü ve yargı mercilerinin bu yükümlülüğü denetlerken göstermesi gereken özeni somutlaştırmaktadır. Yeniden yargılama sürecinde Hatay İdare Mahkemesi'nin, Anayasa Mahkemesi'nin ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda hizmet kusurunu, illiyet bağını ve zarar miktarını yeniden değerlendirmesi beklenmektedir. Bu karar, hem bireysel başvuru mekanizmasının etkinliğini göstermesi hem de idari sorumluluk hukukuna getirdiği katkılar bakımından hukuk camiası için değerli bir içtihat niteliğindedir.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
12. Yargı Paketi TBMM Genel Kurulunda Kabul Edildi: İcra, İdari Yargı, Ceza ve Hukuk Usulü Kanunlarında Önemli Değişiklikler
TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilen 12. Yargı Paketi, İcra ve İflas Kanunu'ndan idari yargı usulüne, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndan Türk Borçlar Kanunu'na kadar geniş bir yelpazede değişiklikler getirmektedir. Paket, mirasçılara öncelikli artırma hakkı, tek hakim kapsamının genişletilmesi, HAGB düzenlemeleri, dolandırıcılık iştirakinde indirim ve faiz hesaplamalarında TCMB reeskont oranı gibi önemli reformlar içermektedir.
AYM'nin 2019/27820 Başvuru Numaralı Kararı: Rekabet Kurulu İdari Para Cezasında Yönetmeliğin Kanunilik İlkesi ve Mülkiyet Hakkı
Anayasa Mahkemesi, Turkcell'in rekabet ihlali nedeniyle verilen idari para cezasına dayanak Yönetmeliğin kanuna aykırı alt sınır getirmesi ve geriye yürümesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Karar, idari para cezalarında kanunilik, normlar hiyerarşisi ve yönetmeliklerin sınırları açısından önemli bir emsaldir.