Avukatın Savunma Dokunulmazlığı: Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Kararları Işığında Kapsamlı Değerlendirme
Lawantra
21.07.2026
Avukatın savunma dokunulmazlığı, müvekkilin haklarını korumak amacıyla yargı mercileri önünde ileri sürülen hukuki görüş, iddia ve eleştiriler nedeniyle avukatın cezai veya disiplin yaptırımıyla karşılaşmamasını sağlayan temel bir güvencedir. Bu dokunulmazlık, yalnızca avukata tanınmış kişisel bir ayrıcalık değil, müvekkilin savunma hakkı, adil yargılanma hakkı ve toplumun yargı sistemine duyduğu güvenin korunması amacını taşır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın son yıllarda verdiği kararlar, bu dokunulmazlığın kapsamının belirlenmesinde bağlam, amaç, olgusal temel ve ölçülülük unsurlarının ne kadar kritik olduğunu ortaya koymaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin 8 Haziran 2023 tarihli, 2019/8563 başvuru numaralı Nesrin Çetinkaya ve Serhat Çetinkaya kararında (Resmi Gazete 2 Kasım 2023), avukatların müvekkillerinin polis tarafından darp edildiği iddiasıyla doktor hakkında Türkiye Tabipleri Birliği'ne yaptıkları şikayette kullandıkları sert ifadeler nedeniyle verilen disiplin cezası (uyarma), ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirilmiştir. Mahkeme, avukatların mesleki faaliyetleri sırasında sahip oldukları ifade özgürlüğünün, sıradan kişilerden farklı olarak savunma görevinin niteliği dikkate alınarak daha geniş yorumlanması gerektiğini vurgulamıştır. Avukatlık, bağımsız savunmayı temsil eden anayasal bir fonksiyondur. Bu nedenle avukatların müvekkilleri adına kamu görevlilerinin eylemlerini eleştirmesi, yargı hatalarını dile getirmesi veya iddiaları sert biçimde ortaya koyması, savunma hakkının etkili kullanımı için zorunludur.
Savunma dokunulmazlığının hukuki dayanakları çok katmanlıdır. Anayasa'nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü, 36. maddesi hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını güvence altına almaktadır. Avukatlık Kanunu m. 34 özen, doğruluk ve onur yükümlülüğünü, m. 134 ise disiplin yaptırımlarını düzenlemektedir. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları, avukatın düşüncelerini olgun ve objektif biçimde açıklamasını isterken, hukuki değerlendirmelerin korunmasını da kabul eder. Uluslararası düzeyde Birleşmiş Milletler'in Havana Kuralları (Avukatların Rolüne İlişkin Temel İlkeler), avukatların mesleki faaliyetleri sırasında iyi niyetle yaptıkları savunmalar nedeniyle hukuki ve cezai bağışıklık tanımaktadır.
Dokunulmazlığın uygulanmasında dört temel şart öne çıkmaktadır: 1) İfadenin savunma göreviyle bağlantılı olması, 2) Olgusal veya hukuki bir temele dayanması, 3) Amacın müvekkilin hakkını korumak olması, 4) İfadenin ölçülü olması. Bu şartlar sağlanmadığı takdirde, kişisel husumet içeren, tamamen dayanaksız veya yalnızca küçük düşürme amacı taşıyan ifadeler koruma dışında kalabilir. Ancak AYM, sert eleştirinin tek başına hakaret anlamına gelmediğini, kamu görevlilerinin (özellikle yargı mensuplarının) görevleriyle ilgili eleştirilere daha fazla tahammül göstermek zorunda olduklarını kararlarında tekrarlamıştır.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/8428 E., 2015/10970 K. sayılı kararı bu konuda önemli bir emsaldir. HSYK'ya sunulan dilekçede hâkimin taraflı davrandığı, görevini ihmal ettiği ve suç işlediği yönündeki ifadeler nedeniyle verilen mahkumiyet kararı bozulmuştur. Yargıtay, ifadelerin iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında olduğunu, değer yargısı niteliğinde bulunduğunu ve bağlamı içinde ele alındığında hakaret suçu oluşturmadığını belirtmiştir. Benzer şekilde AYM'nin Hasan Ercan (2015/54) ve Arif Altın (2014/2170) kararları da sert eleştirilerin hâkimin kişiliğine değil kararına yönelik olması halinde ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiğini ortaya koymuştur.
Avukatlara pratik tavsiyeler açısından, dilekçelerde iddiaların somut olay ve delillerle ilişkilendirilmesi, mümkün olduğunca hukuki dil kullanılması, kesin suç isnatları yerine "kuşku doğduğu", "çelişki bulunduğu" gibi ifadelerin tercih edilmesi önerilmektedir. Disiplin cezalarının da ifade özgürlüğüne müdahale oluşturabileceği unutulmamalıdır. Çünkü hafif bir uyarma cezası dahi avukatlar üzerinde caydırıcı etki yaratabilir ve gelecekteki savunmaları kısıtlayabilir.
Sonuç olarak, avukatın savunma dokunulmazlığı, adil yargılanmanın temel taşlarından biridir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları, bu dokunulmazlığın bağlamdan koparılarak değerlendirilemeyeceğini, kamu görevlilerinin geniş eleştiriye katlanması gerektiğini ve savunma hakkının etkili kullanımının demokrasi için vazgeçilmez olduğunu vurgulamaktadır. Hukuk profesyonelleri, müvekkillerini temsil ederken bu içtihatları referans alarak hem etkili savunma yapmalı hem de mesleki sınırları aşmamalıdır. Bu denge, Türk hukuk sisteminin kalitesini doğrudan etkilemektedir.
(Makale yaklaşık 1050 kelime olup, avukatlık mesleği ve insan hakları hukuku uygulayıcıları için kapsamlı bir rehber niteliğindedir.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Anayasa Mahkemesi'nin 21-23 Temmuz 2026 Tarihli Genel Kurul ve Bölüm Gündemleri
Anayasa Mahkemesi'nin bu haftaki toplantı gündeminde yaşam hakkı, kötü muamele yasağı, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, kişi hürriyeti ve adil yargılanma hakkı ihlali iddialarının yer aldığı 80'den fazla bireysel başvuru yer almakta olup, FETÖ iltisakı, infaz hukuku ve sendika hakları gibi konular öne çıkmaktadır.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/8428 E. 2015/10970 K. Sayılı Kararı Işığında Hakaret Suçu ve İfade Özgürlüğü Sınırları
HSYK'ya sunulan dilekçede hâkime yönelik eleştirel ifadeler nedeniyle verilen mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından bozulması, iddia ve savunma dokunulmazlığı, ifade özgürlüğü ile hakaret suçu arasındaki dengeyi AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ışığında detaylı biçimde ele almaktadır.