Anlaşmalı Boşanmada "Paylaşacak Malımız Yoktur" Beyanı Mal Rejiminin Tasfiyesini Gerçekleştirmez: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Lawantra
18.08.2026
Anlaşmalı boşanma süreçlerinde mal rejimi tasfiyesi, uzun yıllardır uygulama ve doktrinde tartışma konusu olmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10 Eylül 2025 tarihli ve E.2024/7, K.2025/498 sayılı kararı, bu konuya önemli bir açıklık getirmektedir. Karar, 18 Ağustos 2005 tarihinde Bakırköy 1. Aile Mahkemesi’nde gerçekleşen anlaşmalı boşanma duruşmasında tarafların "paylaşılacak bir malımız ve eşya talebim yoktur" şeklindeki beyanlarının, aralarındaki mal rejimini tasfiye etmediği sonucuna varmıştır.
Olayda, on altı yıllık evlilik sonrası anlaşmalı olarak boşanan taraflar, dokuz yıl sonra mal rejiminden kaynaklanan alacak davası açmıştır. Erkek tarafı, duruşma tutanağındaki beyana dayanarak davanın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunmuş ve kendi üzerine kayıtlı taşınmazlar için karşı dava açmıştır. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, beyanların mal rejimini tasfiye ettiği gerekçesiyle davaları reddetmiştir. Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E.2021/5382, K.2021/8091 sayılı kararıyla bozma yapmış; bozma kararında protokolde mal rejimine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı, boşanma kararının gerekçe ve hüküm fıkrasında da bu yönde bir ifade olmadığı vurgulanmıştır.
Hukuk Genel Kurulu, bozmaya karşı direnme üzerine dosyayı incelemiş ve TMK m.166/3’teki "boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu" ifadesinin kapsamını belirlemiştir. Kurul’a göre, bu kavram TMK m.174’teki maddi ve manevi tazminat, m.175’teki yoksulluk nafakası ve m.182’deki iştirak nafakasını kapsar. Mal rejiminin tasfiyesi ise boşanmanın fer’isi niteliğinde değildir. Bu nedenle tarafların mal rejimi konusunda anlaşamaması anlaşmalı boşanmanın reddini gerektirmez. Ancak mal rejimi tasfiyesi konusunda anlaşma varsa, bunun protokolde ayrıca ve açıkça yer alması zorunludur.
Kararın anahtar hükmü şöyledir: "Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse, tarafların sırf anlaşmalı olarak boşanmış olmaları aralarındaki mal rejimini de tasfiye ettikleri anlamında kabul edilemez." Kurul, tasfiye anlaşmasının mümkün olduğunu, eşlerin mal varlığını paylaşarak veya feragat ederek tasfiye edebileceğini, ancak bunun soyut, muğlak ifadelerle değil, somut ve tek tek malları belirterek yapılması gerektiğini vurgulamıştır. "Paylaşacak malımız yoktur" gibi genel ifadeler, feragat olarak kabul edilmez. Feragat, somutlaştırılmış bir hakka ilişkin, kayıtsız şartsız ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olmalıdır.
Karar, "doğmamış haktan feragat olmaz" itirazını da ele almıştır. TMK m.225/2’ye göre mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer ve tasfiyeden kaynaklanan alacak hakkı bu tarihte doğar. Dava edilebilirlik ise boşanma hükmünün kesinleşmesine bağlıdır. Anlaşmalı boşanmada eşler, dava açmakla doğan hakları üzerinde tasarrufta bulunabilir. Bu ayrım, protokoldeki tasfiye hükümlerinin geçerliliğini güçlendirir.
Karşı oy, duruşma tutanağındaki beyanların mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğunu ve "mal" tabirinin TMK m.219-222 kapsamında tüm ekonomik varlıkları kapsadığını savunmuştur. Ancak çoğunluk görüşü, feragatin hukuki ağırlığı nedeniyle kalıp ifadelerle kabul edilemeyeceğini, ayrıca Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin E.2017/9765, K.2017/11128 sayılı kararında genel ifadelerin mal rejimini kapsamadığı yönündeki içtihadını referans göstermiştir.
Karar, zamanaşımı açısından da aydınlatıcıdır. Mal rejimi tasfiyesinden kaynaklanan alacaklar, TMK m.178’deki bir yıllık zamanaşımına tabi değildir. Hukuk Genel Kurulu’nun E.2013/8-375, K.2013/520 sayılı kararı uyarınca TBK m.146’daki on yıllık genel zamanaşımı uygulanır. Yetki konusunda ise TMK m.214 kesin yetki getirmemektedir; süresinde ileri sürülmeyen itirazlar sonuç doğurmaz.
Tasfiyeye giren dönem bakımından, 1989 evliliği ve 2005 dava tarihi göz önüne alındığında, 1 Ocak 2002’ye kadar mülga 743 sayılı Kanun m.170 mal ayrılığı, sonrasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Uzun evliliklerde bu tarih ayrımının dilekçede kurulması kritik önem taşır.
Avukatlar için pratik çıkarımlar şunlardır: Boşanma protokollerinde mal rejimi tasfiyesi ayrı başlık altında, mallar tek tek (ada-parsel, plaka, pay oranı belirtilerek) düzenlenmelidir. Feragat ifadeleri "katılma alacağı ve değer artış payı taleplerimden feragat ediyorum" şeklinde açık olmalıdır. Protokolün duruşma tutanağına geçirilmesi ve hüküm fıkrasında onaylanması, sonraki uyuşmazlıkları önler. Tasfiye davası açarken boşanma dosyasının (protokol, tutanak, hüküm) eksiksiz getirtilmesi ve üç aşamalı inceleme (protokolde düzenleme var mı, gerekçe/hükümde karar var mı, mallar özgülenmiş mi) yapılmalıdır.
Bu karar, protokol hazırlığının ciddiyetini bir kez daha vurgular. Yirmi yıl önce yazılan üç satırlık muğlak bir ifade, yirmi yıl süren yargılama sürecine yol açmıştır. Hukuk profesyonelleri olarak, anlaşmalı boşanma protokollerini formalite olmaktan çıkarıp, müvekkillerin uzun vadeli menfaatlerini koruyan, somut ve net metinler haline getirmeliyiz. Karar, TMK m.2 dürüstlük kuralı ile m.166/3 arasındaki dengeyi de netleştirerek aile hukuku pratiğine rehberlik etmektedir. (Word count: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.